27 Aralık 2015 Pazar

MATEMATİK VE SİYASET



Şu matematik ilginç bir bilim dalı.

Benim çocuklar hiç sevmediler , bende sevdiğimi söyleyemem..

Okul hayatında matematik deyince türevler ,karekökler , polinomlar , paraboller integraller akla geliyor.

Nasıl yapmışız ? Nasıl okulu bitirmişiz ? Kendime hep soruyorum.

Herhalde matematik bilimini içselleştirmemişiz, sadece ezberleyerek sınıfı geçmişiz.
Şimdilerde matematik derslerinden sadece 4 işlem kaldı.

Benim için matematik çok basitleşti. Hele hele emekli olduktan sonra daha da basitleşti.
Örneğin aylık gelirimiz 3 TL , gider 5 TL . Ne yapar (- 2)..
.
Havuz problemi gibi , giderek havuzda su kalmayacak anlıyorum ki kötü birşey yapıyoruz.
Anlayamadığım yaşımla ilgili olanı. Kafa kağıdında tevellüd 1958 olarak yazıyor . Sene 2015 demek ki yaş 57 .Birkaç gün sonra yıl 2016, yaş 58 olacak . Ömürden yiyoruz ters bakiye olması gerekiyor ancak pozitif gözüküyor.

Neyse yaşa fazla takılmayalım kendime biraz torpil yapıp, hayat tecrübesi arttı diyerek haneye + 1 yazarak  kapatalım , çünkü yazdıkça çuvallamaya devam ediyorum.

Gerçekte matematik çok önemli bir dal . Hayatta yaptığınız fiziksel bir çok hareketi , açılımları fonksiyon olarak ifade edebilmek mümkün. Yürümeniz, hareket etmeniz, yemeniz,içmeniz  vs...

Matematiği çok iyi bilen , fiziksel her durumu matematikle ifade etmeye çalışan , ülkenin  en iyi okullarında okumuş, Dünya’yı görmüş akıllı çok sayıda insanımız var.

Herşey iyi güzel de bu tip insanlar kendini ifade etmekte , hayat pratiklerini yönetebilmekte zorluklar yaşıyorlar.

Fizik , matematik ,geometri iyi bilip  psikoloji , sosyoloji , el işi konularında sınıfta kalanlar olabiliyor..

Sonunda teorik hayatı ile iş hayatı birbirini karşılamıyor diye işlerinden , güçlerinden olabiliyorlar..

Biz gerçeklere dönersek  müzikte nasıl  notalar sese dönüşüyorsa , matematiğin fonksiyonlarının çeşitli alanlara dönüşmesi gerekiyor ki verdiği katma değer anlaşılsın.

Örneğin siyaset ve matematik...

Geçenlerde metroya gitmek için asansöre bineyim dedim.
Önde  çocuk arabalı bir çift bekliyor , arka tarafta bacılarımız...
Kapı açıldı, henüz asansör tam olarak boşalmadan bacılarımız  , inecek olanları  ve kuyruktakileri  hiçe sayarak yarma harekatında bulundular.

Sinirlendim ....

Onlarla hak , hukuk ,adalet , görgü  söylemi geliştirecek halim yok...
Yavaş ol bacı ...Hepimiz aynı yere gideceğiz !!! deyince , duraksadı...
Herhalde tipimi veya söylemimi beğenmedi.. Sanırım ben seninle aynı yere gitmem  diyerek geride kaldı ve asansöre binmedi...

Şaka bir yana yapanı ister belediye deyin , ister  AKP deyin , ister hükümet deyin isterseniz devlet deyin bir çok yere hayatımızı kolaylaştırmak için  metro yapıldı.

Güzel işler bunlar diyerek mevcut iktidarın hanesine kocaman bir ( + ) koyuyorum efem...

Dostlar gelin görün ki bu metro denilen kanalı iş saatlerinde kullanmak çok mümkün değil. Tam bir konserve modeli. Allah’tan kapı kapanmadan araç hareket etmiyor. Yoksa kollar bacaklar dışarda kalacak..

Birkaç yıl önce anlı şanlı açılışlara sahne olan metromuz günde 1,5 milyon kişiye hizmet veriyor ancak kapasite artışı nedeniyle yetmeme gibi bir durum var. Belki ki yeni hatlar da işi çözmeyecek...

Kara trafiği zaten tam bir felaket. Ne yaparsan yap, yetmiyor...
Deniz ulaşımı nedense yaygınlaşmıyor...
Kara raylı sistem ortadan kalktı....
Yeni yapılacak tüp geçit ve köprü bir miktar rahatlık sağlayacaktır ancak zamanla bu yapılacaklar  bile yetersiz kalacaktır.

Neden ? Nedeni belli ;

1994 yılında teröre karşı başlatılan köy boşaltma operasyonu. Ortada kalıp büyük şehirlere göç etmeye zorlanan halk ve bu çaresiz insanları oy deposu olarak gören , stratejilerini bu insanlara göre yapan siyasi anlayışlar...

Bugün gene aynı durum söz konusu.. Operasyonlar nedeniyle Cizre’den , Silopi’den , Yüksekova’dan göçe zorlanan insanlar.. Üzerine birde 2,5 milyon Suriye’liyi ekleyin..
Sonuç olarak köyden kente göçün önünü açan siyasi anlayışlar.

Bu nedenle göçü çözemeyen mevcut siyaset anlayışının önüne kocaman
( - ) koyuyorum efem.....

Matematik olarak (+) ve  (-) yi birbiri ile çarparsak ne olur ?

Sonuç kocaman (-) dır.

Ülkeyi 13 senedir yöneten iktidarın  karnesi bu konularda  matematik olarak eksidir.

Birde matematik bilmiyorum diye kendime haksızlık yapmışım....

Kendi kendimden , kendim olarak özür dilerim efem ... 

Nasıl Türkçe ama ????

20 Aralık 2015 Pazar

GEÇTİ HAYAL İÇİNDE BUNCA YIL



Zamanının en büyük ses sanatçılarından birisidir Safiye Ayla...

Hamiyet’ler , Sabite Tur ’lar, Müzeyyen’ler... Ve diğerleri...

Yaşı biraz geçkin olanlar hatırlar , Harbiye semtinde  dönemin en güzel örneklerinden As sineması vardı. Safiye Ayla’yı orada gördüm. Parlak gümüş renkte biraz abartılı lame çizme ve pardesü üzerindeydi. Sanırım yetmişli yaşların sonunda olmalıydı..

Yanına yaklaştım ve kibarca resim istedim. Huyum değil resim vermiyorum güzelim dedi...
O zaman imza verin dedim . Onu da vermedi . Ortada kalmıştım... Olsun dedim , o bir yıldız. O kadar kaprisi olacak..

Youtube güzel bir uygulama. Bir müziksever Safiye Ayla’nın misafir olduğu konseri yüklemiş..
Sahneye çağırdılar. Yaşı seksenlerin üzerindeydi. Artık ayakta zor duruyordu. Mustafa Yolaşan’ın koluna yaslanarak  Osman Nihat Akın'ın müthiş Nihavent eserini okumaya başladı..

Geçti hayal içinde bunca yıl bir gün gibi..
En eski hatıralar daha henüz dün gibi..
Neden gönül bu içli hayata küskün gibi..

En eski hatıralar daha henüz dün gibi..

İlerlemiş yaş ona belli ki zorluk getiriyordu. Bazı sözleri unuttuğunda sunucu sufle veriyordu..
Seyirciler ağlamaya başladılar. O ne lezzet ,o ne tat...
Benim için lezzet , tat çok önemli..

Zaman zaman değerli arkadaşım ,  müdürüm Atilla Argat tanıştırdı beni güzel tatlarla...
Çekmeköy ‘de ismiyle müsemma gel burada balık ye diye çağırıştıran, zaman zaman  kaçamak yaptığımız güzel balık lokantası...Atilla müdürümle birlikte giderdik...

Çok zamandır gitmemiştim. Cuma günü bir arkadaşıma haydi gidelim öğlen yemeğini orada yiyelim dedim.

Lokantanın altı büyük bir süpermarket , üstünde iki katlı balıkçı...
Aracı park ettik. Balıklar vitrinden görünüyordu...
Belli ki çok taze tekirler , barbunlar, lagoslar, istavritler ,sarı kanatlar....
İştahımız kabardı.. İçeri girelim dedik ancak biraz karanlıktı. Kapıyı aradık ama kapalıydı..
Ne oluyor diye meraklı meraklı birbirimize bakarken ,bir yazı gördük.

‘’ Cuma namazı nedeniyle market ve lokanta kapalıdır.’’

Şasırdık....

Cuma namazı için dükkanı kapatan küçük esnaf görmüş , bazı Arap ülkelerinde ise dükkanlarını tümüyle kapanan uygulamalar olduğunu olduğunu duymuştuk.. Cuma namazı Müslümanlar için çok önemli ancak İstanbul’da kocaman  süpermarketin , lokantanın Cuma namazı için  kapatıldığına ilk defa şahit oluyordum..

Lokantaya gitmek isteyen ancak geri dönüş yapan bazı baş örtülü bacılarımız da oldu. Bu durum sanırım onlar içinde sürprizdi.

Aman nereye gidiyoruz falan demeyin..

Demokrasi var... Para onun , dükkan onun ister açar ister kapar... Para kazanmak derdi olmayabilir.
Demokrasi var... Benimde bu durumu  müşteriye yapılan saygısızlık olarak görme hakkım var.
Kocaman süpermarket , lokanta. İstersen nöbetçi bırakabilirsin. İstersen cumaya düzenli gitmeyen insanları çalıştırabilirsin.

Yok yok hayır Dünya’da olmaz.Benim gibi inançlı haricinde personel çalıştırmam diyorsan işte o zaman ayrımcılık yaptığın için karşında beni bulursun. İşte o zaman daha büyük ayıp yaparsın.

Hani biz dindarıyla, sosyalistiyle ,laik düşünce sahibiyle , cumhuriyetçisiyle, milliyetçisiyle, Atatürk’çüsüyle, Türk’üyle ,Kürt’üyle bir ve beraber olacaktık ?

Hakemlik yaptığım dönemlerde Özcan Oal abimiz ‘’ Pozisyona yakınım , faul oluyor. Kendimi kaptırıp ani karar verince elim sağ tarafa gitmesi gerekirken sola gider ‘’ derdi. Bende aynısını yaşamışımdır. Nedense beyin farklı bir refleks geliştirir , el sağa gideceğine sola gider. Haksız bir durum olur ve bunu değiştiremezsin.

Hükümetimiz bazen haklı , bazen haksız  söylem geliştiriyor ancak halkımızın büyük bir çoğunluğu farklı bir refleks geliştiriyor ve hatalı uygulamalar oluyor.

Hükümet muhtemel Cuma günü dükkanı kapat , resmi tatildir  dememiştir ancak hükümet yandaşları benzer uygulamalar yapmaya kalkınca bir kısım  halk kendini fazlaca kaptırarak  yanlış uygulamalar yapabiliyor...

Hani boşuna söylememişler hükümet gaz çıkarırsa , cemaat shit yaparmış...

Hani şairin dediği gibi ;

Geçti hayal içinde bunca yıl.... 



6 Aralık 2015 Pazar

KANDIRILAMAYACAK KADAR KANDIRILDIM





Üsküdar Balıkçılar çarşısındaki  taze balıkları görünce balık alayım istedim.
Vaktim sınırlıydı dönünce alırım dedim kendi kendime..

Dönüşte beğendiğim yerde balık kalmamıştı,  bir başka balıkçıya gittim orada da fena değildi balık. Pazarlık yaptım . Balıkçı  tabağı daldırdı ,  alttan balığın küçüğü çıkmaya başladı.
Klasik balıkçı oyunu balığı paçal yapmış , büyükleri öne küçükleri alta koyarak bizi kandırmak istiyor.
Vazgeçtim deyince satıcı kaba  bir iki tane büyük attı anlaştık.
Balık alırken bazı konulara dikkat etmek gerekiyor..

Tazelik zaten ön şarttır buna ilave olarak sabah balığını çok tercih etmem çünkü balıkçılar bir önceki gün satılmayan balığı sabah verirler.Sen taze olduğunu zannedersin. Bu nedenle öğleden sonra balığı en iyisidir. Tabiki sürümü çok balıkçı tercih etmen gerekecektir. Örneğin Kadıköy Çarşı'daki Marmara Balıkçı'sı...

Uyanık balıkçı altlara küçügünü , üstlere büyüğünü koyarak paçal yapmaya çalışır seni kandırdığını zanneder. Böylelikle müşteriyi kaybeder. 

Benim favorim İçerenköy Metro'dur istediğin büyüklükteki balığı elinle seçersin... Gönlünce....

Aslında balığın büyüğü kadar küçügü de makbuldür....
İstavrit yerine küçük kıraça...
Barbun yerine küçük tekir..
Marmara hamsiyi yerine daha küçük olan Karadeniz hamsisi...

Malesef çoğu balıkçı küçüğü ve büyüğü ayrı ayrı ve farklı fiyattan satacağına kısa süreli kar peşinden koşarak ,güveni kaybetme riskini almayı  tercih etmektedir...
Kültürümüz ,yapımız kötüyü gizleyip dışarı farklı görüntü vermeyi tercih eden insanlarla dolu....

Çocuğunu gösterip dilencilik yapanlar....
Bir taraftan kızı satan diğer taraftan  iyi babalık , namusluluk taslayan babalar ....
Karısını dövüp ,evden atan ama düzgün görünümlü kocalar. ...
Aslında cehaletin tam göbeğine oturmuş ama dışardan gazel okuyan hacı , hocalar...
Despotluk yaparak iyi yönetici ,patronluk görüntüsü vermeye çalışanlar..
Camiye gidip ama aklında her türlü fırıldak dönen zavallılar...

Artık yeter siz sadece kendinizi kandırın !!!!
Ben artık kandırılamayacak kadar kandırıldım..

29 Kasım 2015 Pazar

ÇİRKİNİ SEVMEK



Geçmiş yıllarda bir arkadaşımla yemek yiyorduk.

Lokantada yok yok .. İster balık ,ister et ....

Arkadaşım genç , yakışıklı , sporcu ,akıllı, etkileyici , şimdilerde çok kimsenin tanıdığı üst yönetici..

Ben önüme gelen kebabı büyük bir iştahla mideye götürürken o ismarladığı susi ve bir kadeh beyaz şarapla yemeğini tamamladı...

O hala fit , yakışıklı ben ise o yediğim kebabların , etlerin , balıkların günahını ödüyorum. Şisko ve sağlıksız..

Vucudumuza neden işkence yapıyoruz ? Sağlığimızı neden bu kadar risk altına alıyoruz ? Çikinleşmek için neden özel bir gayret gösteriyoruz ?

Herhalde çirkini ve çirkinlikleri seviyoruz...

Boşuna mı Yılmaz Güney'i çirkin kral diye sevdik....

Bugünlerde nerede ne kadar çirkinlik var onları yaratanları seviyoruz...
Ne kadar kanunsuzluk , hukuksuzluk ,huzursuzluk var onları yaratanları seviyoruz..

Mazohistlik bu herhalde...

Kendi celladına aşık olmak bu herhalde...



22 Kasım 2015 Pazar

KEBAP VE MODA





Yemek konusunda inanmadığım iki insan var;
Birincisi oğlum Emrecan.Nereye götürdüyse fos çıktı. İkincisi Vedat Milor . Neresini tavsiye ettiyse tıs çıktı.
Oğlum bugün Kocaeli'nin şirin ve derin bir ilçesinde kebabçıya gidelim diye ısrar etti. Nereden duydun yavrum diye sordum. Vedat Milor tavsiye etmiş , bir iki kere gitmiş beğenmiş illaki birlikte yiyelim deyince kıramadım , gidelim dedim.
İsmi lazım değil Urfa'lı bir kebabçı. Hani hiç Urfa'da yemesek , hani hiç Urfa'lı bilmesek tamam diyeceğim.
Beğenmedim...
Zaten batı kültürü üzerinden gurmelik yapan , Türkiye yemek kültürünü ancak Burgazada'dan takip eden Vedat Milor'un benim gibi Sonradan Göurme (benim alamet -i farikam böyle , yanlış yazmış demeyin) tarafından takdir edilmesi mümkün değil.
Neyse sonunda oğlum da beğenmedim dedi. Acaba buraya halk nasıl 9 puan vermiş diye sordu...
Neticede o puanı kimin verdiği , profil ve beklentiler çok önemli ...
Hani derler ya el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz zannedermiş. Burada yemek yiyenlerin beklentisi bu kadar onun için 9 puan....
Benim gibi Sonradan Göurme için 2 bilemedin 3 puan olan kalite buradaki vatandaştan 9 puan alabilir diye konuştum...
Kebabı beğenmedik ancak bu şirin ve derin ilçede modayı yakından takip edildiğini gördük.
Acaba burası Türkiye'mi ? Modayı ne kadar dikkatli takip ediyorlar diye kendi kendime sordum ...
Kadın elbiseleri ; özellikle çeşit çeşit ayak başparmaktan başlayıp , saçının teline kadar olan sadece gözleri açık , simsiyah elbise modelleri çok yaygın olarak kullanılmış...
Özellikle bu modayı yaratan modacıları tebrik etmek gerekir...
Benim tebriğim yetmez birde bu kadar kumaş harcandığı için kumaş imalatcılarının da tebrik etmesi gerekir. Herhalde mini etek moda olsaydı bu kadar kumaş imal edilmezdi...
Kebap ve kumaş birbirine uzak anlamları olsa da aslında yakın olmasının hikayesini yazmaya çalıştık...
Umarım anlayan anlamıştır...
Artık bi zahmet anlayanlar ,anlamayanlara anlatır....

www.okanyasan.blogspot.com


15 Kasım 2015 Pazar

MÜHÜR KİMDEYSE SÜLEYMAN ODUR

Gençler pek bilmez ama bizim gibi bir ayağı çukurda olanlar çok iyi bilir ; 
Eve hırsız girip altınlar çalındıysa , malını bulmak için iki yere başvuru yapardın .
Birincisi bir tanıdık bulur , çalınma neredeyse o bölgenin babasına gidilir, ricacı olunur ve malın geri gelsin istenirdi. Gerçekten bir süre sonra altınlar geri gelirdi. Bu hizmetin karşılığında malın yarısı babaya verilirdi. 
Aslında hırsızların o babanın adamı olduğu bilinir ama pek ses çıkartılmazdı. Baba parayı aklar ,malı çaldıran malı geri alır ,mutlu mesut yaşanırdı .
Alan memnun , satan memnun...
İkinci yöntem ise karakola gitmekti...
Kapıdan içeri girip selam verdiğinizde görevli sobasının borusu olmadığından veya devletin kömür parası vermediğinden bahseder ve sen mesajı alarak başvuru yapmadan önce nakti olarak ihtiyacı giderirdin. 
Görevli arkadaşlar birsüre sonra kaptırdığınız malı geri getirir sizde mükafat olarak mal bedelinin belli kısmını görevli arkadaşlara verirdiniz. 
Aslında hırsızların o görevli arkadaşların adamı olduğu bilinir pek ses çıkardılmazdı. Görevli arkadaşlar ihtiyaçlarını karşılar , malı çaldıran malı geri alır ,mutlu mesut yaşanırdı. 
Alan memnun ,satan memnun..
Her güç kendi bölgesinde hükümranlığını sürdürür, onlardan habersiz yaprak kıpırdamazdı..
Yahu amma atıyorsun , bunlar Kemal Sunal filmlerinde anlatılıyordu diyen genç bakışları görür gibi oluyorum..
Hani bana inanmadınız , bari gidin Dadaloğlu'na sorun..
Bugün Dünya'da yaşananlar , El Kaide ,İŞİD gibi terör örgütlerini kendi amaçları için kurup yaşatanlar belli . Bu güçlere yardım ve yataklık yapanlar belli..Malı kaptıranlar belli...
Şimdilerde çıkıp timsah gözü dökenler de belli .Hepimiz gerçeği biliyoruz ancak sesimizi çıkartmıyoruz.
Herhalde alan memnun ,satan memnun...
Kemal Sunal filmlerini çok izlemiş , ayağı çukurda olan bir abiniz olarak söylüyorum ki bu söylenenlere inanmayın , bu oyunlara gelmeyin. Sonuçta ;
Mühür kimdeyse ,Süleyman odur....

www.okanyasan.blogspot.com
www.okanyasan.com


7 Kasım 2015 Cumartesi

ÇOK AMA ÇOK KORKUYORUM




Seneeeee...... geçen sene...
Yok yok Cem Yılmaz'ın komikliğine benzemesin. Sene 1980....
Hem mühendis okulunda hemde konservatuarda okuyordum...
Uygulama gereği yaz stajımı Haliç Tersanesi'nde yapıyordum..
Terörün en hareketli olduğu zamanlar...
Kimse çalışmıyor..Kimse kimseye iş yaptıramıyor. İşçiler işin gırgırında. Devamlı çay demlemeler. Dedikodu , gırgır almış yürümüş..
Tesisler stajerlere kalmış torna , freze , kalıp , endezane. Ne istersen yap.
İster çalış ister gemi güvertesinde çay iç, ister stajer kızlara takıl...
Öyle tulum falan yok.
Üstümde salaş bir gömlek , altımda rahmetli babamın haki yeşili üzerimden düşen bol  pantalon ve onu tutmaya çalışan eski kemer. Çalışma elbisemiz bu. Birde çok sevdiğim sakalım.....
Bu arada devlet korosu için sınav açılıyor... Katılmamız lazım..
Sıkılarak dökümhane şefinden izin istiyorum. Vermiyor..
Çok önemli diyerek israr ediyorum. Neden diye soruyor.
Koro sınavına gireceğim. Kazanırsam devlet memuru olacağım. Para kazanacağım..
Madem müzisyensin O zaman tamam , bende kıyafetine, sakalına ,tipine bakarak seni dinci zannetmiştim dedi.
Evet hiç bir zaman dış görüşe bakarak yorum yapmamak gerek. İçinden nelerin çıkacağı belli olmaz.

Hiçbirşey göründüğü gibi değil...

Bugünlerde metroya ,trene, otobüse, asansöre binerken çok korkuyorum.
Etrafta bol miktarda çarşaflı , yüzünden başka tarafı gözükmeyen kadın var..
Dikkatle izleyin güvenlik görevlileri genelde erkek ve bu çarşaflı kadınları arayamıyorlar... Kadınlar direkt metroya gidiyor..
Sağa sola bakan güvenlik görevlisi nasıl farketsin.... Yüzlerce çarşaflı..
Vagona biniyorsun...
Bir anda boommmmm.
Hani avam ağzıyla kendini intihar ediyor..
Önce renk kırmızıya, sonra ıssız karanlığa dönüşüyor....
Sonra dünyan değişiyor , hayattan meçhule...
Her çarşaflı mubarek , dünya iyisi, dini bütün müslüman değil ki...
İçinden İŞİD' cisi , teröristi , dünya ile hesaplaşmak isteyen psikopatı, hatta filmlerdeki gibi bıyıklı erkek çıkabilir...

Hiçbirşey göründüğü gibi değil ....

Çok ama çok korkuyorum....

Halbuki bize şeffaflık ,karanlıktan aydınlığa gidiş vadedilmişti....
Şimdilerde kimim kimi gördüğü belli değil...
Bu durum geçici mi yoksa seçici mi ?
İşte o hiç belli değil....