19 Kasım 2016 Cumartesi

ARMUT PİŞ , AĞZIMA DÜŞ




Atatürk  Havaalanı’nın eski ismi Yeşilköy’dü.  Sabah saatleri yoğun olan ,önünde ufacık otoparkı ile henüz uluslararası hüviyeti  olmayan havaaalanı.

Trafik çok yoğun olmadığı için uçuştan 30 dakika önce gelir , acele ile aracı parkeder ,emniyetten geçerek , kontuara ulaşırdık. Bu sıkışık uçuş zamanlamasında sadece bir kez uçağı kaçırdım. Bir saat sonraki Ankara uçağına bindim , sorun olmadı..

Uçak arkadaşlığı ise bambaşka bir keyifti. Yanında oturanı tanımak , çeşitli konularda sohbet etmek gerçekten farklıydı. Hani birde şansınıza yanınıza güzel bir kız düşmüşse o seyahat göz açıp kapayana kadar biterdi.

Son yıllarda uçak arkadaşlığı , sohbetler  bitti kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Günaydın bile diyen yok... Bende soğuklaştım artık muhabbet olmuyor..

Geçenlerde İstanbul  Metro’sunda yaşlı bir dedeye rastladım.. Elinde bastonu ile zor yürüyordu.  Üzerinde kalın paltosu , kafasında şapkasıyla belli ki köy kökenliydi.

Yanıma oturdu. Sirkeci’ye gidecekmiş...

Rahmetli babama benzettim amcayı.. Konuşayım istedim...

Amca kaç yaşındasın ?
Seksen beş...
Nerelisin amca ?
Muş’luyum..
Zengök Oteli bilirmisin ? Hani Sakık’ların olan , rüzgarda cam ,çerçevenin sallandığı ?
Yok oğul , ben Bulanık’lıyım..
İstanbul’a misafirliğemi geldin ? Çoluk çoçuk ?
Yok oğul , atmış yıl oldu geleli . İnşaatlarda çalıştım. Ondört çocuğum var. Onlarda inşaatlarda çalışıyorlar..
Torun varmı ,torun ?
Yüzden fazla diyorlar. Her çocuktan  sekiz –on torun var..
Peki sen hepsini tanıyormusun bunların ?
Yok be oğul .Çocukların  bile ismini unutuyorum. Torunları bazen getiriyorlar , bu adam dedeniz diyorlar..

Şimdilerde bir çoban  bir koyun hikayesidir gidiyor...
Yok koyunun oyu eşit değilmiş  falan filan..

Kardeşim ,  oy verenin ne kabahati var , kim daha güzel mesaj veriyorsa ona veriyor...
Kardeşim , oy isteyenin ne kabahati var , oy istiyorsa kendi için istiyor.Vatandaşın oyunu zorla mı alıyorlar ?

Otuz yıl önce  şehirli  - köylü oranı % 30 - 70 ken  bugün  il ve ilçelerde yaşama  oran % 92 -8 oldu. Sözün kısası yerleşim yerleri köyler yerine şehirler oldu...

O zaman hedef il ve ilçeler.

Seçmenler ise köyden şehire göçen insanlar oldu..
Yaşlı dede ve geniş ailesine hizmet verenin  oyu alacağı açıktır..

O zaman hedef yaşlı amca ve geniş ailesi..

Bimetal malzeme nasıl ki ısıya doğru yönlenirsa , oy vereceklerin kaygısı ise kendine sağlanacak menfaattir...  Bir anlamda güneşe yakın olan ısınıyor...

Belediyecilik hizmetleri vatandaşı  ısıtacak en önemli enstrümanlardan birisi... Kim fazlasını verirse oyu alıyor..
Belediyecilik AKP 'nin iyi yaptığı işlerden.. CHP nin ise başarılı olduğu yer  Eskişehir ile sınırlı..

Halkın CHP  ye büyük destek verdiği Şişli’de kavgalar ,çekişmeler durulmadı . Beşiktaş belediye başkanını  neredeyse partiden atıyorlar . Ataşehir ‘de katma değer oluşmadı . Kadıköy belediye başkanı sönük kaldı... Neden daha etkili yöneticiler seçilmedi ?

Bu kadar olumsuzluklar yaşanmasına rağmen AKP  hala ayakta.

Bunun en büyük nedeni belediye işleri .

O  zaman CHP  olarak siz çok daha başarılı olmak zorundasınız..

Sonuç olarak halkın beklentileri ve referanslar iktidara gelecek olanı belirler..

Armut piş , ağzıma düş.... Herşeyi hazır beklemeyelim.

No pain , no gain...




  

ŞEFİN SÜRPRİZİ





Şu ecnebilere acıyorum doğrusu , yaratıcılıkları ve zenginlikleri yok ..

Lokantaya gidip menü istesek ve ne yiyelim desek hemen fillet (bonfile) ,t-bone (dana pirzola) , sirlain (biftek ) ,trout (alabalık ) makarna ,pizza ve somonu dayarlar. Biraz daha klas lokanta olursa belki Chateubriand ( Şatobiryan ) bulursunuz.

Bizde öylemi ? Osmanlı mutfağı gelsin çorbalar , makarnalar ,pilavlar ,zeytinyağlılar , etler, kebaplar ,tatlılar...

Her gün önüne sürpriz çıkabilir....

Adına günün yemeği veya şefin sürprizi diyorlar...

Yaratıcı ve zenginiz...

Çok üzülüyorum şu ecnebiler için, çok  ...

Siyaset hayatımızda renkli bizim..

Ecnebiler öyle mi ? İhtiyaca göre çalışıp kanunu ortaya koymuşlar , on yıllarca devam... Yahu insan arada sırada değiştirir ,olmuyorsa orasını burasını eller ,kurcalar...

Çok üzülüyorum şu ecnebiler için , çok ..

Siyasetleri de sıkıcı , banal. Bir kavga bile yok...

Bizde öyle mi ? Hergün gündem değişimi , hergün abukluk ,hergün kavga...

İnsan yaşadığını anlıyor doğrusu..

Çok üzülüyorum şu ecnebiler için , çok ..

Bakalım  bugün ülkemizde büyük  şefin sürprizi ne olacak ?

8 Ekim 2016 Cumartesi

GÖRSEL EĞİTİM İSTASYONU , AYRILIK ÇEŞMESİ




Ayrılık Çeşmesi metro'sunu hemen hemen herkes biliyor artık .En yogun istasyonlardan birisi.

Tren geldiğinde doğal olarak insanlar aktarma yapmak için hızlı bir şekilde yürüyen merdivene ulaşıp yukarı çıkmak istiyorlar ve inanılmaz kalabalık . İniş ise genelde sakin oluyor.

İşte gene böyle kalabalık bir günde yukarı çıkmak istedik ancak yukardan aşağı doğru bir baskı oluştu ,insanlar refleks halinde geriye doğru gitmeye başladılar ..

Yukarı ulaştığımızda nedeni anlaşıldı ;

İki tane bacımız aşağı gitmek için yukarı doğru giden asansöre binmeye çalışıyorlardı , hemde el ele.
Merdiven yukarı doğru gidince bacılarımız zıplayıp geri gidiyorlar ama gene de vazgeçmiyorlardı . Herhalde niyeti bozdular diye düşündüm. Belki takıntı hastalığı vardır . Bilemezsin !!! .

Şaka gibi değil mi ? Halbuki Üç metre sağda aşağı giden yürüyen merdiven var.

İşte bu yaşlı gözler bunları gördü..

Kimler miydi ?

Şimdi beni ayrımcılıkla ,insanları aşağılamakla suçlayanlar olacaktır o nedenle ben yorum yapmayayım siz anlayıverin gari..

İşin özü eğitim ,bilgi ,görgü..

Onun için gavur Ay'a giderken benim vatandaşım aşağı giden yürüyen merdivenle bile inemiyor...

Rönesans ve reform döneminde geçen 500 senede gavurun tırnağıyla kaza kaza geldiği yere 15 senede geleyim istiyorsun... Şalter atıyor , olmuyor..

Köprüler ,yollar yapayım istiyorsun ...yapıyorsun , insanlara eğitim yatırımı yapmadığın için kazalar azalmıyor , yalnış kullanım azalmıyor bu nedenle olmuyor.

Denizi ,karayı birbirine birleştirmeye çalışıyorsun ancak insanı birleştirmeyi unuttuğun için olmuyor...

Onun için şair şiirini yazmış ;

'' Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin ''

Gönül sizi daha çok görmek isterdi ancak siz gitmek istediğiniz için bizim yapacak birşeyimiz kalmıyor.

Malum teklif var israr yok.....

16 Ağustos 2016 Salı

CİZVİTLER



Allah'tan İlahiyat Fakültelerinde yeni nesil yetişmiş hocalar ve ülkede önemli stratejistler var. 
Anlatıyorlar , yorum yapıyorlar. Kafana uyuyorsa inanıyorsun , mantıkllı gelmiyorsa atıyorsun.            
 Bir ihtimal daha var ; anlatılanları anlamıyorsun, çünkü seviyen yetmiyor .Çok normal , yılların deneyimini bir anda hap gibi yutmak mümkün değil. Üzerinde emek vermek gerekiyor...

Çok kısaca dedikleri ;
Hristiyanlık yayılması biner yıllık 3 dönem içeriyor.
1) İlk 1000 yıl Avrupa'nın Hristiyan'laşması...
2) İkinci 1000 yıl Amerika kıtasının Hristiyan'laşması
3) Üçüncü 1000 yıl Asya - Afrika kıtasının Hristiyan'laşması
İlk iki madde de başarılı oldular...
Sıra üçüncü madde olan Asya ve Afrika operasyonları...
İşin sahibi Cizvitler'in uzantısı Amerika içindeki güçler...
Artık siz CIA mı dersiniz , başka oluşum mu dersiniz..
Seçilmiş adam Fetullah Gülen...
Yapılan operasyonlar yöntem olarak yabancı kaynaklı...
Desteklerin bir kısmı içerdeki neyin ne olduğuna vakıf olmayan insanlar siyasiler , iş adamları , sporcular , yargı mensupları , askerler , sağlık çalışanları ... Neredeyse ülkenin önemli bir kısmı..
Fetullah Gülen'in Prensilvanya'da oturduğu çiftlik eski bir Cizvit eğitim merkezi...
Uzun yıllar boyunca ekilen ağaçlar meyvalarını vermiş...
Yetişip ,olgunlaşanlar şimdilerde ağacın dibine düşmüş ancak ağaç hala meyva dolu.
Üstelik bu ağaç dikildiğinde gübreyi veren ,sulayan ,budayan hep bizim çok bilen, ikbal peşinde koşan siyasilerimiz olmuş...
Şurası belli ki yurtdışından birileri bir gün mutlaka düğmeye basacaklardı belki de düğmeye basmadan 10 - 15 yıl sonra ülkeye hakim olacaklardı. Malesef heryere nufus etmişler....Nereden bakarsanız bakın her seviyede 30-40.000 casus üretmişler . İçerde ve dışarda operasyon yapıp bilgileri CIA 'ye vermişler....
Sadece Türkiye'de değil , dünyanın her yerinde potansiyel tehlike oluşturmuşlar... Artık nerede darbe girişimi olsa FETÖ 'den bileceğiz....

Şimdilerde acaba ağacı nasıl kuruturuz soruları var....
Kusura bakmayın ama neticesi ne olursa olsun ağacı kesmekten başka çözüm yok....
Bu kadar stratejik yaklaşımdan sonra bakalım yeterli aksiyon olacak mı ?
Bekleyip , göreceğiz....
Allah milletimize kötü gün göstermesin.....

21 Temmuz 2016 Perşembe

ÇOK ACIYORUM ŞU AVRUPALI GENÇLERE ÇOK




Aralık 1987. Yeni çalışmaya başladığım şirketimin bayi ve servis teşkilatını tanımak için Fevzi Ülger arkadaşımla Türkiye'yi geziyoruz. Altımızda şirketten çok kolay alamadığımız Taunus aracı. Şirket envanterinde Anadol araçlar vardı o dönemde. Biz uzun seyahat yapacağımız için Taunus'u Muammer abiden kapmıştık. Uzun ve tehlikeli yollar ,birde uzun yolda araç kullanma alışkanlıkları olmayınca Fevzi'den fırça yemek olağan olmuştu...
Çeşitli il ve ilçeleri dolaştıktan sonra yolumuz Diyarbakır'a düştü. Bayimiz rahmetli İzzet Gürüz araçları genelde un fabrikasında satıyor paraları nakit olarak muhasebeden tahsil ediyordu. Araçların üstü genelde un ve işlenmemiş buğday taneleri ile kaplıydı. Bugünkü gibi araç teslimi , müşteri memnuniyeti, bayilerin denetlenmesi falan hikaye .Aracı buldun mu parayı bastırıp alacak ,arkana bile bakmayacaksın..
İşimiz servis olduğu için servis ziyaretlerine başladık. Kamyon servisi rahmetli Şükrü Arık , minibüs servisi Şükrü Unat... Çevresinde bilinen, tanınan insanlardı...
Adetten akşam yemeği mutlaka birlikte yenir ,sohbet edilirdi. Doğal olarak davet almış ve lokantaya gitmiştik. Lokanta Dıyarbakır'ın otantik havası haricinde modern dizayn edilmiş , mor ışıkları olan loş bir mekandı... Herhalde içki olduğu için o yeri seçmişlerdi....
Güzel bir sohbet sonrası , Diyarbakır'ı gece gezdirmek , tanıtmak istediler... Bazı yerleri gezdik....En son olarak OHAL bölge valisinin kaldığı yeri görelim dediler. Herhalde ilginç bir yer ki götürüyorlar diye düşündük ve kabul ettik...
OHAL ziyaretimizden birkaç ay önce Temmuz 1987 de ilan edilmiş ve başına halk arasında süper vali olarak isimlendirilen Hayri Kozakcıoğlu getirilmişti.
Havalı ,yeşil gözlü , yakışıklı insandı. Diyarbakır'dan hapşırsa İstanbul'dan duyulurdu..
Arabamız şöyle bir tur attı ve karanlık çıkmaz sokağa girdi..Belli ki aracı kullanan arkadaşımız da ilk defa geliyordu....
Bir anda arabanın etrafını onlarca polis sardı ve silahlarını bize doğrulttular....
Polisler ve araba içinde beş tane adam...
Polis gürledi !!!!!
Kimsiniz ? Burada ne işiniz var ?
Esnafız komiserim. Müdürlerimiz İstanbul'dan geldiler ,şehrimizi gezdiriyoruz . Birde sayın valimizin yerini gösterelim istedik...
Ulan burası turistlik yer mi ? Turistlik yer istiyorsanız , kafanıza sıkmadan s.....n gidin Antalya'ya ... Toz olun !!!!
Güzel bir fırçadan sonra hemen arkamıza bakmadan tüydük...
İşte o gün ben OHAL ile tanıştım...
Aslında örfi idare , tanzim satış , olaganüstü hal ,darbe falan bunlara yaşımız ve yaşadıklarımız nedeniyle yabancı değiliz...
Avrupa ülkelerinde böyle uygulamalar olmadığı için garibim gençleri cahil kalıyor ,bilmiyorlar.... Hani delinin biri çıkıp , Dünya savaşı çıkarmasa savaşın ,kavganın kelime anlamını lügatlar da bile bulamayacaklar..
Bizim ülkemizde ise bilmemek mümkün değil...
Genç nesil yaşları itibariyle bunları bilmiyor ancak öğrenmek için her imkan mevcut..
Richard Gere'nin nefes nefese filmi gibi her an aksiyon...
Bugünlerde gençler darbeyi gördüler, OHAL'i gördüler yarın başka şeyleri görürler mi bilinmez......
Tarih tekrarı değişmiyor sadece teknoloji değişiyor ülkemizde....
Biz radyodan , basılmışsa gazeteden izlerdik gelişmeleri...
Şimdiki gençler televzyonlardan , cep telefonlarından ,online meydanlardan izliyor , yaşıyor gelişmeleri...
Çok acıyorum şu Avrupa'lı gençlere çok ...
Heyecan yaşayamıyorlar.
Cahil kalıyorlar cahil....
Çok acıyorum şu Avrupa'lı gençlere çok ...

13 Temmuz 2016 Çarşamba

GDO VE AKP




Bir arkadaşım hergün on tane yazı yazacağına, kitap yaz da satın alalım sende para kazan dedi. Haklı, ayrıca kimin paraya ihtiyacı yok ki ?
Ciddi okur yazar kesimi haricinde zaten kitap okuyan yok. Gazete makaleleri ,köşe yazıları bile birkaç paragrafı geçince okunmuyor...
Günümüz İnsanı çok şeyi ,kısa ,özet olarak okumak hatta sadece manşet ve resimlerine bakmayı seviyor..
Twitter'in ticari başarısı altında bu yatıyor. 140 Karakterde anlatmak istediğini net olarak anlat ve istersen resim ekle...
Bol sat ,sürümden kazan....
Yoksa yazacak çok şey var...
Yazmak en kolayı, sen Türkiye gündeminden haber ver !
Bombalar, paraleller , Balyozlar ,Ergenekonlar,Suriye'liler , hukuksuzluk, adaletsizlik, casusluk dosyaları ,PKK , terör ,İŞİD , siyasilerin gafları hiç eksik oluyor.
Çiçek böcek çok olunca insanın şair olması gibi birşey..
Acı var acı, insanı şair yapan....
Birde doğallık var , doğadan, hayattan esinlenmek var...
Örneğin GDO ve AKP ......
Hayda ne ilişki diyeniniz olacaktır...
Bu adam AKP 'ye kafayı diyen olacaktır..
Zaten AKP düşmanı diyen olacaktır...
Hiç öyle değil ben işin siyaset tarafı ile ilgilenmiyorum sadece yazı için örnekleme yapıyorum. AKP nin raytingi yüksek olduğu için bu partinin ismini kullanıyorum. Capisci ?
Avrupa ,Amerika savaşlar sonrası çok zorluklar geçirmiş....
Erkekler ölmüş , ekonomi berbat durumda...
Üretim lazım, bir şekilde tekerleğin dönmesi lazım..
Kadınlar mecburen iş hayatına atılmışlar..
Ayakkabiyı ,arabayı kadınlar üretmeye başlamış..
Kadın işte ,yemeği kim , ne zaman yapacak ?
Devreye fast food girmiş....Bol ve çabuk gıda..
Zamanla artan nufus ,artan talep , artan üretim ...
Kurulan tavuk ,büyükbaş çiflikleri.... Balık üretim çiflikleri...
Daha bol domates ,mısır...
Kullanılan hormonlar ,kimyasal gübreler ve GDO..
Evet bugün karnımız doyuyor... Hızlı ve bol...
Evet , ama kanser kaynaklı ölümler nedeniyle artan canazelerde..
Ya yarın hiç küşkunuz olmasın daha da artacaktır..
Ölümler , hastalıklar ticari hale dönüştü...
Global dünyada kansere neden olan GDO lu malzemeyi satanlar ve kanserin ilacını satanlar aynı markalar...
İkibinli yılların başı , Türkiye gerek ekonomik gerekse siyaseten bitik durumda..
Dönemin siyasetcileri ölmüş ancak öldüğünü anlamamış...
Halk şikayetci , deniz aşırı ülkedeki abilerimiz şikayetçi
Mutlaka yeni kan lazım....
Sahaya yeni oyuncu olarak AKP giriyor...
Hasta ülkeye ilaç oluyor....Üretim başlıyor...
Ülke büyüyor....İşler yoluna giriyor...
Daha fazla üretim gerekiyor...
İnsan çiflikleri kuruluyor...
Daha fazla üretim için hormon kullanmaya başlanıyor...
Herşey siyaset ,ticaret ve hala tarifini tam bulamadığım haklı dava adına...
İnsanlar GDO nedenli olarak oralarından buralarından patlak vermeye başlıyor...
Hırsızlık ,uğursuzluk ,yandaşlık ,hukuksuzluk ,yobazlık , eksen kayması..
GDO o kadar etkin oluyor ki , geri dönüş olmuyor..
Bu insanlarla etkileşime girenler zehirleniyor....
Ülke gündeminden zehirlenme nedeniyle ölümler eksik olmuyor..
Çoğu insanı bıktıracak şekilde hergün bir gariplik hergün bir saçmalık..
İnsanlara GDO lu fikirler verip hasta edenlerin ilacı da ellerinde ancak vermiyorlar.
Aradaki tek fark o ;
Geldikleri karanlıklara dönmek....
Gördünüz mü ? Doğa ile bazı şeyler anlatılabiliyor...
Gerçi gene uzun yazarak verilen mesajı tam ifade edemedim..
Böyle bir konuyu hap olarak içmek pek mümkün değil..
Öyleyse akılda kalacak başlık olarak verelim..
Domatesin GDO'su süsüdür.. süsü....
AKP'nin GDO'su ise özüdür.. özü...

3 Temmuz 2016 Pazar

BABYSITTER



Tarih 11 Eylül 2001.
İsmi henüz yeni yeni duyulan aşırı dinci El Kaide örgütünün militanları akıl almaz yöntemle Amerika'ya saldırıyorlar ve kendileri dahil 2996 kişinin ölümüne neden oluyorlar.
Herkes tedirgin , herkes bekleyiş içersinde...
Ne olacak şimdi ?
Uçak ,tren seferleri duruyor. İnsanlar seyahat etmekten, dışarı çıkmaktan korkuyorlar....
Bizim biraz farklı bir tedirginliğimiz ve bekleyişimiz var ;
O dönem çalıştığım uluslararası firma , markanın satış sonrasında ülke birincisi olması nedeniyle iki bayimizle ve eşimle birlikte Afrika ve Okyanusya'ya gönderecek olması....
Ülkeden ayrılış tarihi 20 Eylül ,biletler hazır ,program yapılmış, vizeler tamamlanmış ancak firmadan gelecek haberi bekliyoruz.İptal büyük bir olasılık...
Global firmalarda güvenlik çok önemli ve sadece bu işle çalışan bir bölüm mevcut...
Sonunda Amerika'dan haber geldi. Büyük bir organizasyon olduğu için iptal etmemişler ....
Sevinmiştik , bu program katılmak her çalışana nasip olmazdı..
İlk durak Almanya aktarmalı Johannesburg , oradan özel uçakla Kruger doğa parkı oldu.
Vahşi orman içiersinde , havuzlu villalar , yiyecek , içecek her türlü konfor mevcuttu.
Geceleri yemek ve eğlence gündüzleri safari.....
Sabahın erken saatlerinde üstü açık arazi araçlar ile vahşi doğaya ekipler halinde yayılmak. Hayvanları izlemek....
Aslanlar , kaplanlar ,filler, zebralar..... Artık aklınıza ne gelirse..
Üstü açık araçlar hayvanların 3-5 metre yakınına kadar yaklaşıyor açık ancak hayvanlar saldırı yapmıyorlardı. Özellikle aslanlar ,kaplanlar hep birlikte oturuyor ve gevrek gevrek insanlara bakıyorlardı.
Doğal olarak korkuyor ve merak ediyorduk , neden saldırmıyorlar ?
Acaba biz gelmeden ilaç mı verdiler ?
O büyük parkta bunu yapabilmek mümkün değildi..
Merakımızı rehber giderdi...
Karnı tok aslan , insan ve hayvanlara saldırmaz. Biz hayvanların avlanma saati sonrasını seçtiğimiz için tehlike yok merak etmeyin.
İşte size doğadan çok önemli bir mesaj....
Tok saldırmıyor. Ya aç olduklarında ?
Babysitter bizim lugatımıza İngilizce'den girdi. Bebek bakıcısı demek..
Amerika ve İngiltere'de çocuklara bakmak için genelde üniversiteli kızların saatlık yaptıkları iş.
Karı koca yemeğe ,konsere gider , babysitter ise çocuklara bakmaya eve ..
Üniversite çağı ,güzel güzel , diri vucutlu genç hatunlar...
Evin erkeği ilgi duymaya başlar hatunun birine..
Açtır, gözü doymamıştır..
Hele hele karısıyla arası kötüyse...
Hatuna para lazım o da pek kayıtsız kalmaz evin reisine..
Seviyeli bir ilişki başlar aralarında..
Gizlice buluşmalar , otel odaları ,garsoniyerler..
Her iki tarafta memnundur ilİşkiden..
Alan razı veren razı...
Ancak evin hanımı hesaba katılmamıştır..
Açığa çıkar ilişkiler , hiç bir şeyin gizli kalamayacağı gibi...
Kadın öğrenir....
Amerikalı bu , ekonomik özgürlüğüne sahip,,,
Bireysel öz güveni fazla....
Toplar tası tarağı doğru yeni bir hayata yelken açar....
Bizim birçok kadınımız gibi değildir.
Razı değildir bir çok kez aldatılmaya..
Zevki ,safası , kişisel mutluluğu için hertürlü ortamı yaratmaya çalışan koca ortada kalır.
Artık kirli donlarıyla başbaşadır...
Ülkemizde hem aile hayatında hemde siyasette buna benzer hikayeler çok oluyor..
Dört kadına ,kumaya,metrese ,mutaya razı çok insan var...
İktidarı oluşturanlar da aç gözlülüklerini her seviyede belli ediyorlar..
Amaca ulaşmak için kullandıkları araçları çoğaltmak istiyorlar..
Vakıflar , İmam hatipler , muhtarlar ,yandaşlar , garip guraba yetmedi şimdi de sıra Suriyeli'lerde .
Suriyeli'leri vatandaş yapıp oy toplamak istiyorlar....
Avrupalı Suriyeli'leri istemedi .Sonuçta donanım katılesi düşük insan topluluğu . Ülkesine huzur vermeyeceğini bildiği için on bin tanesini bile istemedi. Bize üç milyon paketlenmiş bir millet gönderdiler.
Avrupa bize babysitter görevi verdi. Karşılığında bir miktar para..
Üç milyon Suriye'li.... Vatandaş yaparız... Oy deposu...Yüz sene iktidar garanti....
Diri vucutlu üniversitesi öğrencisi gibi...
Nasıl olsa itiraz eden, evi terk eden, ekonomik özgürlüğüne kavuşmuş bir millet yok karşılarında...
Çoğunluğu sadaka kültürüyle hayatını sürdürmeye çalışan bir toplum...
Bundan iyi fırsat mı olur...
Hazır Avrupa'dan gelen para da var..
Karınlarını doyururuz ,bize saldırmaz, biat ederler..
Malum Maslow ihtiyaç teorisi gibi birgün karınları acıktığında doyurmayı yeterli bulmayıp vahşi hayvanlar gibi saldırırlarsa ne yaparız ?
O güne kalmam zaten , kalan düşünsün derseniz...
Vallahi paramparça ederler kalanları....

İşte o zaman ateşler ateşler......

Zebaniler , zebaniler....