28 Temmuz 2013 Pazar

İHTİRASLI SEVGİLİLERİM







Ramazan ayının güzellikleri yaşanırken kendimize keyifli bir yaşam sağlamak için bazen ailece değişiklikler yapıyoruz. 

En büyük lüksümüz  akşamları  ada vapurunda eşimle buluşup orucu Büyükada’da bozmak.  

İş çıkış ,vapur ve iftar saatleri uygun olduğu için zorluğumuz olmuyor. Yemek sonrası sahilde birer çay içip , Bostancı’ya geri dönmek, hoş bir günü tamamlıyor. 

Büyükada’daki  Konak Lokantası  gayrı müslim , müslüman ,turist , bir çok kişinin severek yemek yediği üstelik hesaplı bir lokanta. Ada sakinleri genelde evde yemek yapmak yerine bu lokantada ekonomik ev yemeklerini  yemeği tercih ediyorlar. 

Çorbalar , zeytinyağlılar , sulu yemekler ,ızgaralar.... 

Geçen akşam eşimle yemeğimizi yedikten sonra sahildeki çay bahçesine oturduk. Hem çayımızı içiyor hemde önümüzde uzayıp giden denizi seyrediyorduk. 

Aydınlık bir gecede karşı kıyının ışıkları pek hoş görünüyordu. 

Biz bu güzel manzarayı seyrederken masaya  arkamızdan uzanan bir tabak ve içindeki buzlu bademleri gördüm. 

Bir an şaşırdım ne olduğunu anlamaya çalıştım. Kimdi tabağı uzatan ? 

Önlüğü , şapkası ve güler yüzüyle benim iyi tanıdığım bademci Adem’di bu kişi. 

Zaman zaman katıldığım yemeklerde  badem satan Adem. 

Hayrola Adem ? Faaliyet alanını adaya mı taşıdın ? 

Ne yapalım müdürüm. Ramazanda karşı kıyıda iş olmuyor. Mecburen buraya geliyorum. 

Bu güzel bademler için teşekkür ederim. Borcumuz nedir ? 

Olur mu müdürüm bademler bizim jestimiz. Katiyen para almam. 

Sağol Adem. 

Adem’in bademleri on üzerinden on kalitesindedir. Pek nefistir. Kolestrol ve zayıflamaya birebirdir.  

Adem bu güzel bademleri nereden getiriyorsun? 

İzmir’den getiriyorum Okan abi. 

Aile tarafından Marmaris’li olduğum için çocukluğumda çok badem yemişimdir. Ege’nin taşlı toprağında yetişebilen bir meyve olması nedeniyle çokça üretilir.

En meşhur olanı Datça bademi diye bililiz. Anadolu’da hemen hemen her yerde yetişir. Bu güzel bademler de İzmir’den gelmişti. 

Gerçekten İzmir’in  Kordon sahil lokantalarında veya yürüyüş yollarındaki tezgahlarda satılan birbirinden güzel buzlu bademlerin tadına doyum olmaz. 

Zaten bir çok güzelliği İzmir’de yaşadım. Bir başka dünyadır İzmir ....  

Rahmetli babam İzmir’den aldığı çipuraları gazete kağıdına sardırır , geminin buzluğunda muhafaza eder ve bir günlük yolculuğun ardından İstanbul’a getirirdi. 

Çipurayı ilk İzmir’de tanıdım ve sevdim. 

İlk sevgilimi de ... 

İş için gittiğimde İngiliz dostum tanıştırdı bizi.  İzmir  gecelerinin karanlığında çok iyi göremedim sanki üstü yeşil , Yunan heykellerini çağırıştıran bir güzellikti. Amerika’lıydı . 

Böyle bir güzelliğe sahip olma becerisini kendimde göremedim. Sanırım öz güvenim tam gelişmemişti o zamanlar . Sahip olma teşebbüsünde bulunmadım ve vazgeçtim.  

Platonik bir aşktı benimkisi. Ancak uzun yıllar etkisinde kaldım. 

Şansım yabancılardan açılmıştı bir kere. Bir sonraki sevgilim Amerikalı , sonraki ise İngiliz. 

Kısa süreli aşklar yaşadım onlarla . Ancak aşklarım hep hüzünle sonuçlandı.  

İyi niyetimden yararlanıp , beni hep  sömürmeye kalktılar. 

Yakışıklıydım ancak benimle birlikte olmalarının gerçek nedeni  sanırım harcanacak param olmasıydı.  Hovardaydım o zamanlar .

Gerçi param olmasa da onlar beni  gene sömürürlerdi. Malımla , mülkümle.  

Sonuçta hep mutsuzluk , hep üzüntü. 

Onlar yabancı bunu yapmaları sürpriz değil. Bu memlekette yaşamaları için birilerini sömürmeleri gerekiyordu o  kişide ben oldum dedim kendi kendime. Şansımı yerlilerden yana kullanmaya karar verdim. 

Çevreme baktım,  artık yerliler o eski içine kapanık olanlardan değildiler.

Serpilip, gelişmişler, güzelleşmişler üstelik beni kaybetmemek için elinden geleni yapıyorlar.  

Çeşit çeşit cilveler , çeşit çeşit hoşluklar.  

Yerli ilişkisinde  istek var ancak o da  menfaate dayanıyor. 

Dikkatli olmak gerekir dedim kendi kendime. Demesine dedim de gel gör ki başarmak  kolay değil. 

Sarısıyla , esmeriyle , kızılıyla , sonradan renklisiyle. Hepsi seni bekliyor. 

Kolay değil güzellerle uğraşmak. Elini verdiğinde kolunu kaptırıyorsun. 

Çok çekici , hoyratça , seninde sürekli  olmayacağını  bildiğin  ama seninmiş gibi gördüğün ve sonunda acı verecek bir ilişki. 

Sonuçta yine hüsran , yine üzüntü. 

Biliyorum bu aşklar beni ya delirtecek ya da intihar ettirecek. 

Önce kendim , sonra onların yüzünden. 

İhtiraslı sevgililerim.... 

Kredi Kartlarım.......

14 Temmuz 2013 Pazar

YEŞİL BURUN ADALARI








FİFA’  nın son yayınlanan raporunda Türkiye  futbolda 57. ci sıraya düşmüş .  Bizim düşmemiz çok önemli değil , başarılı olamamışsak  mutlaka aşağı sıralara düşeceğiz . 

Benim kanıma dokunan  Yeşil Burun Adaları’nın altında kalmak. Nüfusu sadece 523.000 kişi olan küçüçük  Atlas  Okyanusu ülkesi 49. sıraya yerleşirken bizim daha alt sırada yer bulmamız gerçekten üzücü.  
 
Durumumuza üzülüp , ağlamanın bir yararı yok zaten beklenen durum.  

Futbol nerede oynanır ?  Çayır ,çimende .

Bizde çayır çimenli arazi nerede ? Taze bitti. Gökdelen oldu. 

Çocuklarını geniş yeşilliklerde yetişmesi için fırsat yaratan Almanya , İspanya , İngiltere malı götürdü. Biz ne bekliyoruz ? 

Türkiye’de futbol genelde fakir ailelerin işidir . 

Futbolcu olmak. Zengin olmak !!! 

Çoğunlukla geliri az ailelerin çocukları üzerinden aranan umut ışığıdır . 

Şimdiki moda çocuğun elinden tutarak , paralı spor külüplerine götürmek.  

Oralar paralı ve pahalı. Toplumun geniş kesimi külüplere nasıl gitsin ? 

Çocuklarımızın spor hayatı başlamadan , çayır çimen göremeden  bitiyor.  

Siz sosyetik  külüplerden  çıkarak başarılı olan kaç futbolcu tanıyorsunuz ? 

Geçiniz bunları geçiniz , kaliteli Türk futbolcu dönemi  bitti .  

Artık tartışma kaç yabancı ile oynayalım olur. 

CEO  olmak zengin işidir.

Başarı öyküsü olan kaç tane fakir CEO  tanıyorsunuz ? 

Binlerce aile yuvadan başlayarak çocuklarını CEO  yapmaya çalışıyor. 

Ailelerin gözünü hırs bürümüş. 

Lisan öğrenecekler , iyi okullarda okuyacaklar , uzun süreli arkadaşlıklar kuracaklar. 

Bahsettiğimiz bu eğitimleri hangi fakir çoçuk  alabiliyor ? 

Parası olmayanın bu imkanlardan yararlanma şansı var mı ? 

Bazen paran da olsa , iyi okul da okusan da yetmez . Yedi sülaleni sorarlar. 

Anan kim ? Baban kim ? Arkadaşın kim ? Nerede oturdun ?  

Sultanbeyli’de doğdum. Sarıgazi’de büyüdüm. 

Hadi oradan geçin bunları geçin. CEO olmayı ancak hayallerinizde görürsünüz. 

Mutlu olmak  istiyorsanız bırakın CEO  , genel müdür , politikacı olmayı . 

Etkileyici insan olmaya bakın. 

Etkileyici olmak özgüven ister , tutku ister , hatiplik ister .  

Bunlar sizde var mı ?  Özeleştiri yapın . Gerçekten var mı ? 

Birileri genel müdür oluyor.  Okul süper , matematik on üzerinden on , lisanlar çeşitli ancak insanlarla ilişkisi eksik , özellikleri taşımıyor. 

Doğru iletişim nasıl yapılır ? Politikacılara , CEO’lara iletişim konusunda nasıl ders verdiklerini öve öve  anlatan iletişim danışmanları aslında biraz da kendilerine pay çıkartıyorlar. 

Birileri torpille siyasetci  oluyor sonrada rezil. 

İsmi  Gezi Parkı ile anılan ilçenin belediye başkanına  moderatör canlı yayında soruyor  ; 

Gezi olayları için ne düşünüyorsunuz ?  

İsterseniz bırakalım.  Canlı yayındamıyız ?  Gerginleşmeyelim  ?  Bırakmak istiyorum . 

Lütfen bırak çünkü siyaset etkileyici adam işidir . Senin özelliklerin bunu karşılamıyor. 

Etkileyici insan pratiklik, zeka , esneklik ,görgü , sabır , düşünme ister. Malesef bunlar sende yok. 

Sorulara göre hazırlanan  kalıpsal cevapları  vermeyi mi  bekliyorsunuz ? 

Moderatör  ilçenizde yapılan gezi parkı olayları  yerine Fenerbahçe – Galatasay maçını mı soracak ? 

Çocukların iyi okullarda okumaları şüphesiz çok iyi ancak bu okullarda birinci olmak yetmez.  

Çalışarak birinci olmak çoğumuz için mümkün  ancak münazara yeteneklerin olması gerekir .  

Anında karşılık verebilen, düşündüğünü iyi ifade edebililen , zeki , pratik olmak  çok daha önemlidir. 

Yıllar önce iş için Mısır’a gitmiştim. Amacım yeni bayimizi ziyaret edip , eksiklik varsa bilgi vermekti. Beni otelden alan kişi sürpriz yaparak; 

 ‘’  Kahire ve İskenderiye’den yaklaşık 30 kişi yeni ürün hakkında bilgi almak için seni bekliyorlar. ‘’  dedi.  

Teknik konu benimle ilgili değildi ancak bunu ifade etmek çok kolay olmayacaktı. Bayiye gittiğimde beni bekleyen insanları görünce paniklemedim desem yalan olur . 

Gün boyunca konumla  ilgili bilgileri verdim. Allah’tan ürünle ilgili dokümanları yanımda getirmiştim. Birinci gün sonrası araçları  servise çektim ve sabaha kadar ürünler üzerinde çalıştım. Sabah ilk işim asetat üzerinden görüntüleri almak oldu. Artık hazırdım ürün bilgilendirmesi yapabilirdim. İngilizce başladığım eğitim Arapça ve Farsça devam etti. Lisede okuduğum edebiyat , hobi olarak yaptığım müziğin Osmanlıca sözleri Mısırlı’larla iletişim kurmamda yeterli olmuştu. Sonuçta müşteri memnuniyeti sağlamıştım. Unutmadığım bir hatıramdır. 

Mısır’lılar bizim gibi sıcakkanlı, sevecen ancak pazarlık yapmayı  çok seven bir millet.   

İngilizler’in etkisi yeterli olmamış , medeni ülkelerden 40 -50 yıl geride kalmış bir coğrafya.

Uzak geçmişle dün arasında kalan bir ülke. Cehalet ,pislik ne kadar kötüyse Kahire Müzesi ve Mısır uygarlığı o kadar etkileyici. 

Mısır’da  bildiğimiz demokrasi anlayışı o yıllarda yoktu ancak Arap Baharı sonrası  bazı kesimlere göre doğruluğu  tartışmalı olduğu ifade edilen seçimler sonrası bir yönetim iktidara geldi. Seçimlerin ne kadar doğru yapıldığı hakkında bilgi sahibi değilim. 

Yanlış yapmadan Mısır’ı  yönetmek çok kolay değil .Farklı inanışlar , farklı dinler , farklı alışkanlıklar , farklı eğitimler , farklı sosyal kesimler. 

Mısır’da  insan ve demokrasiye inandıkları iddiasında bulunan bir yönetim var. Gördüğümüz kadarı ile  halk tarafından destekleniyor. Şansını  iyi kullanmayanlara en iyi cevabın sandık olduğunu biliyoruz.  Bizde darbelerden çok çektik. Darbeleri bu nedenle kabul edemiyoruz. 

Ancak bizim Mısır’la ne işimiz var , biz kendi işimize bakalım derseniz o başka... 

Evet kendi işimize bakarsak  Türkiye’ de lider yok , iki numara yok ezikliğini bırakıp yeşil çimleri lider adayı gençlere açmalıyız. 

Gerçek hayatta işimize yarayacak iletişim  kurma , özgüven yaratma , güzel ve etkileyici konuşma,   yaratıcılık , sevgi , demokrasinin  anlamı  okullarımızda okutulmalıdır. Mitos bölünme, Karlofça Anlaşmasından daha  iyi iş yapacağı açıktır. 

Aslında Türkiye’nin bir şansı  var. Siyasetin önünde orta ve uzun vadeli plan yapabileceği ve uygulamaya koyabileceği  bir 5 yıl .  

Türkiye önümüzdeki dönemde  mutlu geleceğin vizyonu  yazan ,  stratejik planları yapan , uygulama kapasitesi olan ,  demokrasiyi  bünyesine  işleyen,  özgürlükçü , hukukun üstünlüğü ve fırsat eşitliğine inanan , laik , dürüst , yenilikçi , odaklanmayı  insan sevgisi üzerine yapan   karizmatik liderlerini çıkartmalıdır. 

Liderler üretilemezsek  demokraside de Yeşil Burun Adaları’nın altında kaldık diye üzülmek , ağlamak yok. 

İşte o zaman geçmişi gelecekte yaşarız.

5 Temmuz 2013 Cuma

ATIL ADAMLAR

 
 






 

 

Sevdiğim bir arkadaşım diğer bir arkadaşıma elektronik posta atmış, benden bahsediyor ; 

Senin dostun  tabansız çıktı , gezi ile  ilgili yazı yazmadı , not atmadı . Belkide çekindi. Söylemlerine ben nasıl inanacağım  artik bilemiyorum. 

Diğer bir arkadaşım Amerika’dan yazmış ; 

Gezi ile ilgili ne düşünüyor , ne yapıyorsun ? 

Bir akrabamın facebook mesajı da güzel ; 

Gezi ile ilgili yazılarını göremedik. Acaba biz mi kaçırdık ? 

Diğer bir arkadaşım daha keskin eleştirdi; 

Yazılarında Atatürk’çüyüm diye yazmazsan yazılarını okumam. 

Bu eleştirileri alınca kimlik bunalımına düştüm. Ben kimim acaba ? 

Evet ezik bir nesilin çocuğuyum , bu gerçek. 

·         Okulda yediğimiz dayaklar. 

·         Gençliğimin en güzel zamanlarında gezmek ,eğlenmek yerine terör.

·         Üniversite kaybettiğimiz arkadaşlarımız. 

·         Bombalar ,silahlar. 

·         Askeri darbeler. 

·         Asker , polis , bürokrat ve siyasetçi vesayeti. 

·         Beynimizin yıkandığı askerlik dönemi. 

·         Sorgulayan değil , koşulsuz  kabullenmeyi ve itaat etmeyi önceliğine alan bir nesil. 

Evet ezik bir nesilin çocuğuyum , bu gerçek.
 

Bu nedenle yaşı 50 cıvarındaki insanların , özellikle kadınların gezi yürüyüşlerine katılmasını önemsiyorum.  

Aşağılanmaya , horlanmaya özellikle ezikliğe karşı çıkmayı başaran insanlar artık değişim istiyorlar. Belkide kötü geçen yıllara isyan ederek bugünün tadını çıkartıyorlar. 

Benimse  çok şükür bugünlerde  kimseye ne maddi ne manevi borcum yok.  

Yıllar  bana artık kimseye biat etmemeyi öğretti. Hayattaki en büyük mutluluğum sağlık, huzurla birlikte demokrasi kültürünü içime sindirmem oldu galiba. 

Borcum yok , biat etmem,  en büyük lüksümde özgürlüğüm. 

Kimseye yalakalık yapmam  çünkü ihtiyacım yok. 

Solcumusun ? Sağcımısın ? Bu sorulara seksen öncesi çok muhatap olduk. Zararını hep birlikte gördük. Ülke her yönüyle geriye gitti. 

Bir yanda tencere tavacılar diğer yanda Tayyip’ciler. 

Böyle bir karşılaştırma yapmak bile doğru değil. Liderlik özelliğiyle , ilericiliğiyle , emperyalizme başkaldırısı ile  tüm dünya ülkelerine örnek olmuş Atatürk’ü başkaları ile karşılaştırmak .... 

Emperyalizmin tarih boyu yapmaya çalıştığı böl ve yönet taktikleri taraftar bulmamalı. 

Ayrımcılık yerine dünyada yeni yönetim mekanizmaları devreye alındı. 

Diversity Strategy ayrımcılık yapmadan herkezi kucaklayıp iş yapmak , para kazanmak üzerine kurulmuş. Yani başarıyı farklılıkları yönetmek olarak gören anlayışlar hakim. 

Türkü , kürdü , Lazı ,Çerkezi , zengini ,fakiri , açığı ,kapalısı ,inananı ,inanmayanı. 

Politikayı bu zemine oturtmak politikacının sahiplenmesi gereken öncelik olmalıdır. 

Yıllar önce ülkenin en önde gelen iş adamına siyasete girme teklifi ,iş adamı tarafından kabul görmemişti.  

Öyle ya ,,, 

CHP ‘de görev yaparsan Demokrat Parti yandaşlarını kızdırır, ticaret yapma riskini alırsın,,,

Spor kulubü yönetiminde görev yaparsan diğer takım taraftarlarını kızdırır, risk alırsın ,,,  

Bu nedenle iyi bilinen iş adamları siyaset ve spor gibi etkin faaliyetlerde bulunmaz. Toplumun her kesimini kucaklamaya çalışır. Bu yöntem  farklılıkları yönetme anlayışının uzun yıllar önceki modeli olmalı. 

Sonuç olarak özgürlükçü , demokrasi hayranı , hür bir insan olarak fikrimi söyler ve yazarım. 

Zaten fikri hür , iradesi hür nesiller yaratmak Atatürk’ün vasiyeti değilmidir ?
 

Bizlerin suskunluğunun nedeni kimseden korktuğumuz için değil  bunca  donanıma karşın akil adam olacağımıza , sistemin bizleri atıl adam durumuna getirmesindendir.

1 Haziran 2013 Cumartesi

AĞAÇLAR BAHANE , DEMOKRASİ ŞAHANE







Ülkemiz bolluk bereket ülkesi, ne istersen var. Hele birde  yağmurlar düzenli gitsin , hele birde  balıkçılar yasaklara uysun,  değmeyin keyfimize .

Balığı, sebzesi , tavuğu, eti berekettir.

Ülke insanı ürettiği ile kendine yeter durumdadır. 

Her besin kaynağının  kendine özgü değeri vardır. Bazıları potein bazıları güç verir.

Bazılarıda sosyallik ve zevk...

Balık işte böyle bir besin kaynağıdır.

Eti , tavuğu yersin sofradan kalkarsın ancak balık yanına meze ister , rakı ister en önemlisi yanına sohbet ister , dost ister.  

Balık sofraları her zaman biraz daha uzun sürer . Öyle doldur boşalt olmaz.

İyi çalışan bir kebabçı , esnaf  lokantası koltuğunu 3-4 kez müşteri ile doldururken balık lokantalarında  dönüş 1-2 yi aşmaz. Genelde akşamları yoğun olur.

Bu nedenle balık lokantaları genelde biraz daha tuzludur. 

Düğün derneklerde , şirket yemeklerinde , balolarda oteller genellikle menüde tavuklu , etli tercihler yaparlar. Bunun nedeni lezzeti ön plana çıkartmak değildir .
 

Davetliler set menüde lüferi bulursa yanına rakı , kavun , peynir birazda  Çubuk hıyar  turşusu. Hele hele kafa dengi sohbet ortağı bulursa gel keyfim gel.  

O gece uzun sürer , gelsin rakılar gitsin kavunlar .

İstemezler oteller bu durumu , istemezler . Maliyet faktörü.. 

Ucuz istersen tavuk,  biraz pahalısını istersen kuzu poposunda marine edilmiş bilmem ne...
 

Ben yemeklerde rakı kullandığım için belli bir imajım var. Gençliğimdem beri alkol kullanırım ancak inanın hayatımda hiç sarhoş olmadım. İmajıma uygun olarak biraz daha içmem gerek onu da emeklilikte yaparım diyorum. Hayırlısı artık.... 

Düşünün ben başbakan olsam ve  alkol  kanunu  çıkartsam sanırım çok eleştiri almam. İmajım nedeniyle herhalde bir bildiği vardır diye düşünülür. Sonuçta milyarlarca doların döndüğü alkol ve  sigara sektöründe kartellerle mücadele ediyorsun. Kolay iş değil . Birilerinin kovanına çubuk sokuyorsun. 

Tayyip bey aynı kanunu çıkartmak istediğinde büyük tepki alıyor. Aslında takdir edilmesi gerekirken en ağır eleştirilere uğruyor. Neden ? 

Acaba inandırıcılığınımı kaybetti ? Çoğunluk artık ona inanmıyor mu ? 
 

Galiba biraz öyle oldu.  Seçim kazandığında  yaptığı balkon konuşmasında toplumun her kesimini dikkate alacağım derken yandaş medya , yandaş iş adamları ,yandaş burokratlar ,yandaş zenginler  yaratması özde değil sözde kucaklamayı akıllara getirdi. 

Bizim neslimiz malesef biraz öz güveni eksik , ezilmiş yetişti.  

27 Mayıs dönemi sonrasını ,
 
12 Mart’ı ,
 
12 Eylül’ü

28 Şubat’ı yaşadık . 

İyi oldu , kötü oldu diye tartışmanın bir alemi yok sonuçta her müdahale ülkeyi biraz daha geri götürdü. 

Bu dönemlerin hepsinde  Süleyman Demirel  çeşitli görevlerde bulundu.  

Sayın Demirel’ in meşhur bir sözü vardır;
 

Hayatta en büyük güç haklılıktır, 

Haklıyken haksız duruma düşmemek için haklılığını meşru zeminlerde dile getirmek gerekir.. 

Malesef haklılığını meşru zemine taşıyamadı. Ordu ile karşı karşıya kalmamak için tedbir alamadı. İktidar olmasına rağmen şapkasını aldı gitti . Cesaret gösteremedi. 

Sonuçta hem kendini hemde orduyu yıprattı. 

Tayyip bey bu işi  kendi yöntemleriyle çözdü . Ordunun siyasetteki durumunu normalleştirdi. Artık ordu demokrasi önünde bir engel oluşturmuyor. Ancak bunu askerin itibarsızlaşması bahasına yaptı. Askerinin imajı kötülendi.  

Aslında  demokrasi adına başarılı bulunması  gerekirken en ağır eleştirilere uğruyor. Neden ?
 

Acaba inandırıcılığınımı kaybetti ? Çoğunluk artık ona inanmıyor mu ? 

Sayın Demirel’in eşinin vefatında Sabah gazetesinde gördüğüm başlık ilginçti ;
 

 ‘’ Baba artık yapayalnız ‘’ 

 Gerçek liderlik cesaret istiyor. Sayın Demirel cesaret gösterip kendini tankların önüne atabilseydi bugün darbeler bu kadar etkili , Demirel’de bu kadar yalnız olmazdı.  

Cumhurbaşkanlık görevi bizde en itibarlı ve saygı gösterilmesi gereken bir makamdır. Bende saygıda kusur etmeyerek Nazmiye hanıma  Allah’tan rahmet , Sayın Demirel’e başsağlığı diliyorum.
 

İnsan yönetiminde sandöviç denilen bir metot vardır. Çalışanı hiç bir zaman boş bırakmayacaksın. İyi yaptığı işi övecek sonra başka bir iş için yerecek daha sonra tekrar öveceksin.  

Tayyip beyde danışman çok . Birileri metodu  söylemiştir. İyi yaptığın şey söyle,  arkasından kamuoyunun kabullenmesi zor olan konuyu gündeme getir, tekrar güzel bir konuyu gündeme getir.
 

Havaalanı ihalesini yap güzel bir esinti yakala arkadan alkol kanunu geçir... 

Santral ihalesini yap arkadan Reyhanlı’da basına sansür getir. 

IMF  borcunu sıfırla  , Gezi parkını gündeme getir.. Gerçi diğer borçlar arttı 

Köprü temelini at arkadan isim polemiği yarat...   
 

Yahu iki  tane şehir hatları gemisinin ismini koymak için aylarca anket yapıyorsun , bu kadar hassas bir devrede vatandaşa internetten sorup halkın gücünü niye almıyorsun ?
 

Kimin isminin çıkacağı önemli değil. İsim halk tarafından konulacağı için zevkle , törenle koyarsın.
 

Demokratlık bu değil mi ?  

Birde yeni doğan çoçuğun kulağına isim söyler gibi spontane olarak ‘’ İsmi Yavuz Sultan Selim Köprüsü olsun ‘’ denilmesi hiç şık olmadı . Cumhurbaşkanı kendisini bu şekilde kullandırmamalıydı .
 

Bunlar ben yaptım oldu zihniyetinin izdüşümüdür. Akıllı insanlar yanlış yaptıklarını kabul edip geriye dönmesini bilmelidirler.
 

Ateşe körükle gitmek , keskin sirkenin zararı küpünedir atasözleri deneyimlerden oluşan çıkarımlardır.  

Oldum olası Temel fıkralarını çok severim. Keskin zekanın yanında sosyal çözümleri de  içeriğinde bulabilirsiniz.
 

Temel evlenme çağına gelmiş. Köyde  bir kıza  gönül koymuş ama kızı vermiyorlar. Bakıyor olacak gibi değil , çareyi başka bir kızla evlenmekte bulur. 

‘’ Sevdiğimi alamadım hiç olmazsa aldığımı  seveyim ‘’  diyerek mutlu olmaya çalışıyor ama olmuyor. Ten teması kurulamıyor. İkisi de mutsuz. 

Ya ayrılacaklar ya da ikisinden biri ihanet edecek. Hangisi merakla bekliyoruz. 

Gezi Parkı aslında Türkiye için büyük bir şanstır. Düdüklü tencere patlamadan düdük çalmış , bir miktar buhar dışarı çıkmıştır. Tencerenin patlamaması için artık herkese görev düşmektedir. En büyük görevde siyasilere . Sağ duyunun hakim olması  gerekmektedir.
 

Artık abuk sabuk kanun ve uygulamalarla ülkenin önünü kapatmanın , gündem oluşturmanın  bir anlamı yoktur. Özellikle laiklik dışı konuları ikide bir kaşımanın kimseye yararı yoktur. 
 

Türkiye’nin çok sağlam bir demokrasi kültürü yoktur ancak DNA sına Atatürk işlemiştir. Bu nedenle rejimle ilgili bir sıkıntı olacağını hiçbir zaman düşünmedim.
 

Bugüne kadar iddiamız demokrasiye sahip çıkması gerekenlerin halk olması gerektiğiydi.
 

Bugün cin şişeden çıktı. Şimdi artık çok daha demokrasiyi , cumhuriyeti sahiplenen bir halkımız var. 
 

Kesilen ağaçların çok daha fazlası dikilir, orman olur.
 

Ağaçlar bahane Demokrasi şahane ...

 

1 Haziran artık bir bayramdır . Ayrım yapmadan herkese kutlu olsun. 
 

İnanmış insanların en önemli silahı kararlılklarıdır. Meşhur devrimci Che Guera’nın çok sevdiğim sözünü paylaşmak istiyorum . 

 

Belki hiç birşey yolunda gitmedi ama hiçbir şey de beni yolumdan etmedi
 

 

 


7 Nisan 2013 Pazar

KARİZMATİK LİDERLER

 
 
 





 

Türkiye büyüyor bunu herkes hissediyor ve yaşıyor.
 

Gerçekten  böyle mi ?

Dünya’ daki yerimiz nedir ?

Bizden daha hızlı büyüyen ülkeler var mı ?
 

Evet var dostlar, hemde çok hızlı büyüyenler var.  Çin , Katar, Makao, Gana ve diğerleri.
 

Türkiye’nin son 10 yıl büyüme hızı ortalama % 3,5.  Malesef bu yeterli değil.

Son 50 yılın ilk 40 yılında büyüme ortalaması % 6,5 .

İnanmayan gider Dünya Bankası verilerinden araştırır. % 3-4 lü  büyümeleri bizi kurtarmaz.
 

Dünyada 70 trilyon $ basılı para mevcut ancak maldan türetilen sanal iş hacmi 800 Trilyon $ .
 

Türkiye bu işten nasibini alıp karşılığı olmayan  para üzerinden hayali işler yapıyor.
 

Üretmeden tüketiyoruz. Malesef paradigmalar üzerinden Kapitalist düzenin parçası oluyoruz.
 

Türkiye’nin yarınlarına güvenle bakabilmesi için üreterek, büyüme hızının  % 10 ‘lar mertebesinde olması gerekiyor.
 

Avrupa ülkelerinin olumsuz durumu karşılaştırmalı olarak Türkiye’nin büyüdüğü hissi veriyor.
 

Emperyalizm  kendine genç nufusu bol , doymamış pazarı olan ülkeler arayışına devam ediyor ve doğu ülkeleri ile birlikte bizi de  buluyor.
 

Bu sanal dünya düzeninde sürekliliği olmayan yabancı sermaye ülkeye geliyor. Ortaklık yapılı işler kuruluyor. Genelde al –sat türü , kolay elden çıkartılabilen  iletişim, bilişim ve finans odaklı işler yapılıyor.
 

İşi yapabilmek için sermaye , tesis gerekiyor . Bu zaten  büyük ölçüde sağlanmış durumda.
 

Önemli olan bu işleri yapacak insan gücü, yönetici gücü.
 

İstediğiniz seviyede yetkin  insanı bulabilmek hiç kolay değil.
 

Genel tercih iyi okul bitiren , lisan bilen, az tecrubeli insanlar seçiliyor ve bu kişiler 3 -5  sene sürede  orta düzey hatta üst düzey yönetici olabiliyorlar.
 

Bu durumu gören diğer çalışanlar ben neden olmayayım ?  diye yola çıkıyorlar ancak   zamanla  ben neden olamadım ?  diye üzülerek olumsuz etkileniyor ve  kısa süre sonrada  işi gücü bırakıp koltukla, parayla mutlu olabilecekleri yeni bir iş peşinde koşuyorlar. 

Bu durum ülkemizdeki  özel sektör şirketlerinde baş döndürücü bir hız aldı.
 

Amerika’da da  benzer bir durum var. İnsanlar 2-3 senede bir iş,  hatta eyalet değiştiriyorlar. Ancak orada kalifiye insan için iş var . Biri olmazsa , diğeri olabiliyor.
 

Ülkemizde ise sınırlı iş ortamında iyi yetişmiş insan gücünün de anlamı kalmıyor.
 

Mutsuzluklar artıyor. Burada olmadı bari başka yerde yapayım düşüncesi yer alıyor. Sonuçta tatminsizlik , mutsuzluk ve en kötüsü umutsuzluk .
 

Olmazsa olmaz,  büyüme hızının  mevcut durumun çok ötesine gitmesidir.
 

İnsanlara ne iş yapıyorsun diye sorduğumuzda genelde memurum , işçiyim, sorumluyum, yönetmenim , idareciyim , yöneticiyim veya daha sınırlayıcı şekilde CEO’um , genel müdürüm, müdürüm diye cevap veriyorlar.
 

İdareci işi idare eden, geçiştiren , statükoyu muhafaza eden anlamları çıkarıldığı için pek  rağbet görmüyor ancak yönetici sıfatı günün şartlarında daha fazla prim yapıyor.
 

Aslında yönetici  temel olarak bütçeleyen ve planlayan kişi . Ancak çok daha cazibeli bir tarif var ki , strateji ortaya koyan  ve vizyoner olan kişi .

Bu kişiye  lider  diyoruz. 

Sistemler yöneticiyi her departman için  lider yapmaya çalışıyor.
 

Lider olunması için eğitim veriyor. Lider adaylarının  görgü sahibi olması için çalışılıyor.
 

Sonuçta ulaşılmak istenen Stratejik lider olabilmek.  

Stratejik Lider olabilmek çok kolay değil, stilleri  var. 

·         Otoriter  stil

·         Asansör stil

·         Demokrat stil

·         Koç stil  vs      

Stilleri  var dedik , kolay değil dedik ancak kumaşın iyiyse sonradan aldığın eğitim ve çalışmayla sonradan stratejik lider olabilirsin. 

Olamayacağın ise karizmatik liderdir. 

Ne kadar çalışırsan çalış sonradan olamazsın.       
 

Mutlaka genlerinde liderlik olması gerekir. Anadan lider doğacaksın , sonradan gelişim sağlayacaksın.

Bu insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. 

Politikacı , medya mensubu , sanatçı veya  iş adamlarından çok azı   bu tarife girerler. 

Bu insanlar etkileyici , ego sahibi , çogunlukla  megaloman olurlar .
 

Bu insanlardan genelde çekinilir , biraz da korkulur .  

Bu insanlarla direkt konuşmak çok mümkün olmaz , şak diye karşılığını verirler. Durduk yerde birde fırça yersiniz. 

Beğenelim ,beğenmeyelim , sevelim,  sevmeyelim  karizmatik liderlere  örnek olarak Tayyip Erdoğan , Kadir İnanır , Bülent Ersoy , Ahmet Çakar ve Fatih Terim’i verebiliriz.
 

Fatih Terim’i direkt olarak eleştirebilen Ahmet Çakar harici kaç kişi tanıyorsunuz ?
 

Eleştiri yapılacaksa söze mutlaka  ‘’Türkiye’nin en beğenilen teknik adamı , benimde çok sevdiğim , çok takdir ettiğim, arkadaşım , dostum   Fatih Terim ‘’ diye söze başlanır. İstersen deme , sonuç eleştiri yapanı üzer. 

Ahmet Çakar böyle başlamaz hemen tenkitle başlar işte bu egoların engellenemez savaşıdır .
 

Bazen de egolar başına bela olur. Kendini ön plana atacağım derken hırsın, aklının önüne geçer.
 

Çinli bilge Sun Tzu ne güzel söylemiş ;
 

Başkasını ve kendini bilirsen ,  yüz kere savaşsan da tehlikeye düşmezsin.

Başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanıp bir kaybedersin.

Ne kendini ne de başkasını bilirsen, girdiğin her savaşta tehlikedesin demektir.
 

İşin kötü tarafı  Fatih hoca hem kendini , hem de Real Madrid’i  iyi bilmesine rağmen sırf galip gelmek , sırf egolarını tatmin etmek için savunmayı  güçsüz bıraktı.
 

Rakibin hızlı oyuncuları olduğunu bile bile savunmayı   yanlız bıraktı.
 

Halbuki  bu maçta stratejiyi minimum gol yemek üzere kurmak  gerekirdi.


İki golü filelerde görünce hatayı anladı geriyi üçledi ancak geç kaldı , turu Madrid’te bıraktı.
 

Benzer durum MİY  maçında da göründü. Kurallarla maçı yönetmeye çalışan hakemler üzerine baskı yaparak  hem hakemleri , hem de rakibi korkuttu.  

İzleyenler şık olmayan görüntülerle karşılaştı.  

Aslında bu sürpriz değil , karizmatik bir liderin bu görüntülerini zaman zaman görmek mümkün olabilir çünkü dünyanın merkezine  hep kendileri koyarlar.
 

Evet karizmatik lider adalet arıyor. Herkes için adalet , Fatih Terim için de .....

Evet karizmatik lider demokrasi arıyor. Herkes için demokrasi , Fatih Terim için de ...
 

Evet karizmatik lider  hak  arıyor , vatandaş ise  biraz saygı....