27 Ocak 2015 Salı

HÜNER ,ÇIRKİNLİKLERDEN GÜZELLİK YARATABİLMEKTİR.







İlker Başbuğ 1980 yılı sonrası Diyarbakır Cezaevi'nde yapılanlar hatadır, keşke yapılmasaydı demiş. Haklıdır , insanlara suçlu da olsa işkence yapılmamalı. Hukuk gereken cezayı vermeli. Ancak maharet, yapılan yanlışlığı anlayıp bir daha yapmamak. Doğru yaşam böyle gelişiyor. Yapılan yanlışlığın bir bedeli oluyor. O zaman bu bedeli Kürt'ler ödedi . Şimdi de onlar Türkiye'ye bedel ödetiyorlar. Toplumsal yaşam , demokrasi böyle birşey , sosyolojik süreç on yılları alıyor.

Sonunda çirkinliklerden  güzellikler doğuyorsa o size bedeli bir şekilde ödenmiş ürün olarak kalıyor.

CHP başkanı Kemal bey dini siyasete alet etmek ihanettir demiş. Haklıdır , ancak bu söylemleri kilişe cümleler yerine içselleştirmek gerekir. Bu konuşmalar tek başına birşey ifade etmez havada kalır ,zemin bulmaz.
İktidar siyasette dini önceliğe koymaktadır. Eğitim ortalaması 6,6 yıl olan halka devamlı dini pompalaması, bir anlamda halkı kandırması, çalışma alanı devlet olması gerekirken devamlı dine girmesi doğru değildir. Diğer taraftan manevi dünya ile uğraşmak için köşesine çekilmesi gerekenlerin , devleti ele geçirme plan ve uygulamaları ibretle izlenmektedir.

Yapılanların ülkemize ne kadar zarar verdiği açıktır. Aslında bu durumu üzülerek değil , sevinerek izlemeliyiz. Yapılanların ne kadar yanlış olduğunu ve tekrarlanmamasını  içselleştirmek gerekir. Aslında unuttuğumuz güzelliklerin hatırlanması açısından önemlidir. Elbette yaşananların da bir bedeli var.Bu bedeli zaman zaman inanan kesim ödüyor zaman zaman inanmayanlar.

Birileri kitabı yazıyor, birileri okuyor,birileri yazılan kitapla hemfikir değil birilerinde kitapla mitapla ilgisi olmayan kitapsızlar. Peki bunları nasıl bir araya getireceksiniz ?

Abuk sabuk politikalar yerine düzgün uygulamalar ortak değer yaratır , değişiklikleri sistemin içine çeker.

Bakın Yunanistan’da yapılan seçimde yeni nesil politikacı çıktı. Ben ateistim , inancım yok dedi ve ortodoks inancı güçlü Yunanistan’ da iktidar oldu. 

Onun inancı kendisini ilgilendirir. Halk adayı ateistliği yaygınlaştırsın diye değil , icraat yaparak kötü durumu iyileştirsin diye  iktidara taşıyor. 

Bizim iktidar rekabetine gireceklerden beklentimiz ülkeyi düze çıkartmalarıdır .

 Evrensel olmayı , demokrasinin gereklerini yerine getirmeyi unutmadan....

24 Ocak 2015 Cumartesi

LA EDRİ








Gençlik yıllarımızda, lise son sınıfta üniversite hazırlık dersanelerine gidilirdi. Bende lise arkadaşlarımla birlikte haftasonları Unkapanı Dersanesi'ne devam ederdim.

Unutamadığım hocalarımızdan biri meşhur Edebiyat öğretmeni merhum Rauf Mutluay'dı. Tanışma  saatlerinde iletişim kurmak için öğrencilere soru ile başlardı.

La edri nedir ?
Bilmiyoruz hocam.
Bravo bildiniz. La edri bilmiyorum demenin Arapça'sıdır.

Öğrenciler şaşkın bir şekilde birbirine bakarlar ve bilmeden ,bilmenin keyfini yaşarlardı.

Aslında bilmemek veya  az kişinin kendi aralarında bildiği lisan ekmek kapısı olmuş.

Sadece biz bilelim , başkaları bilmesede olur. Böylece daha gizemli ve kapalı oluruz demişler herhalde...

Bazı mesleklerde kendi aralarında konuşulan kuş dili oluşmuş.

Örneğin doktorların dilini yalnız eczacılar anlıyor. Zaten az konuşuyorlar ancak onlarda halkın anladığının dışında.. Latince olmalı

Bazı şirketlerde mühendislerin konuşmalarında kısaltmalar var ancak kendileri anlıyorlar... İngilizce olmalı..

Ya hukukçulara ne demeli ? Metinlerde okuyup anlamadığımız bir çok kelime. Osmanlıca olmalı....

Şimdi moda ise siyasetcilerin konuştuğu lisan. AKP Düzce milletvekili İbrahim Korkmaz ve CHP İstanbul milletvekili İhsan Özkeş'in konuşmalarını anlamak mümkün değil . Bilenlerin söylediğine göre birisi peygamber olduğu iddiasında bulunmuş veya onu ima etmiş ,diğeri onu şeytanlıkla suçlamış veya öyle gibi birşey. Tam anlaşılmayan.... Arapça olmalı....

Artık Türkçe'yi bıraktık , sırf pirim yapıyor diye Arapça'ya başladık. Bu bana gelecek günler için düşündürüyor.

Haydi bende bir şeyler yazayım.'' Şuyuu vukuundan beterdir '' Türkçe meali '' Bir şeyin dedikodusunun yapılması gerçekleşmesinden beterdir ''

İnşallah gerçekleşmez ancak şu Arap hayranlığı , irtica dedikoduları  inanın gerçekleşmesinden beter.

Lütfen Kuşdili yerine , halkın dilini konuşalım. Belki birbirimizi anlamak için bir fırsat olur....

www.okanyasan.blogspot.com
www.okanyasan.com


23 Ocak 2015 Cuma

ODTÜ'NÜN SUYU








Sülün Osman hakkında çok şey duymuşuzdur. Hani güzel sözlerle saf vatandaşı kandırıp , Galata Kulesi'ni , şehir hatları gemilerini satmaya çalışın zat - ı muhterem. Hayatta böyle şeyler oluyor. Saf ve temiz insanlar kanmaya musaittir. Hep iyi niyetin hakim olacağına inanırız. Bende dahil milyonlarca saf ve temiz insan Sülün Osman'ın güzel sözlerinin  benzerine kanarak ,devletin anahtarına birilerine teslim ettik.Şimdi anlıyoruz ki anahtarı başkaları da istiyormuş. Onlarda üzülmesin diye anahtarın kopyasını Amerika Pensilvanya'ya  göndermişiz.Dede Korkut  gibi ünlü dağı eritme destanlarından esinlenenler gibi başkaları da  devletin anahtarına talip olmuşlar.Nereden bakarsanız bakın rezillik.

Anahtarı teslim alanlar ise uzun koşma alışkanlıkları olmadığı için 1-2 turu güzel koştukdan sonra , nefesi kesilen atlet misali tökezlemeye başladılar. Herhalde atlet ya iyi konsantre olamamıştır, ya kilosu fazladır yada rakipleri ondan daha iyi hazırlanmıştır. Bizimkileride yalan ,dolan, talan ,hırsızlık ,uğursuzluk ,yandaşlık, rüşvet , egolar , bit olmadan pire olmalar , nufus kullanımı işin yarıda kalmasına neden olarak görülüyor.

Gün geçmesin pislik çıkmasın. İnsanın midesi bulanıyor artık.
Her gün kus her gün kus . Nereye kadar ? Artık mide kalmadı.

Cumhuriyet tarihinde böyle karanlık dönemler görülmedi. Gerçi iktidar sahipleri Cumhuriyeti yok sayarak reklam arası verdikleri için çok üzerinde durmuyorlar.

Şimdi de başka hikaye çıktı. Damat ODTÜ' lü mühendisim diye kızı tavlamış , amca ilimden ,bilimden sorumlu bakan artık kıyak yapmazsa olmaz .Hemen ilimle,bilimle ilgili bir kuruluşa  sokulmuş. Işık hızıyla 4 ayda evet  sadece 4 ayda  ( rakkamla dört ,yanlış anlaşma olmasın ) o devlet dairesine müdür yapılıyor. Hemde e-imza gibi güvenirliği üst seviye yerin başına getiriliyor.

Üçgen , dörtgen, teğet, paralel gibi geometrik araştırmalar neticesinde şans eseri adamın ÖDTÜ'nün suyunu bile içmediği anlaşılıyor. Meğerse diplomayı kendi yapmış. Olabilir adam uyanık olabilir .Belki hobisi sahte diploma yapmak ,sahte para basmaktır ne diyelim ?  Siyaset kullanarak adamı müdür yaparsan sana birileri sorar ey bakan , sende dahlim yoktu dersin.
Sen bu adamı bakanlığın kuruluşuna yerleştirmediysen , bu adamı alanlar senin hatırın için diplomayı incelemediyseler , sonrada bu adamı sırf sana yaranalım diye dört ayda müdür yapmadılarsa bende Çinli'yim.

Şimdi istediğin kadar bilgim yoktu de. Kamu artık biliyor ki DÖRTLÜ çetenin permütasyonları  sistemin içinde çok geniş bir şekilde kol geziyor.

Hadi biz salaktık , Sülün Osman gibi bizi kandırdınız. Artık biraz zor , belki başka Sülün Osman'lar gerekecek. Belki de biz bu salaklığa devam edeceksek hani o satmaya çalıştığınız Galata Kulesi'nden kendimizi atmamız.....

Bir arkadaşımız annesi vefat etmiş ,Allah rahmet eylesin . Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'ndan kalkacak. Hani oralar da satılmadan , talan edilmeden ,birilerine peşkeş çekilmeden  önce öğle namazına yetişmeye çalışır ,Cuma namazımızı kılarız.

Hayırlı Cuma' lar olsun.........

11 Ocak 2015 Pazar

AYRIMCILIK ,YOKSULLUK ,CEHALET








Güzel günlerdi onlar.... Bilginin ,tecrubenin ,donanımın , insanın değerli olduğu yıllar...

Kendimizi geliştirmek için düzenli eğitim alır ve aldığımız bilgileri işimizde kullanırdık.

Uzmanlık alanımız otomotiv , satışsonrası ve otomotiv ekipmanları olduğu için bir yıl Frankurt'a Automechanica diğer yıl ise Paris Equip Auto'ya katılır kendimizi güncellerdik.

Yıl 1997... Paris'e gideceğiz ancak terör hortlamış , bombalamalar ,çok sayıda ölümlü terörist saldırılar gündemde. Korku dağları sarmış .Paris'e gitmek yürek istiyor.

Kararımızı vermiştik terör bizi mi bulacaktı ? Zaten yıllarca içinde yaşamıştık. Umursamadan gittim.
Charles De Gaulle Havaalanı'nında olağanüstü güvenlik vardı. Belli ki Fransız halkı korku içindeydi.

Equip Auto Fuarı Avrupa'nın sayılı fuarlarından olması, çok sayıda imalatcı , ekipman temsilcisi görev yapması nedeniyle çok kişi ile görüşme  ilk gün bizi  inanılmaz yormuştu.

Türkiye'den tanıdığım bir dostum beni akşam yemeğine davet etti. Önce Eiffel kulesine çıkar sonrada yemek yeriz dedi. Kabul ettim ancak yorgunluk tavan yapmıştı. Hani derler ya, ayaklarıma kara sular inmişti ,işte tam öyle. Eiffel'e çıktık ancak beni davet edenler de çok yorgundu. Onlarda daha fazla dayanamadı. Yemek yiyelim dendi ve Eiffel'in aşağısında lüks bir lokantaya gidildi. Lokantaya girmeden kapıdaki menü listesine baktım fiyatlar astronomikti. Adam başı 150 € cıvarına denk gelen FF fiyatlandırması vardı. Parayı ben vermeyecektim ancak bana çok pahalı geldi. Daveti yapan dostuma buraya değil daha mutevazı bir yere gidelim ricasında bulundum.Onlarda önerimi mantıklı buldular ve balık lokantaları ile ünlü Montparnasse'ın yolunu tuttuk.

Fransız lokantalarının randevusuz müşteri kabul etmeme gibi genel kuralı vardır. Elini sallayan her müşteriyi kabul etmezler. Bizde öyle olmuştuk. Lokantayı bulmuş , içeri girmiş ancak boş masa bulamamıştık. Bu durum canımızı sıkmıştı. Ancak yorgunluk , acıkmışlık nedeniyle görevliye masa ayarlaması konusunda ısrarcı olduk. Bir süre barda içki almamızı , masa ayarlayacaklarını söyleyince çok sevindik .

Garsonun bilgilendirmesiyle masaya geçtik. Başlangıçları ,balıkları ,tatlıları ve içkileri ısmarladık. Hele hele soğutulmuş beyaz şarabı yudumlamaya başladığımızda keyfimiz yerine gelmişti. Başlangıç olarak buz üzerinde karides, istiridye, midye ,siyah havyar , tereyağ olan geniş kabuklu tabağı geldi. Görünüş çok güzeldi.Bir yandan kabuklular diğer yandan beyaz şarap gerçekten beklediğimize değiyor galiba derken istenmeyen birşey oldu;
Beni davet eden dostum aniden fenalaştı, yüzü bembeyaz oldu ve yere düştü. Belli ki sıkıntı büyüktü. Hiç unutmuyorum eşi içinde buzlu olan kocaman surahi suyu yerde yatan kocasına boşalttı. Neden yaptı bilemiyorum ancak panik haliydi herhalde. Bizde panik içindeydik.

Tesadüf lokantada müşterilerden iki kişi doktordu müdahale ettiler ancak bilinç kapalıydı. Aradan 2-3 dakika ya geçti ya geçmedi ,kapıdan ellerinde oksijen tüpleri ,başlarında metal renkli kaskları,üzerlerinde mavi tulumları olan sağlık görevlileri girdi ve hemen hastaya acil müdahale ettiler ve ambulansa koyarak hastaneye götürdüler.

Sonradan öğrendik özellikle turist yoğun bölgelerde sağlık sorunu çok olması nedeniyle,  böyle bir sektör oluşmuş ve sağlık hizmetinden para kazanmak için acil yardım,  girişim metodu olmuş. Neyse iyi de olmuş..

Beni ambulansa almadılar ve otelin yolunu tuttum. Acaba ne oldu diye merak içinde uyuyamadım. O dönemlerde cep telefonu dolayısı ile iletişim yoktu.

Ben bu karışık duygularla sabahı zor ettim.

Yorgunluk , merak ,endişe birbiri ardına gelince o dönemlerde yoğun yaşadığım gut atağını başladı. Kilitlenmiştim. Ne fuarın ikinci gününe gidebiliyor nede kahvaltı için otelin lokantasına gidebiliyordum.
Tam iki gün otel odasında endişe ile yattım. Sonunda iyi haber geldi. Hasta iyileşmiş ,kendine gelmişti.

Bu çok güzel bir haber oldu.

Havaalanına gitmek için otel resepsiyonundan taksi çağırması istedim. Taksici geldi bavulumu aldı.Yürüyemediğimi görünce yardımcı oldu ve bana el hareketiyle arka koltukta yatmamı önerdi.Arka koltuğa boylu boyunca uzandım.

İlginçlikler bir türlü yakamı bırakmıyordu. Şoför Portekiz'liydi İngilizce ve Fransızca bilmiyordu.Gerçi bende fransızca bilmiyordum ancak adam lisan bilmeden Paris'te taksi şöfürlüğü yapıyordu.

Havaalanına geldik kontuarda bilet işimizi hallettik .Görevliler tekerlekli iskemle vermek istediler ben daha kolay olması nedeniyle yerde oturup beklemeyi tercih ettim. Bu arada terör nedeniyle tedbir alan polisler ve köpekleri etrafta dolaşıyorlardı. Köpekler beni koklamaya başlayınca polislerin sorularına muhatap oldum. Neyse ki iş uzamadı bende İstanbul'a uçtum...

Aradan yıllar geçmesine rağmen terör tehditi giderek büyüyor. Bir yanda Pakistan , diğer yanda İŞİD , El Kaide, Irak ,Suriye  ve Avrupa'daki dine dayalı tehdit unsurları...

Acaba neden ?

Herhalde  ayrımcılık , yoksulluk ,cehalet......

Şanslıyız ki  yaşadığımız topraklarda bunlar yok....

5 Kasım 2014 Çarşamba

KURT PUSLU HAVAYI SEVERMİŞ






Kurt puslu havayı severmiş.  Anlamı ise gizli ve kötü niyeti olanların,  karışık durumlardan fırsat yakalama  isteğidir.

Karıştır , uzaktan izle, sonra ortaya çık.....

Neden olmasın bu da bir strateji . Hemde üzerinde çalışılmış bir strateji.

Özellikle 1980 ihtilalini yönetenler için  Amerika ile birlikte hareket edildiği , terörün acı sonuçlarının ve kötü ekonomik gidişat beklendiği  iddia edildi.

Daha önce sıkıyönetim vardı neden terör önlenmedi ?  diye çok soruldu.

Bu iddialar ispatlanamadı . Gün oldu ihtilali yapanlar koruma altına alındı . Sonradan düzenlemeler yapıldı ancak artık çok geç oldu.

Kenan Evren ve arkadaşlarıyla ilgili akıllarda hep bir soru işareti kaldı.

Müdahale için puslu hava mı beklendi  ?

Tayyip beyin kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası halkın bir kısmında müthiş bir karamsarlık oldu;

·         Demokratlar ,Cumhuriyetciler, Sosyalistler için artık  iktidar olmak uzun yıllar hayal ...
·         Kısa zamanda memlekete şeriat düzeni gelir..... Hilafet hortlar , dediler..

Böyle düşünen kişiler pek  haksız değiller. Gerçekten gidişatı parlak görmek mümkün değil .

Peki ne yapmak  gerek ? Nasıl değişim olacak ? Demokratik yollarla iktidar nasıl

değişecek  ?

Zaman zaman bende onlara dilimin döndüğünce anlatmaya çalışıyorum.

Halk iktidardan ne bekler ? Liderden ne bekler ?

Temel olarak iki konu çok önemlidir ;

·         Ekonominin iyi gitmesi.
·         Liderlerin halka umut vermesi.

Liderlerin ağzı torba değil ki büzesin !!! 

Sallarlar,sallarlar, konuşurlar hele iyi bir hatipsen ve  karşındaki kitle sorgulayıcı değilse halkı ikna etmek kolaydır. Ancak ekonominin göstergeleri vardır. Zaman zaman çarpıtmaya çalışırsın ancak bir yerde bıçak kemiğe dayanınca iyi hatip de olsan kimseyi ikna edemezsin.

Çorba kaynamayınca evin çocukları , hanımı ne seni tanır nede senin iktidarını. Bu nedenle ekonomik göstergelerin aşağı çekildiği bir ortam hükümetin iktidardan gitmesine neden olur.

Ekonomi nasıl aşağı çekilir  ? Cevap basit ve etkili . Satınalma yapmazsan .

Her iki senede araba değişeceğine beş senede değiştir...         ölürmüsün ?
Her sene cep telefonu alacağına dört senede değiştir ...          ölürmüsün ?
Her beş senede mobilya değiştireceğine on senede değiştir....   ölürmüsün ?

Yoksa böyle hergün ölüyorsun. Ekonomiyi küçült , faturalar , katma değerler azalsın..

Vergini geç öde....  Nasıl olsa  her iki üç senede  yapılanma uygulanıyor. Sen neden zamanında ödüyorsun ?

Hazineye giren para yeterli olmazsa ne yatırım olur ne hizmet....

‘’ Sende ne kadar ekonomi bilmeyen, ne kadar zalim, ne kadar tuhaf adamsın ‘’ diyenlerinizi şimdiden duyar gibiyim !!!

Doğru, çok mantıklı değil söylediklerim ancak radikal sonuç istiyorsan , radikal uygulama yapacaksın.

Değerli dostlar, ailenizin vaya devletin hazinesine para girmesi çok önemlidir. Bunun  için kaynak gerekir.

Özal zamanında sigara kaçakçılığı bir kanunla değiştirildi. Paranın kaçakçıya , Mafya’ ya değil devletin kasasına girmesi sağlanmıştı.

Bugün yapılan işlerde kaynak yaratma devlet eliyle oluyor.

Örneğin özelleştirme !!!!  Doğru yöntemle , adil bir şekilde yapılırsa sorun yok.

Sat, kaynak yarat.Kaynağı doğru şekilde kullan . Eyvallah ..

Çevrenize bakın devlet , belediye ihalelerini kim alıyor ? Kim kimin yandaşı ise o kazanıyor..

Parti ayrımı yok. Her parti aynı şekilde davranıyor.Senin adamın , benim ihalem..

İhaleye göre yandaş , yandaşa göre ihale tarifleri.

Paris’ te en pahalı bina neresidir diye sorarsanız , hemen söylerim .

Şehrin göbeğinde  dört katlı , birkaç yüzyıllık Ritz Otel.

Fiyatı nedir ? Hemen söyleyeyim !!!!!  Birbuçuk milyar euro.

Kıyaslamanız için açıklayayım . O para ile İstanbul’da 40-50 katlı en az on adet gökdelen alırsınız.

Elin adamı şehir içine dokunmayacağız , dokuyu bozmayacağız , eskiyi yenilemek istiyen vatandaşa destek olacağız, çok istiyene şehrin dışında gökdelen yapma izni vereceğiz  demiş ve öyle de yapmış ...

Devletin önemli görevlerinden birisi büyümeye karşı toprak yaratmaktır.Devletin arsa ofisleri bunun için var. Bizdeki anlayış tamamiyle farklı. Şehir içindeki devletin yüzük taşı gibi hazine arazilerine gökdelenler yapıp rant sağlamak.

Devletin deprem nedeniyle kurduğu TOKİ ‘nin vatandaşa  uygun sosyal konutlar yaptığını  rakkamsal olarak ifade etmek mümkün değil. Yüzük taşı arazi nerede , TOKİ orada .

Avanta lavanta işleri karıştırmasak bile rantı bu işten ayrı koyamayız.

Rahmetli Erbakan hoca ‘’ Sizi gidi rantiyeciler sizi’’ derken kimleri ima ediyordu acaba ?

Peki rantiyeden gelen para nereye gidecek ? Esas soru budur..

Özelleştirmeden gelen paralar , yüzük taşlarından gelen paralar doğru ve adil  teşviklere , yatırımlara, açık kapatmaya  kullanılsa ona da eyvallah diyeceğim.

Vatandaşın endişesi bu paraların özel uçaklara , Ak Saray’ lara , Süriyeli mültecilere gittiğidir. Sadece bu kalemlerin maliyeti yaklaşık 13 -14 milyar dolar olduğu biliniyor.

Ayranın yok içmeye tahtaravanla gidiyorsun gezmeye..

Ekonomi iyi gidiyor söylemleri artık bitmiştir. Devlet resmi zamlarının %10 , bilinen enflasyonun      % 10 ,  pazar enflasyonunun çok daha yüksek olduğu ülkede çalışana, emekliye  % 3 zam vermek , benim param yok demektir.

Halkın refah seviyesinin artması için ya çalışana enflasyon üzeri zam vereceksin yada enflasyon altı mala zam yapacaksın ki satınalma kabiliyeti artsın.

Görülen tabloda her iki  durumda iktidarın aleyhine gelişmektedir.

İktidar kendi eliyle tuzağa düşmüştür. Benim beğenilmeyen komplo teorisi gerçekleşmektedir.

Memur ,işçi, emekli harcama yapamayınca otomatikman ekonomi daralır.Yüzük taşları , ayakkabı kutuları bu işi döndürmeye yetmez.

Artık geri dönüş yoktur. Millet uçağın , sarayın, çorbanın hesabını seçimlerde sorar.

Fadime kızını evlendirmiş, düğünden sonra bir hafta geçmiş , 
Ula ha punlarin sesi soluğu cikmiy... Pen pugun bi dolanacağum  diyerek  yeni evlilerin kapısını çalmış... 
Kızı kapıyı açmış ki ne görsün kadın, kızı çırılçıplak:
Uyyyy ha pu nedur uşağum? Ayuptur da !
 Aaaa ne kadar geri kafalısın anne, bu aşk elbisesi... 
Kadın töbe töbe diye içeri seğirtecek olmuş bakmış damat geliyor:
Ooo anne hoş geldin ,
Kadın yüzünü gözünü nereye kaçıracağını bilmiyor, çünkü damat da anadan üryan..
Pu ne rezulluk diyecek olmus , damat hemen:
"Aaaa ne kadar geri kafalısın anne bu aşk elbisesi"  demiş. 
Çaresiz Fadime bir koşuda almış soluğu evde. Bir düşünce ,bir düşünce
Acaba gerçekten ben geri kafalı mıyım?
Sonra üstünde başında ne varsa soyunup dökünmüş. Başlamış evde çıplak dolaşmaya.
Akşamüstü kapı çalınmış, Fadime camdan Temeli görmüş , saçını başını düzeltmiş, açmış kapıyı. Fadime'yi bu halde gören Temel'in gözler yerinden fırlamış:
 Ula ne dur bu, gafayı mı yedun da?
Hih demiş Fadime  "ne gadar geri gafalusun, habu aşk elbisesidur da"
Temel şaşkın cevaplamış:
"Ula ütüleseydun bari’’

Demokrasi anlayışımız da ,ekonomimiz de , siyasetimiz de , ahlakımız da o kadar yıpradı ki;

Malesef artık ne  ütü tutuyor , ne  dikiş.......

Müjde Kemalistler , cemaatçiler, sosyalistler , entel dantel takımı , her kim yaptıysa ?

Yok yok onlar yapmadı. İktidar  çukura düştü ....

Hemde kendi elleriyle  kazdıkları çukura ...

Bu sefer de olmazsa anlayın ki benim reçetem iş yapmamış , nefesim yetmemiştir.

Artık geriye Cübbeli hocaya gidip ,kurşun döktürmek kalır....

Belki nazar vardır , nazar......






16 Ekim 2014 Perşembe

YURTTA SULH CİHANDA SULH






Türkiye gelenekçi ve muhafazakar bir yapıya sahip. Son seçimlerde bu duruma yakından şahidiz. Din, millet,ulus ,namus,konu,komşu Türk halkı için önemli.

Komşu veya komşuluk derken ne anlıyoruz ?

Benim komşuluk anlayışımı şöyle tarif edebilirim; Bugüne kadar oturduğum semtlerde  uzun süreli kaldım. Annemin vefatında mezara toprak atanlar arasında  40-45 yıllık komşularımız  vardı. İlginç bir duygu eski ancak eskimeyen dostluklar..... Yıllara dayalı , kök salmış...

Hani derler ya !!    ‘’ Komşu komşunun külüne muhtaçtır ‘’. Gerektiğinde o külü verebilmek.

Bazen bir limon bazen bir kaşık tuz bazen kırk yıl hatırı olan kahve.
Acil bir hastalıkta yardımcı olmak , yanıbaşında olmak. O güveni hissettirmek.

Bunlar bu güzel örnekler,  bir de güzel olmayanları var. Çoğu ailede kavga gürültü olur. İstenmeyen hadiseler olur. İşte o zaman  aile içine fazla girmeyeceksin !!!

’’ Karı kocanın arasına girilmez ‘’ derler ya öyle birşey. Bugün kavga ederler yarın barışırlar, kötü olan sen olursun.

Akıllıysan, komşuluk ilişkinin uzun süreli olmasını istiyorsan karışmayacaksın !!!
 Ailenin büyükleri varken kendini riske atmayacaksın.

Ne zaman aile içinde çok patırtı , kavga varsa olaylar artık tehlikeli bir hal alıyorsa onu sen tekbaşına çözemezsin. Güvenlik güçleri bunun için var, aile büyükleri  bu durumlar için var. Onun için adına güvenlik diyoruz. Kavga edenler için , komşular için , sağlıklı bir ortam için.

Son yıllarda Mustafa Kemal Atatürk’e olan eleştiriler çoğaldı. Toplumu farklı uçlara çekme çalışması, ortak değerlerden uzaklaşma çoğaldıkça bir tarafın değeri diğer taraf için eleştiri odağı olacaktır.

Atatürk  başta olmak üzere  atalarımız  zamanın durumuna uygun , hatta biraz daha ileri giderek hizmet vermeye çalışmışlar.Hepsi bizim atamız . İyi yapan olmuş kötü yapan olmuş ama hepsi bizim insanımız.

Atatürk’te , Fatih’te , Kanuni’de , Yavuz’da...

Dışişleri binasına girdiğinizde soldaki yazı şöyledir ‘’ Yurtta sulh cihanda sulh ‘’ .
Büyük Atatürk o zaman söylemiş. Senin başkalarının toprağında gözün yoksa karışma.

Komşularda sorun olursa sen çözmeye kalkma. Bu gibi durumlar  için BM  gibi kurumlar var. En az elli yıldır bu gibi karmaşık sorunlara çözüm bulmak için çalışıyorlar. Can güvenliği nedeniyle ülkesinden kaçmak isteyenlere  BM koordinasyonu  ve güvencesiyle kollarını aç. Göçmenlik kurumu bunun için var.

Eski eserler Dünya hazinesi adı altında korumaya alınıyor. İnsanın da en değerli varlık olarak korumaya alınmasını doğaldır. Merak etmeyin eski eserleri korumaya alanlar, insanı da korumaya alırlar. Hemde tüm Dünya’nın desteğini alarak.

Son günlere bakalım ; Politikalarımız, stratejilerimiz ve yaşadıklarımız  ne kadar akılcı bir yaklaşım.

Kararı siz verin....

Benim kararım belli ... Sakın ha.....

29 Ağustos 2014 Cuma

HEYBELİ'DE HER GECE




Etrafı denizlerle çevrili kara parçasına ada diyoruz. Yaşaması hem zevkli hem zor.

Adalara ulaşmak için yapılan deniz yolculuğu , kara yaşamına alışık insanlara değişiklik getiriyor. Adalardaki güzel koylar, berrak deniz, yeşil ormanlar , hafif esinti, lezzetli balıklar  insanlara keyif veriyor.

Adalarda devamlı oturan sakinleri için hayat bu kadar olumlu olmuyor. Yazın hareketi yerini sonbaharın yalnızlığına , kışın soğuğuna ve rüzgarına bırakıyor.

Adada oturanların  acil sağlık ihtiyacı durumunda riskli bir durum olduğunu da  bilmesi gerekiyor.

Yunanlı dostlarımız ada yaşantısına uyum sağlamışlarken bizim halkımız adaları çok tercih etmemişler. Ege’deki iki adamız İmroz ve Bozcaada yılların yalnızlığından son senelerde kurtuldular. Onların da geleceği uyguladıkları fiyat politikaları nedeniyle biraz karanlık gözüküyor. Şimdilerde moda Yunan adaları. Eğlence, yemek ,ucuzluk oralarda.

Marmara Denizi’nde yer alan Marmara ve Avşa adaları ise orta direğin yazlık ihtiyacını sınırlı karşılamaktan öteye gidemedi.

Prens Ada’ları  İstanbul’daki evinize bir saat  uzaklıktadır.  Bir otobüs, minibüs veya metro  ile Bostancı ,Kadıköy ve Kabataş. Sonra  motor, gemi, deniz otobüsü kullanarak ver elini adalar.

Heybeliada’ da yemek, içmek, piknik,fayton sefası güzeldir. Denizi ve manzarası mükemmeldir. Fethiye’yi , Marmaris’i ,Bodrum’u ,Çeşme’yi makul fiyatlarla yaşarsınız.

Heybeliada’nın  küçük,küçük koyları vardır. Asaf, Kablo pilajları çok güzeldir. Hele hele üsteki yamaçta yer alan yılların sanatoryumu,  denizde ise irili ufaklı yatların mola verdiği Alman Koyu müthiştir.

İstanbul dışına gitmeyen yat sahipleri haftasonlarını bu koyda geçirirler.

Heybeliada’ya gelen misafirler, ücretsiz olarak motorlarla  istedikleri plaja taşınırlar. Böylelikle adayı denizden tanıma imkanı bulurlar.

Bazılarıda 4,5 TL  ye Değirmen Burnu’nda piknik yaparlar, mangal yakarlar , kayalıklardan denize girerler.

Hoş yerdir Prens Adaları ,özellikle Heybeliada.....

Günlerimiz genelde yürümek veya yüzme ile geçiyor.
Geçenlerde yüzmek için gittiğim Değirmenburnu kayalıklarında denize giren 5-6 hanım gördüm. Elbiseleriyle denize giriyorlardı. Malum hava sıcak , belki mayo alacak paraları yok, belli ki mayo ile denize girmek istemiyorlar. Buraya kadar birşey yok.

Ama o ne ?

Kadının biri kayalıklarda çıplak mı oturuyor ?
Yok  hayır. Yakını göremeyen  yaşlı gözlerim yanılmış bu sefer uzağıda doğru görememiş. Kadının üzerinde ten rengi sütyen ve  ten rengi külot var. Öylece kayaların üzerinde duruyor.

Hemen gözlerimi kapattım , bu yaştan sonra adımın rötgenciye çıkma ihtimali var. Gerçi rontlama denen tarifte rontlayanın gizlice dikizlemesi , müştekinin ise kamusal alanın dışında olması gerekir. Burada rontlanan da ,rontlayan da ayan beyan açıkta.

Kayaların üzerine konuşlanmış bazı gençler de bayanlara bakıyorlar. Herşey aleni...

Bayanların bir kısmı ayrıldı . Kalan iki genç kız kayaların üzerinde oynamaya başladı.
Birisinin sütyeni siyah ,külodu ten rengi. Çok rahatlar.....

Neyse deniz sefası bitince giyinmeye başladılar, kat kat elbiseler,başlıklar.

Sonunda turban.....

Seyrettiğimiz yarı çıplak kızlar meğerse turbanlıymışlar...  Garip bir durum.

Hemen bir yorum yaparak onları aşağılamak , belden aşağı vurmak doğru değil.

Bir çok alternatif olabilir.

Göstermelik turban takıyorlar...
Gerçekten inanmıyorlar...
Dini bilmiyorlar.....
Ailelerin zoruyla turban takıyorlar...
Birileri provokasyon yapıyorlar..

Bunların bir kısmı veya hepsi olabilir. Ben onların durumuyla ilgilenmiyorum. Allah ile kendi aralarında olan bir durum.

Aslında bu örnekte incelenmesi gereken sosyolojik bir durum var.

Nereden bakarsanız  bakın,  kadınların kendini rahat hissetmesi sosyal bir olay.

Annem haftanın belirli günlerinde beni Ortaköy kadınlar hamamına götürürdü. Kadınlar hemcinsleriyle kendilerini çok daha rahat hissederlerdi. Çeşitli oyunlar , göbek atmalar ,filmlerdeki gibi . Birgün kadınlar beni kovdu . Bu çocuk büyümüş artık , gelmesin dediklerinde 7-8 yaşlarındaydım.

Yeniköy’de denizin içinde Beyaz Park isimli plaj vardı.Haftanın bir, iki günü kadınlara özeldi. Kadınlar orkestra ile çoşar, dans ederler , göbek atarlar,boğazda denize girerler,stres atarlardı. Bugün Çırağan Oteli olan  Şeref Stadı havuzu da benzer şekildeydi.


Gazinoların belli günleri kadınlar için ayrılmıştı. Çarşamba’ları kadınlar matinesinde  Zeki Müren, Maksim gazinosunda program yapardı.  Eskiler hatırlar;  eğlence,göbek atmak, şarkılar, evden gelen yemekler, köfteler, dolmalar.

Bebek Belediye gibi üstü açık bazı gazinolarda pompalı  ispirto ocaklarında yemek bile yapılırdı.

Belkide Değirmen Burnu’ndaki kadınların da sosyal olmaya ihtiyacı var. Onlarında denizde ferahlama ihtiyacı var. Ancak o dönemler  ne Zeki Müren’in, ne Ortaköy Hamamı’nın nede gazinoların siyasetle ilgisi vardı . Bu  kardeşlerimizin her tarafı o kadar siyasete bulaşmış ki işin  ne inanırlığı, ne insani tarafı nede sosyal tarafı kalmış.

Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel ilk icraati olarak kadın plajını açıyor.

Gerekli mi ? Değil mi?

Nereden baktığınıza bağlı. Bu taraftan bakarsan sosyal ,masumane, ihtiyaç .Diğer taraftan bakarsan siyasi ,ayrımcı...

Anlaşılan gelecek yıl kadınlar pilajı sayısı artacak.

Bende bir girişimci olarak bu alanda boşluk görüyorum.

Heybeliada’da açarsın pilajı ,götürürsün parayı  !!!!

Ahmet abim, Mehmet abim, Kadir abim gibi tanıdıkları devreye koyarak , seneye  adada bir kadın pilajı  açarım. İsmi  ve levhası şimdiden hazır.

Kadınlar pilajı , erkek sinek giremez....


Nasıl olsa bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete...