20 Haziran 2016 Pazartesi

DEMOKRASİ




Birgün hasta doktora gelir.

Doktor bey (neden doktor hanım demezler ?) ölümcül bir hastalığa yakalandım ancak çaresi yokmuş 3 ay ömür biçtiler ,birde sen bak der...
Doktor muayene ve tetkiklerini yapar , teşhis diğer doktorları dediği gibidir ancak tedavi öngörmez. Git hayatını yaşa , ne istersen onu yap der...
Hasta kızar , üzülür ama çaresiz ayrılır doktorun yanından...
Son günlerini yaşamak için nehir kıyısına gider , ağaç gölgesine saklanır....
Birde ne görsün ; Kocaman bir piton yılanı timsah yakalamış , kendinden daha büyük timsahı boğarak öldürür ve mideye indirir...
Yılan yemekten sonra uykuya dalar ancak kocaman timsah ağır gelmiştir ,midesi bulanır ve kusar.....
Bizim hasta yılan kusmuğunun tadı nasıldır merak eder, nasıl olsa öleceğim der ve belli miktarını yer....
Hikaye bu ya , hasta o günden sonra hızla iyileşir ve turp gibi olur.
İyileşince soluğu doktorun yanında alır. Siz doktorlar hiçbirşey bilmiyorsunuz bak siz çare bulamadınız ben buldum der....
Doktor sakince hastayı dinler ve cevap verir....
Sen timsah yiyen piton yılanının kusmuğunu yedin ve iyileştin deyince ,hasta hayretle nereden biliyorsun ? Madem biliyordun neden söylemedin ? Diye sitem eder....
Doktorun cevabı net olur...
Doğada mucizeler var elbette ancak onu elde etmek çok düşük ihtimaldir , hastalarımızı boşuna hayal peşinde koşturmak istemeyiz..
Türkiye'nin geldiği durumda ilaç mucizevi değildir ;
İyileşmek isteyen her hastanın bakkalda bile bulabileceği ilaçtır..
Adına '' Demokrasi '' diyorlar....
Soru sen o ilacı kullanmak istiyor musun , istemiyor musun ?

18 Haziran 2016 Cumartesi

BAŞ MÜFETTİŞ






Başrolünü  Danny Kaye ‘in oynadığı  Gogol’un güzel  eseri  Baş Müfettiş  sinema tarihinin önemli eserlerden biridir.

Kasabayı  denetlemek için gönderilen  müfettişin hikayesidir. Doğal olarak uygulamaları sorunsuz göstermek isteyen yerel yönetimin müfettiş  zannettikleri  Danny Kaye ile yaşanan komik olayların anlatımıdır.

Okullarda da müfettiş geldiği zaman yapılan hazırlıkları sizde hatırlarsınız.
 Başta müdür olmak üzere bütün öğretmenler diken üzerindedir. Hababam sınıfında bile müfettişin rolü önemlidir.

Askerlik anılarımızın en hatırlanan yerinde denetlemeler  vardır.
Günlerce hazırlanırsınız ,  birliğinize dönemin Genel  Kurmay Başkanı  gelecektir.
Her yer pırıl pırıl . Bal dök yala derler ya öyle....
Ne sorabilir ? Ne ister ? Nasıl hata yapmayız ?
Defalarca gözden geçirilir.
Sonuçta paşa gelir ancak  helikopterle  birliğin üzerinden geçer gider.
Helikopter yüzlerce metre yukardan geçip giderken ...
Komutan tekmil verir  ..  Dikkat....  Esas duruş .... İleri bak....

Ne yapalım herşey planlandığı gibi olmuyor... Biz hazırlığımızı yaptık ya..

Harbe hazırlık eğitimlerin ruhunda bu var...

Daima hazır olmak....
Daima istim üzerinde olmak ...

Yıllarca yurtdışına gittik geldik ....
Zaman zaman gezmek için kiliselerine gittik . Oralarda kliseler aynı zamanda türistlik yerler..
Muazzam kiliseler yapmışlar. Ne ararsan var içinde mimari , resim , figür ,estetik ...
Paris’te , Barcelona’da , Vatikan’da , Köln’de...

Oraları görünce bizim camiler neden böyle değil  ? diye kendime çok sormuşumdur...
Bizde Mimar Sinan’ın mirasını yemek adetten olmuş , bilinen çok fazla mimar çıkartamamışız..
Gönül istiyor bizim de olsun..

Sağolsun sayın cumhurbaşkanı açıkladı ;

·         Taksim’e yakışır cami yapacağız....O bölgede yeteri kadar cami yok....
·         AKM yerine opera binası yapacağız....
·         Gezi parkına Topçu Kışlası yapacağız. Tarihi eser yapacağız.. Turistler gelecek..

Seviyesiz yazar ,çizer , entel dantel  takımı hemen karşı çıkmışlar.....

İlber isimli tarih hocası  ,  tarihi eser inşa edilmez , korunur diye yazmış..
Olsun taklitini yaparız , anlamayan yer... Roma’da da var..

Opera binasını yapta hangi müziği seslendireceğiz diye soran cahil yazarlar var..
Mehter marşi  ne güne duruyor ? Çeşitli versiyonlarını koyarız olur biter...

Kuğu gölü balesinde  balerin tütüsü  yerine ne giydireceğiz diye soran cahiller var ...
Hiç sorun değil , tesettür  usulü elbise yapar kuğumuzu örteriz... Hem de üşümezler....

Gezi parkında kışla yaptırmak istemeyenler olacaktır ....
Olsun onları da ezer geçeriz....

Sağolsun sayın cumhurbaşkanımız sayesinde halkımız  hergün değişen gündemle harbe hazırlık eğitimi içinde...

Devamlı gündem oluşturma , devamlı gerilim , devamlı eğitim....

Eğer sayın cumhurbaşkanı  , Fatih Terim’in yerine Türk milli takımının teknik direktörü olsaydı devamlı gerilim , devamlı eğitimle takımı harbe hazır tutar Avrupa şampiyonu bile olurduk...

Allah sizi başımızdan eksik etmesin sayın cumhurbaşkanı....

Çok yaşayın siz....

Baş tacısınız....










17 Haziran 2016 Cuma

BU DA MI GOL DEĞİL MUSTAFA ABİ , BU DA MI GOL DEĞİL ?





Kuzenim çok akıllı ve çalışkandır. Bir ay ara ile doğduk , ilkokulu beraber okuduk . Birlikte okuduğumuz Kabataş Erkek Lisesi’den mezun oldu.Ben bitirmeden mezun oldum !!!!
Nasıl oluyor demeyin bu aralar çok moda bizim zamanımızda öyleydi diyelim geçelim.
Neyse o ülkenin gururu Boğaziçi Üniversitesi’den Elektronik mühendisi olarak mezun oldu. Evde elektrik , tesisat,marangozluk işlerine merakı vardır. Kendisi yapar , evde el aletlerinin bulunduğu küçük bir atelyesi vardır.
Devre bilmeyen elektrikçi, boru hesabı bilmeyen tesisatcı mı yapacak benim işimi der ve işe soyunur..
Herşey iyi güzel de benim için kötü örnektir ; Kaynanam zaman zaman seni makina mühendisi olduğun için kızımıza verdik , bir musluk tamir edemiyorsun diye sitem eder..Bu da beni sinir olmama yeter.
Bu örnek haricinde zaten hayatta üç şeye sinir olurum.
• Pastırmanın sinirine sinir olurum
• Hayatında yemek kültürü olmadan doğudan gelerek kendini kebap ustası olarak tanıtanlara...
• Otantik bilgisi olmadan uzmanlık yapan kendinden menkul gurmelere ..
Özellikle öğrencilik yaptıkları Amerika'dan ,Fransa'dan gelip Türk yemekleri konusunda fikir yürüten çakma gürmeler...
Hayatlarında 1-2 kez Anadolu'ya gidip , yetiştikleri kültür üzerine yemek inşaa etmeye çalışanlar...
Gurmelik sevgi ister ,emek ister, bilgi ister...
Çocukluk ve gençlik yıllarımı Ortaköy'de yaşanınca , Ermeni , Rum, Yahudi yemeklerini tadıyorsun ister istemez... Madam Zabel’in inanılmaz zeytinyağlı dolmaları...
Anne Marmaris’li , baba Merzifon’lu olunca gelsin zeytinyağlılar , gitsin keşkekler..
Enişte Diyarbakır'lı ise eliyle yaptığı patlıcanlı kebabı unutamazsın..
Kayınvalide ,yenge Urfa , Gaziantepli olunca gelsin yuvalama ,içli köfte , tiritli köfte (her ne kadar Malatya'lı olmasa da). Bu arada Gülseren yengem benim için gelmiş geçmiş en başarılı şeftir.
Bir yıl Erzurum bir yıl Edirne'de yaşa. Şenkaya usulu Cağ kebap , Kadayıf dolması ,Edirne ciğerinin müdavimi ol...
Otuz yılı aşkın bir süre iş nedeniyle Anadolu'nun misafirperver insanlarının misafiri ol. Seni başının üzerinde taşısınlar , yemeyip yedirsinler , içmeyip içirsinler....
Samsun'un pidesi , Çayeli'nin fasulyesi , Giresun'un otları , Trabzon'un hamsisi ,Tokat'ın kebabı , Amasya'nın keşkeği , Kastamonu'nun sırık kebabı , Kayseri'nin mantısı, Malatya'nın pirzolası , Elazığ'ın kekliği , Siirt'in büryanı , Konya'nın fırın kebabı , etli ekmeği ,bamya çorbası , Eskişehir gözlemesi ,Diyarbakır SSS (Selim Amcanın Sultan Sofrası ) kaburgası , Van'ın kahvaltısı , Muğla'nın surası ,Antalya'nın patlıcan biber kızartması , Adapazarı'nın islaması , Antep'in Ali Nazik 'i , keme kebabı , katmeri , Behrar çorbası , Halil’in küşlemesi , Bingöl'un saç tavası, Adana'nın kebabı,ciğeri , Urfa Dedecan’ın dalağı , Antakya'nın künefesi , yöresine göre her çeşit köfte , Turgutlu’nun kellesi , Afyon’un sucuğu , kaymağı , Bursa’nın İskender’i , Mersin’in Lagos’u , jumbosu , Günaydın’ın bonfileden şiş kebabı, Ege'nin zeytinyağlıları, otları ... Ve diğerleri .
Şeref Ünlü kardeşime katılıyorum. Yemek sevgi ister,emek ister ,zevk ister. Gerçek sanattır..Lokantacı olduğu için işi biliyor...
O zaman çıkarın kağıt ,kalemi yemek tarifi veriyorum. Hünkar beğendi ....
Malzemeler ; dört büyük patlıcan , 750 gram irice , küp kesilmiş kuzu kuşbaşı (bazıları dana sever , artık ağız lezzetinize göre) bir baş sarmısak ,süt , biber, tuz vs....
Yok yok böyle olmaz . Malzeme yazmakla ,tarif yapmakla lezzetli yemek yapılamıyor.Mutlaka sevgi gerekiyor içine...
Sevginin tarifini yapamıyorum , yazamıyorum...
O zaman her isteyen kendi tarifini kendi yapsın. Çünkü çok çeşitli tariften aynı yemek çıkmaz..
Son sözüm ise üniversite , futbol ve askerlik arkadaşım Mustafa Varel’e .
Dün akşam menemen mi yapıyorsun ? Ögrenci işi diyerek benimle dalga geçen Mustafa Varel’e.
Menemen değil ama senin için sosisli yumurta yaptım...
Bak bakalım senin bildiğin sosisli yumurtaya benziyor mu ? Benim diyen şefler yapabiliyor mu ?
Malzeme var ,estetik var daha önemlisi sevgi var sevgi...
Yemek zevki için binlerce kilometre yok yapmak....
Yemek ve içmek için fuarlara katılmak...
Dünya’nın hemen hemen her kıtasında,çeşitli ülkelerin yemek kültürünü yaşamak...
Yurtdışında İtalyan restaurantında aşcılık , barmenlik ,garsonluk yapmak.....
Ah Mustafa abi...
Sanatçıyım de sonra aşçı yamağı muamelesi gör !!!!
Bu da mı gol değil Mustafa abi. Söyle bu da mı gol değil ?

7 Haziran 2016 Salı

ŞU ÇOCUK MESELESİ




Şu çocuk meselesini biraz açalım ;
Sayın RTE , Rabbim en az 3 çoçuk istiyor dediğinine göre bir bildiği var herhalde. 
Nerede yazıyor , adresini göstersin bizde görelim ,bilgilenelim , öğrenelim.....

Doğal olarak bu diploma işine benzemez , varsa vardır ,yoksa  yaratırız diyemezsiniz...

Yoksa kendinden menkül bilirkişiye inanıp inanmama hakkını saklı tutarız...

Çok çocuk neden önemli tarihe bakalım ;
Savaş çok , vatandaş telef oluyor ,  çocuk mutlaka lazım...
Hayvan otlatmak ,davar gütmek , ekin ekmek gerek . Kim yapacak ?  Çocuk lazım..
Evde yaşlılar var. Kim bakacak ? Çocuk lazım....
Bugüne gelelim ;
Savaşlarda erkekler ölmüş... Almanya, İngiltere , Fransa ...
Çalışacak erkek kalmamış .
Çare yurtdışından işçi ,göç almak ...
İşçi gelmiş ancak kalan nufüs yaşlanmış..
Doğurganlık azalmış...
Yeteri kadar prim dönüşü yok sosyal sigorta tehdit altında...
Çözüm ?
Göçmen kabul etmek ,çocukları olanlar öncelikli kabul etmek..
Siz dört milyona yakın Türk'ün nasıl yaşamını devam ettirdiğini zannediyorsunuz...
Amaç 20 -30 yılda sistemi dengelemek...
Peki Türkiye ?
Nufus yaşlı mı ?
Hani Avrupa'nın en genç nufusu bizdik !!!
Hadi yıllık geliri 30.000 -40 .000 $ lık ülkeler bu uygulamayı yaptı ,senin gibi 10.000 $ lık gelire sahip ülke nasıl çok çocuk doğurur ?
Bizim memleketin insanı makarnaya , kömüre muhtaç olduğu için kirli siyasete alet oluyor...
Üstüne üstlük 3 milyon Suriye'li kamburu....
Çocuklarımızın yerine çalışıyorlar..
Bizde çocuğuma iş bulun diye salak salak birilerine yalvarıyoruz..
Bu biraz da Çinli'ye ,Hint'liye çocuk doğurun demeye benziyor...

Geçiniz bunları....
Her ülkenin şartı farklıdır....
Hala çocuk doğurun diyorsanız fena yanılıyorsanız..
Hele hele yalan yanlış bilgilerle insanları sosyal hayatına hatta yatak odasına girmeye çalışıyorsanız cami duvarına işiyorsunuz demektir..

Allah iflah etsin diyeceğim ancak Allah'ın adını her yerde kullanmamak gerekir. Yoksa bizde aynı yola düşmüşüz demektir..

Yoksa çocuklar başımızın tacı...
Olmayanlara da nasip olsun...

31 Mayıs 2016 Salı

BİR DİPLOMA HİKAYESİ






Sayın RTE’ nin diploması konusu çok sorgulanır konuma geldi.
Aslında çok sorgulanacak birşey değil. Çıkartırsın diplomayı gösterirsin olur biter ancak gösterilmiyorsa merak eden üniversite arsivine girer bakar öğrenir. Bizde öyle olmuyor. Giremiyorsun çünkü engellenmiş..
Resmi olarak ortaya konulmuyorsa o zaman dedikodular başlıyor ,yalan yanlış ifadeler oluşuyor .
Sonuçta devletin en üst mevkisi popülerdir en azından Tarkan’ın evlenmesi , Murat Boz’un sevgilisi , Bülent Ersoy’un aşkları , Reza Zarraf’ın hikayesi kadar popülerdir. Kamunun ilgisini çeker…
Dediğim gibi açıklama olmayınca rivayetler oluşuyor. Bazıları doğru , bazıları yalan yanlış olabilyor.
Bende bir uydurma yapayım bakalım ne kadar inanacaksınız.
Bugünden 40 yıl önce İstanbul küçük ,mahalleler eski, insanlar birbirini tanıyor. Hele spor yapıyorsanız , futbol oynuyorsanız bir bilinirlik oluyor..
Siz futbolcu , o futbolcu ister istemez yakınlaşma oluyor..
Ortak arkadaşlarımız var.. İETT takımını takip ediyoruz..
İyi futbolcuları , rakiplerimizi tanımaya çalışıyoruz ..
İsimleri tek tek saymayayım (bazıları facebook arkadaşım reklam olmasın şimdi)
Futbol oynuyoruz….
RTE iyi futbolcu…. Futbol konusunda da popüler ..
Soruyoruz RTE ne yapıyor ?
Siyasete soyunmuş gençlik kollarında görev yapıyor..
Namazında niyazında , hiç aksatmaz…
BirdeİTİA ‘da okuyor. (Sultanahmet İktisadi Ticari İlimler Akademisi)
O zamanlar Akademiler var, gençler orada eğitim alıyorlar..
Sultanahmet ITIA çok daha önceleri cezaevi olarak kullanılmıştı.Hatta Oliver Stone’nun çektiği Türkiye’yi kötüleyen uyuşturucu kaçakcısı Billy Hayes’in hikayesi olan Geceyarısı ekpresi Sultanahmet hapishanesinde geçenleri konu eder. Neyse orası önce otel sonra Marmara Üniversite’si Rektörlüğü oldu sanırım.
Buraya kadar birşey yok… Sonrası biraz garip…
Üniversiteler kanunu 1982 yılı itibariyle değişti…
Örneğin aynı dönemin insanlarıyız. Bende akademide okudum..
Çalışkan öğrenci olarak Haziran 1982 okulu bitirdim. Diplomayı Eylül 1982 de verdiler.Diplomanın üzerinde İDMMA yazıyordu. Yani henüz Üniversiteleşme olmamıştı.
Benden bir dönem sonra mezun olan devrelerim Yıldız Üniversitesi olarak diploma aldılar…
Özetlersek RTE beyin 1981 Subat mezunu olarak Marmara Üniversitesi diploması olması mümkün gözükmüyor..
Geriye iki alternatif kalıyor birincisi ; RTE 1981 de mezun oldu fakat diplomayı almadı. Yıllar sonra gidip diploma istedi kendisine Marmara Üniversitesi olarak diploma verdiler. Olabilir mi ? Olabilir… Zaten eğer orijinali buysa diploma çok yeni duruyor, bizimkiler 40 yılda iyi sakladığımız halde eskidi.
İkincisi ; RTE bey ITIA da okudu ancak bitiremedi.. Diploma sahte.
Diploma sahte olursa RTE beyin yedeksubay olarak yaptığı askerlikte yalan oluyor… Cumdurbaşkanlığı da yalan oluyor..
Ne yalan söyleyeyim aklıma kuşkular gelmiyor değil..
En doğrusu ne ?
RTE olarak çıkar doğruları söyler ,herkesin ağzını kapatırsın..
Bir cumhurbaşkanı , hemde müslüman cumhurbaşkanı olarak RTE beye inanmayacağız da kime inanacağız ?
Haydi sayın cumhurbaşkanım çık konuş…
Senin hakkında konuşanları , çekemeyenleri , iftira atanları , fırtına kopartmaya kalkanları utandır…..
Haydi görelim seni ….
Demokrasi dürüstlük ,şeffaflık üzerine üzerine kurulmuştur..
Gerçek nasıl olsa ortaya çıkar..
Eskilerin tabiriyle ” Yalancının mumu yatsıya kadar yanar ”
Haydi açıkla…. Sana oy veren insanları , seni o mevkiye taşıyan insanları gururlandır….

8 Mayıs 2016 Pazar

ÇALIŞIRKEN EĞLENMEK , EĞLENİRKEN ÇALIŞMAK






İki günlük Karadeniz gezisi çok iyi geldi.

İş yerimde bir yönetici arkadaşım beni yakından tanıyınca şu soruyu sordu ;                                      
 '' Abi yaşadığın bu kadar çeşitlilik arasında çalışmaya ne zaman buldun ? ''

Zaten amaç o değilmidir ?

Çalışırken eğlenmek , eğlenirken çalışmak...

Hem eğlendik ,hem çalıştık hem de iş hayatında kalıcı bir şeyler ürettik. Bunu ben söylemiyorum ,beni tanıyanlar söylüyor..
Ben onların yalancısıyım... Aksini iddia edenler varsa onu da bilelim ... doğruysa bilelim eyvallah diyelim.. Kabul edelim.. Öz eleştiri yapalım.. Rekabet dünyasında yerimizi alalım...

Neyse ,iki günde Trabzon - Hopa - Samsun hattında dolaşıp , gezip , eski dostlarla buluşup , ziyaretlerimizi yaptık bu arada fırsat bulup iş yaptık tabiki .. Güzel ilişkiler kurup , fırsatları araştırdık. Mutlaka katma değer çıkacaktır..
Gündüz iş , akşam ziyaret oldu bizimkisi..

Bu aralar pek sesi sedası çıkmıyor ama usta gazeteci Yavuz Donat gibi izlenimlerimi aktarmakta kamuoyu bilinçlemdirmesi açısından yarar var..
Bölgede iyi ve kötü gelişmeler var....

Örneğin doğu Karadeniz tarafında özellikle Trabzon'da çok sayıda otel yapılmış . Demek ki bölge de ticari ve turizm açısından gelişme bekleniyor bu olumlu ancak turizm ülkede olumlu gitmiyor , Karadeniz'de zorlanacaktır. Öz sermaye yapısı uygun olmayanları tehlike bekliyor. Otel fiyatları çok pahalı. Turizm ,ticaret için bu otelleri besleyecek potansiyel yok gözüküyor. İnşallah dediğimizin tersi olur.

İçini bilmiyorum ancak çok güzel Devlet hastaneleri yapmışlar. Beş yıldız gibi.. Akçaabat ,Ünye örnekleri ..

Karadeniz otoyolu boylu boyunca gidiyor ancak siz gidemiyorsunuz. Otoyol meskun mahallerden geçtiği için her yerde limit 60 -70 -80 km. Yurtdışında görmediğimiz trafik önlemleri var. Abartılı diyebilirim ,ancak önlemler ve cezalar Karadeniz insanında trafik kültürü getirmiş. Kurala uymadan gitmek yok. Ruyada görsem inanmazdım. Darısı diğer illerin başına..

Ordu'ya yatırım yapılmış.. Zaten güzel şehirdi ,daha da güzelleşmiş...

Yol boyunca estetik olarak güzel evler ,siteler yapılmış ... Tabi ki klasik , düzensiz Karadeniz evleri bolca mevcut...

Klasik pide , fasülye , pilav, sütlaç gene aynı tadında. Müthiş..

Mevsim nedeniyle doğal yemekler var kiraz tuzlama , diken ,sarma .Her yerde yiyemezsiniz....

Balık sizlere ömür.... Bilinçsiz avlanma , mevsim ve havanın fırtınalı olması nedeniyle bir miktar mezgit , biraz da ufak tekir.. Fiyatlar pahalı.... zaten balık yok..
Üsküdar pazarı İstavrit 30 TL , hamsı 15 TL , sarı kanat 70 TL daha ne bekliyoruz ki balık finito...

Doğu Karadeniz'de kadınların giydiği yöresel peştemal kiyafetini göremedim , belki dağlık yerlerde vardır ,ben göremedim. Yerini pek zevkli olmayan günün modası uzun , kapalı elbiseler almış. Modacı değilim ancak bana çok estetik gelmiyor... Halbuki pestemal , başlardaki örtü çok güzeldir... Kapalılıksa kapalılık.. Neden yöreselliğimizden , gelenekselliğimizden vaz geçiyoruz ?
Almanya Bavyera'da çoğu kişi geleneksel kiyafeti ile dolaşır bunu da gurur ve onur meselesi yapar... Bence peştemala devam..

Ticaret durgun , ödemeler çok ciddi sorun....İnsanlar mutsuz..

AKP li dostların üzüleceği haber ise bölgede rüzgar tersine esmeye başlamış. Kime kulak misafiri olduydam AKP nin aleyhinde konuşuyor. Anlaşılan beklentiler ve son gelişmeler insanlarda fikir değişikliği yaratmaya başlamış...Hayırlısı..

Kısa yazayım dedim ancak gene yapamadım..

Dostlarla buluşmak güzel , güzel Karadeniz'i gezmek güzel , kendimi güncellemek güzel , gördüklerimi sizlerle paylaşmak çok daha güzel....

31 Ocak 2016 Pazar

İSTAKOZUN FAYDALARI






İş nedeniyle bu aralar sık sık yurtdışına çıkıyorum . Her gidişin birde dönüşü oluyor. 

Havaalanından başlayan  düzenden keşmekeşe doğru bir geçişe artık alıştık.

Biz neredeyiz ? Keşmekeş nedir ? Düzen nedir ?

Doğru tespit yapabilmek için doğru kıyaslama yapmak gerekiyor .
Referans hangi ülkelerdir? Referans konusu nedir ?

Zenginlik referansmıdır ?

Zenginlik referans olsa insanlar Arabistan ,  Venezuella gibi petrol zengini ülkelerde yaşamayı tercih ederler ancak bu ülkelerin çok talebi yok anlaşılan...

İnsanca , hak’ca yaşayabilmek için hukuk , adalet, eşitlik , inanç özgürlüğü , din ve vicdan özgürlüğü  ,insanlara saygı , özgürlük gibi demokrasi kavramlarının sosyal hayat ,san’at , kültürle birleşmesi insanlara düzen ve yaşam zevki veriyor.

Bizim ülkemizde bu kavramlar olmadığı için yönetimsel olarak Faşizime, insan yaşamsallığı açısından toplumsal mutsuzluğa daha da önemli umutsuzluğa doğru gidiş giderek hızlanıyor.

Beni sorarsanız iç güveysinden halliceyim.

Neyzen Teyfik’i okuyorum ;

Hɑyɑt, çɑtlɑk bɑrdɑktɑki suyɑ benzer İçsen de tükenir içmesen de.
Bu yüzden hɑyɑttɑn tɑt ɑlmɑyɑ bɑk çünkü yɑşɑsɑn dɑ bitecek yɑşɑmɑsɑn dɑ.

Bu mısraları kendime rehber edindim yani laylay lom , bohem bir hayat tarzını benimsedim..

Sıklıkla dünyanın turizm merkezlerini geziyorum .

Bilinen pahalı markaları giyiyorum.

Eh altımızdaki arabalarda pek fena sayılmaz.

Ne olur ne olmaz , herşeye iyi gelir  diye menüde istakoz bulundurmayı ve kaliteli şarap içmeyi unutmuyorum.

Doğalgaz pahalıymış olsun ,ne gam !!!  Yeteri kadar ısınamazsam şömineye bir iki odun atıyorum.

Eh artık şömine keyfi konyaksız , purosuz olmaz. Yakıyoruz bir adet , içiyoruz bir kadeh.. Şömine ateşinde...

Yani keyfim tıkırında...

Bir de geceleri ter içinde uyanıp ‘’ Vatan elden gidiyor sen malın mülkün , istakozun peşindesin .. ‘’  kabuslarım olmasa....