16 Şubat 2014 Pazar

LOKUM







Evimizde altı nufus var. Ben ,eşim, oğlum ,kızım ve iki kedimiz. 

Çok ufak yaşta aramıza katıldı kedilerimiz. Onları aile fertlerinden ayırmadık. Hatta bazen ayrımçılık bile yaptık. 

Herşey yolunda gidiyordu ancak Lokum isimli dişi olan kedimiz düzenli olarak etrafı kirletmeye başladı. Eşim devamlı onun arkasını topladı ancak bir gün yeter dedi.  

‘’ Artık dayanamıyorum . Lokum’u  evde istemiyorum.’’ diye bağırdı .Haklıydı .... 

Gerçekten zor bir durum. Kediyi istemeye istemeye bir dostumuza vermek zorunda kaldık.  

Ertesi gün erkek kedimiz olan Gümüş farklılaştı. Hiç görmediğimiz haraketleri yapmaya başladı. 

Ayağımıza sürtünüyor , oyun istiyor, hatta  taklalar atıyordu . 

Bu davranış değişmesinin tarifi neydi ? 

·         Lokum gitti , ortalık bana kaldı. Artık tek sevgi kaynağı benim  !!!!

·         Lokum gitti , beni de göndermeleri olasılık dahilinde. Her türlü hoşluğu yapayım. Beni de başkasına vermesinler !!! 

Neyse biz daha fazla dayamadık . Bir yanda kızımın ağlamaları , diğer yandan Lokum’ a olan özlemimiz  neticesinde  kedimizi geri alma karar aldık. 

Öyle ya bir kediye mi bakamayacaktık ? Mutlaka bir yol bulunurdu .  

Sevgi üstün gelmişti. Kedimizi geri aldık. 

Almasına aldık ancak Lokum eve gelince erkek olan Gümüş ‘te bir hırlama, bir diş gösterme. İnanılır gibi değil. 

Gümüş’ün o kendini beğendirme çabaları gitmiş, eski haline dönmüştü.  

Anlaşılan sorumuzun cevabını almıştık. Kıskançlık ve kendini beğendirme isteği hakim olmuştu Gümüş’te.  

Sevdirme , beğendirme , kendini dünyanın merkezine koyma , iktidar olma isteği böyle birşey olmalı herhalde. 

Suudi Arabistan vatandaşı  vize almak için ABD konsolosluğuna başvurmuş .

 Görevli sormuş,  adam yanıtlamış:

 "Name ?"

 "Abdul Rauf Bin Selam"

 "Sex?"

 "5 times per week..."

 "No no! Male or female?"

 "Male, female, sometimes camel.."

Bizim iktidar o kadar kendini beğendirme hissi hakim olmuş ki gözü hiç birşey ayırt etmiyor.
 

Laik , sosyalist , Atatürk’çü , gezici , milliyetçi , cemaatçi ......
 

Anladım kimseyi ayırt etmiyorsun ancak bizi de deve yerine koyma  be yahu..

 

 

 

 

 

28 Ocak 2014 Salı

REFAH PAYI








 
Günümüz iş dünyasında gerek şirketlerin gerekse  çalışanların durumu giderek zorlaşıyor.  

Bir tarafta kaliteli eğitim alıp şirketlerinde yükselmek isteyenler , diğer tarafta ilerleyen yaşları nedeniyle  işini  kaybetme kaygısıyla,  ölümü yaklaşan Hint fakirleri gibi ormanlık bölgeye  veya şirketlerinin kuytu köşelerine gidenler .

‘’ Çalışıyoruz ancak geçinemiyoruz ‘’  diye şikayet edenler işin başka tarafı.  

Kendilerine çalışan memnuniyetinin artırılmasını hedef alan ancak  eleman    kayıplarının yüksekliğinden şikayet edip , bazı şeyleri yaparmış  gibi  gösteren şirketler.  

Ne taraftan bakarsanız bakın yönetilmesi zor bir durum. 

Çalışanlar bir iş yerinde uzun süreli çalışalım derken aslında bir tespiti iyi yapmak durumundalar. Kapitalist yaklaşım ve enflasyon !!!! 

Hayatımızın son 5 -10 yılına şöyle bir bakalım. Maaş gelirimiz 10 yıl önce 1.000 TL olsun. Devlet veya özel sektör sizi enflasyondan korumak adına her yıl genelde  enflasyon oranında,  nadiren de performansınıza bağlı zam verir. Örneğin zam oranı  % 10 olsun. Maaşınız, bileşik metotlarına girmeden basit bir hesapla 2.000 TL  olur.  

Enflasyon hesabında kriterlerin nerelerden geldiğini aşağı yukarı biliyoruz.  

·         Birinci sınıf Çanakkale domatesinin fiyatı  geçen dönem kaç liraydı  ? Bugün kaç lira ?

·         Deveci Armudu’nun fiyatı geçen dönem  kaç liraydı ? Bugün kaç lira ?

·         300 gram beyaz ekmek geçen dönem kaç liraydı ? Bugün kaç lira ?  

Hesapları belirlenen  değerler üzerinden yaparsanız sorun yok. Ancak enflasyon hesabında aşağıdaki  soruların karşılığı yoktur. 

·         Son 10 yılda evlendin mi?

·         Son 10 yılda çocuğun oldu mu?

·         Okul çağındaki çocuğun hangi özel okulda okumaya başladı ?

·         Son 10 yılda kişisel gelişimin için eğitime para harcadın mı?

·         Kişisel bakım için spor , klüp ve malzemelere kaç lira harcadın ?

·         İletişim için cep telefonu , bilgisayara para ayırdın mı?

·         Sosyal durumu güzelleştirmek için gece hayatına para harcıyormusun?

·         Televizyon için tek anten kullanılırdı. Son 10 yılda Digitürk , Dsmart kullanmaya  başladın mı?

·         Artık sende devlet hastanesi yerine o modern görünüşlü özel hastaneleri mi kullanıyor sun?

·         Eski aracını yeni modeli ile değiştirdin mi?

·         Dün Terkos suyu kullanıyordun bugün evde hangi marka suyu  kullanıyor sun?

·         Neredeyse bedava diyerek , Pegasus ‘un 30-40 TL lik Antep ve Mardin uçuşlarına abone  olup konaklama, yemek ve içmeye 1.000 TL  ayırıyor musunuz?

·         İnternet paketi kullanmaya başladın mı? 

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Esas olan bu domates , patates fiyat karşılaştırmasının dışında  kalan tüketici alışkanlıklarından doğan , ilave harcama kalemleridir.  

Siz enflasyon zammı aldık derken aslında her yıl sistemli olarak  satın alma kabiliyetinin azaldığı gerçeğiyle karşı karşıyasınız. Maaşım 2.000 TL oldu derken satın alma gücünüz giderek azalmaktadır.  

·         Satın alma gücü azalmasına rağmen vahşi kapitalizmin ortaya koyduğu paradigmalar.

·         Medya ve çevremiz tarafından yaratılan özendirme.

·         Önlenemez tüketici psikolojisi, artan  satın almalar.

·         Karşılığı olup olmadığı düşünülmeden kredi ve kredi kartlarının kullanımı.

·         Ödeme zamanında yeterli paranın olmayışı. Bu gibi durumlar  insanları üzmekte, bunalıma sokmaktadır.  

Bu durumda insanların çıkış yolları ne oluyor ? 

·         Çalıştığı işte terfi alarak gelirini artırmak. Son 5 yılda terfi alamadıysan durum pek parlak sayılmaz.

·         Çalıştığın yerde kariyer olanakları sınırlı ise daha iyi imkanlarla  bir başka şirkete geçmek.

·         Çalışan bir eşle hayatını birleştirmek veya borçları kapatmak için anadan , babadan kalan mirası bozdurmak.

·         Yatak odanda boş  ayakkabı kutusu bulundurmak. Bakarsın menşei belli olmayan yeşillikler içine girer. Allah kimseye nasip etmesin.

·         Boğaziçi köprüsünden atlamak. Allah kimseye göstermesin. Ancak ekonomik nedenle ülkemizde intihar edenlerin sayısının her yıl binlerce olduğunu ifade etmek mümkün. 

Bu tabloyu gören Y kuşağı genelde ilk iki maddeyi kullanıp devamlı şirket değiştiriyorlar.  

Aslında çözüm için önemli bir alternatif daha var. REFAH PAYI 

Devlet durumun zorluğunu görüp toplu sözleşmelerde küçük de olsa refah payı uyguluyor.  

Yeni Ticaret Kanunu’nda mal sahibinin uzun süreli kiralamada sadece enflasyon etkisinden meydana gelen kayıpları önlemek adına değişiklik yapıldı. Artık 10 yılı aşkın süredir kiralama yapan ve heryıl enflasyon oranında artırım yapanlar için durum kötü. Mal sahibi 3 ay önceden bildirim yapmak şartıyla uzun süreli kiracıyı gönderebiliyor. Ticari işletmeler kira bedelinin % 20 si veya ÜFE+ %10 zam yapmak durumundalar. Artık uzun süre oturmak istiyorsanız elinizi cebinize biraz daha sokacaksınız.  

Özel sektör gerçek anlamda çalışanı koruyabilmek için enflasyon harici refah payı verebilir durumda olmalıdır. Doğal olarak bu  yazıldığı kadar kolay değil.  

En önemli faktör ortak değerler. 

Şirketlerin sürekli karlılıkları , sadık müşteri , memnun müşteri , memnun çalışan yaratılması işin en önemli noktası. 

Şirketin karlılığı için katma değer yaratan çalışanlar , yaratılan katma değerden refah payı alternatifi yaratan şirketler. Sizlere ütopik gelebilir ancak değil.Yakın zamanda gerçekleşecektir. 

Bu işleri yönetebilmek , çalışanları motive edebilmek ve yönlendirebilmek mutlaka kaliteli yönetim ve paylaşımcılıktan geçiyor. Hep bana rabbena söylem ve uygulamaları artık modern paydaş teorilerinin dışında kalıyor. 

Unutulmamalıdır ki özel sektör mavi yakalının saatini , beyaz yakalının ise aylığını kiralıyor. Çalışanların mesaisi bittiğinde yetkinliği varsa , becerebiliyorsa ikinci işini yapabilir olması gerekir. Benden başka yerde çalışamaz !!! Etik kurallar diye tutturmanın bir anlamı yok. Zaten çalışan bu zor şartlarda ya şirketten ayrılacak ya da başka yollara girecek. 

Yakın bir gelecekte  ikinci kanalda çalışma sürpriz olmayacak. Parasızlıktan mutsuz insanlar yerine yorgun ancak kafasında geçim sıkıntısı olmayan çalışanlar olacaktır. Bireysel çalışma yerine örgütleşen beyaz yaka çok uzak değil.
 

Geçenlerde  katıldığım seminerde THY ‘ın eski bir genel müdürü konuşmacıydı. Kendisini zevke izledik. Genelde THY’ deki çalışma ve hatıraları konuşmanın içeriğini oluşturdu. Sivil pilotları bünyeye nasıl kattıklarını anlattı. Bende o dönemde  450 mühendis arasından sınavlarda başarılı olup pilot olmaya hak kazanan 24 kişiden biriydim. Yaşanan dönemin canlı şahidi olmuştum. 

Program sonrası yanına yaklaştım , kendimi tanıttım. İlk sorusu ; 

Burada ne işin var  ? oldu 

Doğrusu benim uzun yıllar sonra cevabını bulduğum soruydu bu. 

Bir yanda çalıştığım Holding’in logosu diğer taraftan THY logosu. Şirketimin beni Amerika’da , Avrupa’da ,Uzak Doğu’da  eğitmesi , yaşanan dostluklar, insana değer verme gibi faktörler tercihimin o tarihde çalıştığım şirketten yana olmasına neden olmuştu. 

Galiba buna aidiyet diyorlar.Markaya , şirkete ,yönetime, çalışanlara,paydaşlara olan güven ve inanç.  

Forma aşkı gibi , bayrak aşkı gibi, millet aşkı gibi, din aşkı gibi... Duygusal. 

Kazanılması kolay olmayan . Değişik bir iklim , güçlü bir kurum kültürü gerektiren.. 

İşini evin ve yuvan gibi görebilmek.....  

Eski bir üst düzey yöneticim emekliliğinde şu sözleri söylemişti ; 

‘’ Bu şirkette uzun yıllar kendi şirketim gibi çalıştım , böyle hissettim. Ancak ilginç olan şirketin asıl sahipleri bu kurumun benim olmadığını asla hissettirmediler’’  sahiplenme felsefesini  şirketlerin her bölümüne , her bireyine indirgemek gerekir. 

Sahiplenmeyi başarabilmek gerçekten zordur. 

·         Kurumsallık ister

·         İnanç ister

·         Mücadele ister

·         İnsan sevgisi ister

·         Motivasyon ister

·         Coşku ister 

En önemlisi vizyoner , değişimci lider ister.  

Bulmak kolay değil , böyle liderler bakkalda satılmıyor....



26 Ocak 2014 Pazar

VALLAHİ BİZ YİMEDİK

 
 
 
 






Türkiye’de  gündem o kadar yoğunki, gündemi takip eden insanın filozof olmaması mümkün değil.  

Mikrofonu kapan konuşuyor , kamerayı gören birşeyler söyleme ihtiyacı içinde oluyor. Eğitimin nedir ? Tecrüben nedir ? Bilgin nedir ? Ne söylemek istiyorsun ? Kime mesaj vermek istiyorsun ?  

Bugün gazetede  manşet şu şekilde; 

·         Türkiye’de tek hükümet olur. Onun dışında paralel devlet olamaz.

·         Yayın gelirinden hakkımız olanı alamadık . Havuzdan çıkabiliriz. 

Satırların sahibi Fenerbahçe başkanı sayın Aziz Yıldırım. Gerçi devlet – millet kavramları karıştırılmış ancak üzerinde durmadan yorum yapıyorum.  

Organizasyonlarda paralel uygulama olmaz diyeceksin sonra kalkıp benim hakkım verilmedi, bende kendi uygulamamı yaparım diyeceksin. Bu doğru ve tutarlı yaklaşım olmaz.Olsa olsa paralel uygulamanın değişik bir versiyonu olur.
 

Sistemlerde paralel uygulamalar geçmişte vardı , olmaya da devam edecektir. Vesayetin kendinde olmadığına , nemadan yeterince pay almadığına inananlar paralel uygulamalar içinde olurlar. 

·         Devlet içinde vesayeti ele geçirmek isteyenler.

·         Özel sektörde yönetimlerin kendilerine yeterince değer vermediğine inananlar. Nemadan yeterince pay almadığına inanarak koridor FM yayını yapanlar.

·         Vesayet kullanımı , biraz daha ileri gidersek darbe suçlamalarıyla mahkemeye verilen  Ergenekon , Balyoz gibi davaların sanıkları.

·         Hukuk düzeninde kendine ayrı yer ayıranlar.

·         Yeterince baba sevgisi göremediğine inanıp , annesine yoğunlaşarak evde paralel sevgi uygulamaları başlatan aile fertleri.  

Abartılı örnekleri artırmak mümkün. Ancak çözüm birinin diğerini imha etmesi değil , açıklık politikalarını uygulamak , evrensel demokrasiyi işletmektir. İnsanlara güven vermektir. 

·         17 Aralık sonrası insanlar neyi paylaşamadınız diye soruyorlar ? Düne kadar gerçek ve paralel uygulamalar iyiydi , sorun yaratmıyordu . Şimdi ne oldu ? 

·         Madem çalıştığınız insanlara güveniyordunuz ? Neden bakanlarınızı devre dışı bıraktınız ? Bakanların ne suçu vardı ?  Hukukta suçun kişiselliği  esastır. Yetkililerin çocukları kastı aşıp kendi başına iş yapmış olabilirler.  Hukuk onları değerlendirir. Eğer  organize bir durum varsa , suçu işlediğine kanaat getirip devre dışı bıraktığınız bakanların durumu ne olacak ? Hala Meclis sıralarında oturmaya devam edecekler mi ?  

Bugünkü gazetede İkoncan İvana’nın ropörtajı vardı , diyorki; 

Sırbistan’dan manken olarak geldiğimde reklam ajansı  bizi 15- 20 kişinin oturduğu bir eve yerleştirdi. Hangi yabancı manken bu zülmü çekiyor bilmiyorum ancak benim bildiğim şimdiki mankenler özel uçakla gelip ,beş yıldız otellerde kalıyorlar. 

Geçmişimden utanmıyorum. Bütün Laleli beni tanır. Herkese selamlar. 

Olmadı İvana hanım. O kadar uzun boylu değil.  Bütün Laleli esnafını , erkeklerini zan altında bırakmayın. Evli olan var, çoluk çoğuğu olan var.  

Suçu genelleştirmeyin. Kiminle  muhabettin olduysa onun ismini yayınla,  koskaca bir semtin adını , itibarını zedeleme.
 
Bu hikayeler bana Cem Yılmaz’ın origami parodisini anımsatıyor. Kısaca özetleyeyim. 

Cem Yılmaz turne programı için  ağabeyi ile birlikte yurtdışına gider. Konakladıkları beş yıldızlı  otelde  canları çikolata ister. Minibardan  büyükçe Toblerone çikolata  çıkarırlar. Paketi açarlar ama ne görsünler ? Odada daha önce konaklayan  müşteri çikolatayı mideye indirmiş ve sanki hiç yenmemiş gibi japon süsleme sanatı origami yaparak kapatmış. Belli ki pahalı çikolata faturasını ödemek istememiş. 

Peki şimdi ne olacak ? Parayı kim ödeyecek ? Durumu anlatmak için resepsiyona  iner ve dertleri anlatırlar. 

·         Vallahi biz yimedik

·         Resepsiyon görevlisi sorar. Hangi ülkenin vatandaşınız ? Pasaport lütfen ,

·         Türk’üz.

·         Get lan kafamı buluyorsun, Türk’sün. Sana kim inanır . Utanmadan  koca koca adamlar  yalan söylüyorsunuz ... 

Malesef güvenle ilgili konularda sabıkalı olduğumuz için itibarimizı kaybetmişiz. 

Sayın başbakanın direncini takdir etmek gerekiyor ancak feryatları artık fayda etmiyor. Çünkü evrensel demokrasiye taraf insanları artık inandıramıyor , güvenle ilgili sorunu var. 

Futbol hakemlerinin genel uygulaması vardır. İki veya daha fazla oyuncu birbirleri ile kavga ederlerse , ilk hareketin nereden geldiğine bakmadan kavga edenlere kırmızı kart gösterirler. 

Demokrasilerde birbirleriyle kavga edenlere kırmızı kart göstermesi gerekenler halktır. 

Şimdi sıra kavgacıları sahadan atmaya geldi.
 

İlk seçimde yanınızda kırmızı kart getirmeyi unutmayın !!!
 

Siz kırmızı kartı kime göstereceğinizi bilirsiniz.


 

4 Aralık 2013 Çarşamba

VAY KUŞAĞIM VAY








Ülkedeki kaos ortamı nedeniyle yazılarıma bir süre ara verdim. Herkes birşey söylüyor , sapla saman karıştı.
Doğru nedir ? doğru kişi kimdir ? Bu sorulara cevap vermekte zorlanıyorum.

Başkalarının doğrusunu bilmem ancak benim doğrularım belli;

· Demokrasi

· Evrensellik

İnandığım doğruları uygulama metotlarım da belli;

· Ayrımcılık yapmamak

· Çeşitlik esasına göre herkese eşit uzaklıkta kalmak, herkesle birliktelik sağlamak.

Sadece insanlar ile değil çevredeki tüm canlılarla kuracağımız ilişkide önemli.

Bir anlamda kendi Habitat’ımızı kurmak zorundayız.

Gümüş ve Lokum evimizin iki yeni üyesi. Yaklaşık 1,5 yıldır birlikteyiz. Birisi Siyam diğeri Scottish. Onlar bize , bizde onlara alıştık. Alıştık dedim ancak Scottich olanı dişi ve bir türlü kendini sevdirmiyor, hemen kaçmak peşinde. Siyam olanı ise erkek ancak istediğin kadar sev , birlikte uyu sorun yok.

Onları  tanımaya başlayınca kediler arasında ne kadar farklılıklarının olduğunu anladım.

Kedilerde farklılık var da insanlarda yok mu ? Tabi ki var. Örneğin kültür ,coğrafya, geleneksellik , ırk ve eğitim gibi bir çok faktöre bağlı farklar mevcut . Toplumların da farklı yaşamları var.

Örneğin seksenli yıllarda İngiltere’ye ilk gittiğimde arkadaşlarım yaşam hakkında bilgi veriyorlardı ;

Bu dairede 6 kişi kız erkek birlikte yaşıyorlar.

Ne !!! Kız, erkek birlikte mi yaşıyorlar ??? Yok daha neler !!!!

Kardeşim neden herşeyi yanlış anlıyorsun? Bazıları birlikte yaşıyor ,bazıları kirayı paylaşıyor , bazıları toplu halde yaşamayı seviyor. Neticede bunlar yetişkin insanlar ,kararlarını kendileri verebilirler. Başkalarına rahatsızlık vermedikleri takdirde istedikleri hayatı yaşama özğürlüğüne sahipler.  

Başkalarının hayatına karışmamakla ilgili ilk dersimi almıştım.

O yıllardaki yaşam anlayışım , toplumsal kabuller farklı cinsiyetlerin birlikte bir evi paylaşmasını kabul edememişti.

Gençlik yıllarımız çok kapalı , kadın erkek ilişkileri oldukça kısıtlı kapsamda gerçekleşti. Kızların elini tutmak bile abartılı  sevinçlere neden olurdu.

Erkekler cinsel ihtiyaçlarını meşhur Alageyik sokak  veya Beyoğlu’ndaki yüzlerce batakhanelerde giderirlerdi. Bu evleri herkes bilir ancak resmi kurumlar nedense görmezden gelirlerdi !!!

Batakhanelerin raytingi ekipler amiri Sadettin Tantan ve ekibinin operasyonları ile düşüşe geçti. Tantan gençlik kesiminde efsane olmuştu.

Bazılarının gözünde cesaret timsali polis şefi , kiminin gözünde ise gençleri engelleyen sade polis.

Diğer alternatif ise kendine bir sevgili bulmak ve eskilerin tabiriyle kaçak et kesmek için yazlık veya şehirdışı otellere gitmekti.

Ancak bu alternatif olçukça riskliydi. Malum ihtilal zamanı rahat hareket edemezdiniz. Bu nedenle çapkınların gözü perdede , kulakları kapı zilinde olurdu.

Ya jandarma basarsa !!!

Götürürler merkeze rezil ederler herkese.

Karakolda ayna var ayna var.

Bunlar zamanın en çok kullanılan tekerlemeleri olmuştu.

Basıldığında , yanımdaki kız arkadaşım olur hikayelerini jandarmaya anlatsan kimse inanmaz , mecburen farklı hikayeler yazılırdı.

Komutanım biz birşey yapmadık. Bayan imam nikahlı karım olur ayrıca İran’da muta nikahı da yapmıştık.

Konuşma lan , babanı mı kandırıyon ? Yatırın bu adamı falakaya..

Böyleydi bizim dönemimiz.....

Şimdi artık ‘’ biz ‘’ kuşağı olduk. Yani 1946 -64 doğumlular. Bugün bizi idare etmeye çalışan politikacıların çoğu gibi.

Bizi idare edenler aslında çok şanssızlar. Hergün 20 saat çalışıyorlar ancak kimseye yaranamıyorlar. Temelinde görmemezlik yatıyor.Görgü insan hayatında çok önemli.

Kız istemeye giderken ‘’görmüş geçirmiş aile çocuğu’’ olmak iyi bir referansdır.

Biz kuşağı politikacılar genelde gençliklerini yaşamış insan değiller.

Gençliğinden bu yana hep politika ile uğraşmışlar ,

Gençliğinde duvarlara siyasi içerikli yazı yazmışlar.

Gençliğinden beri çoğu zamanlarını dernek ve partilerde harcamışlar.

Bu konuları iftihar meselesi olarak ifade etmektedirler.

Bir kızla elele tutuşamamak !!! Bırakın çapkınlığı, masum bir öpücüğü bile yaşayamamak...

Şimdi bu insanlardan kızlı erkekli aynı evde yaşamayı anlamalarını nasıl bekleyebilirsiniz ?

Yaşanmamışı  anlamak .... Mümkün mü ?

Günümüz siyasetçisi bunu okuyamıyor , zamana uyamıyor.

Şişli’de ,Beşiktaş’ ta, Taksim’ de , Kadıköy’de , metroda ,İDO’ da , sokakta ,caddede gördüğümüz gençler eskisi gibi değil.

Kızlar mini etekli , erkekler küpeli . Tıpkı Avrupa’daki , Amerika’daki hemcinsleri gibi...

Şimdi bazılarınızdan ‘’ Türkiye Şişli’den , Kadıköy’den ibaret değil . Bu ülkede Erzurum’da var , Sivas’ta var, Malatya’da var. Oradaki hayatlar böyle değil’’ dediğinizi duyar gibiyim.

Ancak unutmayalım kimse fakirliğin peşinde olmuyor. Zenginlikler, yaşanmışlıklar insanlarda talep yaratıyor.

Sovyetler Birliği’nde günde bir iki patatese talim eden halk , Amerikan gençlerinin
Hamburger– cola , pizza ile beslendiğini öğrenince kominizm duvarlarını yıktığını unutmamak gerekir.

Artık Malatya’da , Erzurum’ da üniversite var, AVM var. Gençler İstanbul’daki yaşıtları gibi yaşamak istiyorlar. Artık o şehirlerde de mini etekliler , küpeliler var.

Kaçış  yok . Kapitalizm oralara da girdi.

Kapitalizm’in insanları sömürmek için stratejileri , gençler üzerinde plan ve emelleri var ;

· Gençler iyi okullarda okusunlar.

· İyi iş bulsunlar , para kazansınlar.

· Kazandıkları   parayı teknolojik, sanatsal, yaşamsal alanlarda harcasınlar.

· Doyumsuz olsunlar. Kazanılan paraları hiç bitmeyen moda yönlendirmesiyle bol bol harcasınlar.

· Global üretim sektörü daha fazla çalışsın. Global finans daha fazla kredi versin.

· Kapitalizm araçları olan global şirketler daha fazla kazansın.

Bu plan tıkır tıkır işliyor. 1981 -2000 doğumlu VAY kuşağı , hatta 2001 sonrası Z kuşağı kuşağı devrede.

Bizim göbekli ‘’ Biz kuşağı’’ bu gençleri nasıl anlasın ?

Kuşak deyince pantolon kemeri ile karıştıranların olduğu son günlerde anlaşıldı.Şimdikilerin durumu idare edebilmesi için kemere 1-2 delik açtırmaları  gerekiyor.Anlaşılan kemer göbeği karşılamıyor.

1-2 Seçim sonra VAY kuşağı seçilecek yaşa geliyor. Belli ki onlar farkı siyaset yapacaklar.

Kimsenin emir komutasına girmeyecekleri açık. Artık geniş tabanlı siyasi partiler yerine çevreci , yeşillikçi, yenilikçi , farklı cinsiyet tercihlerinin temsilcileri , feministler, özgürlükçüler çiçek böcekle uğraşanlar , radikal gruplar küçük küçük partiler olarak devreye girecekler.

Gelecek yönetim büyük bir olasılıkla küçük partilerin koalisyonlarında olacak.

VAY kuşakları artık bu partilere oy verecek veya oy isteyecek.

Şimdi partilerin gözü VAY kuşaklarında , onlara yatırım yapmak istiyorlar ancak çok geç.

Dünya’yı yöneten kapitalizm VAY kuşağını anlamayan hükümetleri iktidarda tutmaz. Nasıl getirdiyse öyle gönderir.

Bunun anlamı nedir ?

Hoşgeldin VAY kuşağım.

Elveda , fakirlik edebiyatı.
Elveda , okuma özürlü siyasetçiler.
Elveda , biz kuşağı iktidarları.