25 Mart 2017 Cumartesi

BAKAR KÖRLER



Şu FETÖ işi hiç surpriz değil.
Birilerinin gelip sizin memleketinizi isgal ederek sömürmesi hala bir gerçek olmakla birlikte , ülkeyi birilerine parçalatmak veya içerden birilerini kullanmak daha rasyonel yöntemdir..
Buyüme stratejileri vardır . Birisi bulunur ,parasal , organizasyonel destek verilir , memleket insanının fakirliğinden yararlanılır. Küçük küçük testler yapılarak uyuşturucu gibi önce merak aşılanır sonra alışkanlık , bağımlılık ve sonunda sorgusuz mekanikleşme noktalarına gelinir.
Öğrenci yetiştirmeler , sınav sorularının verilmesi , istenilen kişilerin istenilen yerlere sokulması , zamanla meyva vermesini beklenir , meyva pazara sokulur gerekirse mevcut iktidara yedirilir. İstersen hormonlu büyüme yapılır...
Bu yazdıklarım kulağa tanıdık geliyor mu ?
Kamudan 125.000 kişi kovulmuş..
Yerlerine kimler alındı ? Neden IHL 'i mantar gibi çoğaldı ? Neden ülkemizde 4 milyona yakın yabancı statusü belli olmadan alındı ve ülke adaptasyonuna müsade ediliyor ? Basın , yayın kuruluşlarının yandaşlar tarafından işgal edilmesinin amacı nedir ?
Demokrasiyi başörtüne indirgiyerek mazlum ,mağdur edebiyatı yapanlar demokrasiyi katlettiklerini farkına bile varamıyorlar..
Beni tanıyanlar '' Okan kafayı yemiş '' diyorlarmış . O zaten bilinen bir mevzudur , üzerinde tartışmaya değmez...
Fiziksel olarak demans , alzheimer gibi unutkanlık hatta hafif tırlatma yaş nedeniyledir.
Yaş nedeniyle olan başka birşey vardır ; birikimlerin , yaşadıkların ,tecrubelerinle ülkene Ağrı Dağı'nın tepesinden bakmaya başlarsın. Bu yukardan bakma olarak görülemez . Yakını görme sorunun nedeniyle , uzaktan bakman görmeni kolaylaştırır . Bir anlamda minörden majöre , lokalden küresele geçen bakış açısıdır.
Bu bakış kaybettiklerinin yanında kazanımların olur..
Haydi ben tırlattım kafayı yedim ...
Dünya'ya kara gözlükleri ile bakan gözleri nereye koyacağız ?
Ben tırlattıysam onlarda bakar körler....

BOZUK MAL




Sevgili kardeşim Cengiz kafasına Atatürk'ün söylediği köylü milletin efendisidir lafına takmış bende kendisine Atatürk lider olarak milleti motive etmek için bu lafı söylemişti dedim. Her lider milleti motive etmek için böyle şeyler söyler ancak günün şartlarına göre anlamını yitirir.
Örneğin köylüyü motive edecek söze artık gerek kalmadı çünkü köylü kalmadı. Nüfüsün ancak % 8,2 si köylü...
Bir başka örnek ise Cennet vatanım söylemidir. Bu da külliyen yanlıştır. Kitle iletişim araçları dünyayı gösterdikçe , insanlar paralanıp Dünya'yı gezdikçe bu durum daha anlaşılır olur...
Diğer Cennetler arasında bizim Cennet duhiliyeden Bülent Ersoy seyretmek gibidir.
Adı hep yamyamlarla anılan Afrika'da Zanzibar , Kenya , dandik ülkeler dediğimiz Thailand , Maldivler , Mauritus gibi Pasifik ve Asya'daki cennetleri görünce dibiniz düşer vay anasına dersiniz...Avrupa'daki Cennet'ler ise sözün yetersiz kaldığı yerlerdir...
Gerçekler böyle olmasına rağmen siyasetçiler gene Cennet vatanım söylemine devam eder...
Bu durum gayet normaldir ve motivasyon uzar gider...
Önemli olan insanların yaşadığı yeri Cennet yapmak veya Cennet olduğuna inandırmaktır.
Yemek işi , lezzetler , yöresel tatlar gene böyledir . El elden üstün , ülke mutfakları birbirinden farklıdır ve bunu sunumuyla , lezzetiyle sanat haline getirmişlerdir..
Biz bu konuda fena değiliz....
Benim en'lerim arasında mutfak , lezzet olarak Gaziantep ,Hatay ve Samsun gelir...Bursa ve Antalya'da fena değildir ancak ilk üç tercihim böyle ....
Son otuz yılına tanıklık yaptığım Samsun'un çeşitliliği önemlidir .Mutlaka hamur işi , sebze yemeği yapılır ancak et , balık , pide kombinezonu Samsun'da bulunur.
Cevat abinin favori yeri Oscar , şehir içindeki balıkçılar kooperatifi , Pamuk Kardeşler , Fevzi bilinen balık yerleridir. Tekkeköy' e giderken lezzetli etlerin yapıldığı et lokantaları , Körfez pide salonu gerçekten mühteşemdi..
Tekir , mezgit , kalkan ,mısır ekmeği doyulmazdır hele yanına iki duble rakı super olur da bu lokantıların çogu kapandı...
Çeşitli nedenlerden dolayı şehir içinde içkili lokanta kalmamış.. Alkollu icki, sahilde birkaç adet lokanta ile sınırlanmış..
Samsun'un simgesi meshur Fevzi değişen siyasal ve sosyal çevre nedeniyle içkiye tövbe etmiş. Şimdilerde kendine muhafakazar ortak alarak mütedeyyin halkımıza hizmet vermekte.
Bu anlamda artık haksız bir rekabet var.. Artık Fevzi'de bir duble içip , balık yemek lüksümüz olmayacak..
Otuz yıllık süreçte mahalle baskısı nedeniyle değişen Samsun ne demek istediğimizin kanıtıdır...
Haksız rekabet her alanda var. Son onbeş yılın getirdiği ortam nedeniyle çoğu vatandaşımız gibi kendine vazife çıkartan ve belki de haksız rekabetin getirdiği stresden dolayı hayatını kaybeden Talip Talipoğlu...
Vatandaşın parası ile zenginleşip , satın aldığı basın ve yayın araçlarını kendi ideolojilerinin propaganda aracı haline getirip, muhalif seslere yer vermeyerek haksız rekabet yapan yandaşlar...
Her dakika devletin televizyonu kullananlardan fırsat bulup son 7-8 ayda muhalefet liderini ekrana çıkartmayarak haksız rekabet yaratanlar....
Milletin bir kısmına seyredecek tv kanalı , okuyacak gazete birakmayarak haksız rekabet yaratmaya çalışanlar....
Ekonomide haksiz rekabet yaratanlara en güzel cevabı o malı kullanmayan tüketiciler verir..
Umarım bizim tüketicilerin tüketici bilinci oluşmuştur...
Yoksa bozuk malı kullanmaya devam..

20 Şubat 2017 Pazartesi

BİRAZCIK UMUT




Norveç zengin bir ülke. Başta insan olmak üzere birçok kaynağı var. Somon balığı üretimi ve satışı bu kaynakların sadece birisi. Dünya'da kaliteli ve alternatif besin ihtiyacı var bu arz talep kanunu göre daha fazla üretim demek ancak Norveç daha fazla üretim yapmiyor. Denizlerin ancak % 1 de üretim yapılıyor. Amaç denizlerini temiz tutmak ve gelecek nesillere yaşanır bir gelecek bırakmak bu nedenle üreticilerin banka hesaplarını sıkı denetim altına almışlar...Belkide ülkemizde somon fiyatlarının yükselmesinin altında bu gerçek yatıyor...

Finlandiya'da zengin bir ülke. Onların da bir çok kaynağı var ancak en önemli zenginliği insan eğitimi ve yaratıcılık..

Tarifleri iyi anlamak gerekiyor.... Vizyon ,hedef ,amaç
Bunlar birbirine girmiş durumda...

Bu konuları beleş anlatacak halimiz yok ancak devletin , partilerin , özel şirketlerin strateji belgelerine girin zaten bir gariplik olduğunu bu konuda yazı yazanların yanlış bilgilere sahip olduklarını anlarsınız..

Kişisel olarak benim ;
5 yıl sonra on milyon dolar param olacak
10 yıl sonra başbakan olacağım..
20 yıl sonra 12 tane villam ,38 tane arabam ,4 tane fabrikam olacak diye HEDEFİM olmadı.. Ancak ;
Onurlu insan ...
Kültürlü insan ..
Dürüst insan...
Sağlığına dikkat eden insan..
En önemlisi geride hoş bir sada bırakan insan olmak gibi AMACIM olmuştur ve bunları kısmen başarmışımdır.. Şikayetçi de değilim..

Köyünde namusuyla ,şerefiyle yaşayan bir dilim ekmeğiyle mutlu olan insanımız da şikayetçi değil..

2023 yılında ekonomik olarak ilk 10 ülke arasına girmek , 500 milyar dolar ihracaat yapmak vizyonel bir bakıştır , vizyon hayallerin resminin çizilmesidir ancak adama bunun altını nasıl dolduruyorsun diye sorarlar...

Günlük siyasete girip günümüzü berbat etmeyelim. Zaten yeteri kadar kötü günler yaşıyoruz...

Bence ulaşıp ,ulaşamayacağın belli olmayan rakkamlar üzerinde çalışacağına ülkede;
Onurlu
Gururlu
Dürüst
Namuslu
Medeni
Kültürlü
Sağlıklı
Egitimli en onemlisi yarinlardan umutlu insan yetiştirmek için gayret sarfedelim .

Biz dürüst ,namuslu olmayan insanların getireceği rakkamları kabul eden bir millet olmak istemiyoruz...

Bir dilim kuru ekmeğin helal yolla kazanılmışını istiyoruz..

İnsanımız kavga , tehdit , ayrımcılık , adaletsizlik istemiyor...

Mutlu insanların yaşadığı bir ülke vatandaşı olmak istiyoruz...

Anlayın artık ...

Birazcık umut.... Çok mu ?

14 Şubat 2017 Salı

ÇİNLİ KIZ



İnsanın kendini geliştirmesi güzeldir hele hele yaşlar ilerlemeye başlayınca kendine en ufak bir katkı , büyür büyür kocaman olur..
Sanırım 5-6 yıl önceydi. Üç arkadaş İngilizce lisanını geliştirmek istedik . Üçümüzde çeşitli vesilelerle yurtdışında eğitim almış , günlük hayatımızda yabancı dili kullanan ancak daha iyisi olsun diye gayret sarfeden insanlardık. Hayatımız için farklı bir alternatif oluşturmak yararlı olacaktı . Lisan geliştirmenin yanında haftasonları kendimize bir uğraşı olacaktı .
İnsanlar Cumartesi ,Pazar sabahları evinde uyurlarken biz neredeyse güneşin doğuşunu seyredecektik . Çoğu insan yatağından kalkarken biz günü yarılayacaktık..
Bu anlayış içinde bize uygun bir lisan eğitim kurumuna kayıt olduk ve yaklaşık bir yıl eğitim aldık. Lisan seviyemizin artmış olması bizi mutlu ediyordu. Derken sona yaklaştık ve bütün seviyeleri tamamladık..
Kursun devamı için yönetimle konuşup ilave sınıf açıp açamayacaklarını sorduk. Tek bir ön şartımız vardı o da eğitimcinin ana dilinin İngilizce olmasıydı .Eğitim kurumunun o gün için hazırlığı yoktu…Bizden belli bir süre musade istediler… Biz hazır olursak size bilgi verelim dediler…
Sonunda güzel haber geldi… Eğitmeni bulmuşlardı …
Tanışma gününü heyecanla beklerken , bizide bir sürpriz bekliyordu..
Eğitmen çekik gözlü Çinli görünümündeki bayandı…
Şasırmıştık ancak sonraları alıştık . Amerika’da , İngiltere’de ana dili İngilizce olan bir çok Çin’li , Hint’li , Afrika’lı vardı. Hatta yıllar önceki lisan hocam Oxford mezunu Hint asıllı bir İngilizdi….
Hocamız son derece akıllı , ana dili İngilizce olan avukattı. Çalışmasına ara vermiş belli süreliğine Türkiye’ye gelmişti.
Ülkeyi kısa süreliğine gezmiş , İstanbul’u ve yakın çevresini biliyordu..
Kısa sürede kendisiyle olumlu ilişki kurduk..
Bazen kendi aramızda yaptığımız Türkçe espirilere bile eşlik etmeye başladı .Son derece zekiydi…Acaba Türkçe biliyor mu diye şüphe etmedik değil…
Biz gene aramızda espiri yaparken arkadaşlara bir duyumumu paylaştım ; İngilizce eğitim verdiğini iddia özel okullardan biri eğitmenlerinin saçını sarıya boyatıp İngiliz diye yutturuyormuş istermisin bizim hocada çakma İngiliz olsun diye espiri patlattım. Arkadaşlar doğal olarak güldüler. Bizim güldüğümüzü gören hocamız gülümsemeye başlayınca işkillendim ve arkadaşlara yoksa hocamız bizi anladımı diye sordum…
Eğitimin ortalarına gelmiştik . Güzel bir Pazar sabahı okula geldim. Hocamız beni bekliyordu… Birden ağlamaya ve Türkçe konuşmaya başladı….
Şaşırmıştım…. Benden daha düzgün Türkçe konuşuyordu…
Okan bey , sizden çok özür dilerim. Sizi kandırdım. Ben aslında Kayseri’de doğdum .Üç yaşımda ailece İngiltere’ye gitmişiz , İngiliz vatandaşı hukukçuyum ancak İngiltere’de avukatlık uzun süre aldığı için boşluk zamanını çalışarak geçirmek istedim . Bu firmanın ilanını gördüm ,başvuru yaptım ancak özel bir sınıf olduğu , öğrencilerin ön şartı olduğu bu nedenle kendimi İngiliz olarak tanıtmam gerektiğini söyledir. Sizin sarı saçlı İngiliz hocası hikayenizi duyunca kendimden utandım ve istifa ettim dedi ve özür diledi..
Aslında bizim ön şartımız İngiliz değil ana dili İngilizce olan birisiydi ve bu şart karşılanıyordu. Bizim için sorun yoktu ancak hocamız insanları daha fazla kandırmak istemediği için istifa etmişti..
Olay duyulunca firmada yönetimsel sorun ve bazı değişiklikler oldu..
Onurlu insanlar vicdan muhasebesi yaparak istifa ediyorlar..
Ülkenin birinde her türlü yalan ,dolan, talan olmasına rağmen kimse istifa etmeyi düşünmüyor…
Bari onlar da bir HAYIR yapsınlarda ülkeye huzur gelsin.

13 Şubat 2017 Pazartesi

SETANİK'İN ŞARKISI



Hayatta en zor şeylerdenden biri basiretli tüccarın iflas etmesidir.

O güzel günler geride kalmıştır. Senin o ihtişamlı günlerini bilenler bir türlü düştüğün duruma inanmaz ve asla kabullenmezler..

Dünya'n değişir , hayatın kayar...

Belli ki seni yaşatan eskinin hayalidir..

Thomas Fasulyeciyan’ın meşhur tiradı kulaklarımızda kalır ;
Zaten aktör dediğin nedir ki ?..
Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz o boş kubbede , bir hoş sada olarak kalır...
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız...
Görooorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz...
Birazdan teatro bomboş kalacak...
Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar...
Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır...
Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir...
Hiranuş’la Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır...
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler...
Artık kendimiz yoğuz...
Seyircilerimiz de kalmadı...
Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar...
Gün ağırır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır...
Perde...

Yaşadığımız son 15 yılın özeti budur..

Bir teatro anısını yaşatmak bile HAYIR demeye yeter...

Bakarsın yarın sanatçılar gibi , mizahcılar gibi , akademisyenler gibi , gazeteciler gibi teatorocuları da bulamayız...

7 Şubat 2017 Salı

BATAN GEMİNİN MALLARI



Ülkenin görünümü gerçekten çok kötü.

Ekonomik alanda kredi değerlendirme kuruluşları devamlı negatif durum açıklıyor , kredi bulabilmek için kamu fona devrediliyor , pazarda yaprak kıpırdamıyor ve son silahlar çekildi ÖTV ,MTV  kullanılıp tüketim hızlandırılmaya çalışılıyor. Doviz almiş  başini gidiyor. Alım gücü çok düştü , iflas ertelemeler KHK ile durdurulmaya çalışılıyor , dükkanlar teker teker kapanıyor. Yatırımlar durmuş durumda..

Siyasi alanda FETÖ darbe girişimi yaşanmış .Kurtarıcı olarak Başkanlığa yapışılmış . Komşularla ilişkilerin bozulmuş . Paydaşlardan kazık yenilmiş . DAEŞ ,PKK terörünün önlenmesinde yeterli olamamamış .Kamu tek yönlü hale getirilmiş Yandaş denilen zengin burjuva yaratılmış , yalana talana dolana izin verilmiş , ikbal peşinde koşulmuş , memlekette menzil diyerek rejim değişikliğinin önü açılmış , kamu görevlilerini partinin kadrolu elemanı yapilmis , Fikir ve yayın özgürlüğünde sorular yaşanmış , hukuk malesef ayaklar altına alınmış . Çeşitli kumpas davaları yaşanmış , ülkenin en önemli bilgileri yabancı gizli servislerin eline geçmiş , ülkede yabancılara hizmet veren binlerce casus yetişmiş.

Sosyal olarak eğitim eksikliği nedeniyle kültürsüzlük ve cahillik tavan yapmış , köylü yerinden yurdundan edilerek hem kendisi hem şehirli rahatsız edilmiş , Suriyelileri vatandaş ve oy deposu yapacağım derdiyle memleketin dört bir yanına salınmış , Vatandaş benden ve benden olmayarak ayrılmasına neden olunmuş. Din camiye , orduya ,okula sokulmuş .

Daha başka ne yazılabilir ki ?...

Biz hala EVET/HAYIR peşindeyiz...

Bu durumdan memnun olmalımıyız ? Kesinlikle hayır. Batarsak hep birlikte batacağız.

Yıllardır yazıyoruz ,çiziyoruz ... Muhalefet itiraz ediyor ...Kimse tınmıyor..

İktidara destek verenlerin bu şansı da yok ....
Bir kısmı artık geri dönemiyor , bir kısmının zaten sesini dinleyen yok...

Anlıyorum ki dönüşü yolmayan yola girdik , ne desek boş...

Ben sade vatandaş olarak aklımın erdiğince birşeyler ifade etmeye çalıştım . Madem dinleyen yok yazmanın da , konuşmanın da anlamı yok...

Allah hepimizin yardımcısı olsun....

4 Şubat 2017 Cumartesi

VEZİR PARMAĞI




Gurur duyduğumuz yıllardı , çalıştığım firmanın savunuculuğunu yaptığı marka   10. yıl üstüste  otomotiv de en çok araç satan marka birinciliğini o yılda başka markaya kaptırmamıştı.

Çalışanlar , bayiler , müşteriler gibi bütün paydaşlar çok mutlu ve gururluydu...

Sağolsun pazarlama bölümünde çalışan arkadaşlar bir video yaparak bunu ölümsüzleştirelim istemişlerdi..

İçinde benim de olduğum 25 - 30 kişilik çalışan ve bayilerden oluşan grupla klip çekimi için önce bir ses daha sonrada çekim stüdyosunda buluştuk , keyifli anlar yaşadık..

Önceden belirlenen üzerine bizimde şarkı okumamız gerekiyordu.

Başarılı bir ürün yaratmak için birbiri ile uyumlu sesleri tanıma çok önemli olduğu halde yönetmen zahmet edip kişi ses tonlarının analizini yapmadan , aklına geldiği gibi insan seslerini oturtmaya kalkmıştı..

Az , çok bilirim bir tenorü alto ile birlikte okutmak çok zordur. Bir alto ile sopranonun okuyacağı ses perdeleri farklıdır hele hele otuz kişiye bir ses kaydı yapacaksanız iş daha zordur...

Malesef bu konuda en şanssızlardan biri ben olmuştum.Tiz seslere sahip olmama rağmen en pes bölüm bana denk gelmişti. İster istemez lezzetsiz bir durum ortaya çıkmıştı..

Yönetmene bu bölümü bir başka ses ile değiştirme ricasında bulundum , tınmadı bile...Neticede babası türk müziğine çok güzel eserler vermiş , kendisi ise filarmoni orkestrası şefliği yapan önemli bir müzisyendi . Ancak müşteri talebini dinlemeyen önemli bir müzisyen....

Neyse sıra bana gelince bölümü okudum , çok pes kaldı bana lezzetsiz geldi .Tekrarladım ancak bu sefer bir oktav üzerinde okudum..

Adam çıldırdı '' Sen İbrahim Tatlıses'misin kardeşim ? Sana nereden oku diyorsak oradan oku ''

Sonuçta lezzetsiz de olsa kuzu ,kuzu bana ayrılan bölümü okudum..

Aslında İbrahim Tatlıses ile mükayese edilmek hiç kötü birşey değil ancak tenorun bir başka tenorla mukayesesi istenen bir durum değildir. Bende kimseyle mukayese edilmek istemem. Kimse istemez...

Mahsun Kırmızıgül 'de önemli tenorlardan birisidir ancak sesi bana romantik olmaktan çok metalik gelir.İstediğim tınıyı onda bulamıyorum. Belki tenorlar arası kıskançlık olarak tarif edilebilir bu bendeki duygu ve düşünce....

Mahsun'un sesini çok beğenmem ancak yönettiği filmler için aynı şeyi söyleyemem. Bence çok başarılı filmler çekti..

Son yönettiği Vezir Parmağı isimli filmin tanıtımı çok öncelerden başlatıldı ve geçen hafta vizyona girdi...

Film vizyona girdi ancak bir kötüleme bir kötüleme....

Çevremdeki muhafazakarlar , dindarlar , cumhuriyetçiler , demokratlar ... Adamı PKK 'cı , din düşmanı , ahlaksız yaptılar. İlginçtir her kesimde bir tepki oldu...

Peki filmi izlediniz mi ki yorum yorum yapıyorsunuz ?

Bizim millet Yılmaz Güney gibi , Nazım Hikmet gibi , Ahmet Kaya gibi insanları bir yükseltilmeye , bir alçaltılmaya tekrar yükseltilmeye alışıktır bu nedenle görmeden yorum yapmamak için filme gitmeye karar verdim ve gittim..

Film eleştirmeni değilim, sade vatandaş olarak söyleyebileceğim ; bazı tipler oturmamış . Deneyimli tiyatrocular var ancak amatör oldukları herhalinden belli zorlama tipler var..Neden o kızları koyup risk aldılar anlamak güç. Film bana göre komedi değil ancak taşlama yapan bir mizah türü olmuş. Milletin dini ve ahlaki duygularına karşı sahneler var mı ? Evet var...

Beğendin mi ? Unutmayacağım bir film değil diyelim de emeğe saygısızlık olmasın...

Gişe beklentisi olabilir mi ? Bence film baştan % 60-70 müşterisini kaybetmiş. Mahsun'un diğer filmlerine göre daha az başarılı bir çalışma olmuş... Maliyeti kurtarmaz....

Bunlar tamam da üzerinde bir emek var sonuçta sinema bir sanat dalı bu filmde geçmiş dönem üzerinden bugüne mizahi anlatım yapmış ... Ticari olarak da , siyasi olarak da cesur bir film olmuş..

Ticaretin her dalında olduğu gibi risk var , beğenmezsenin gitmezsiniz bu kadar basit...

Kendine vazife çıkartıp filmi yasaklayan belediyeler ise işin başka boyutu...

Bu arada internete '' kamuda HAYIR kullanmamak'' konulu genelge düştü . Bu gerçek midir ? Sahte midir ? tam bilemiyorum..

Doğru ise tam kara mizah olmuş . Sahte ise bazı muhafazakar siyasetçilerde kendine vazife çıkartarak mizahın parçası olmuşlar.

Mizah yönü kuvvetli sayın başbakanımızın paydaşlarına biraz daha mizah eğitimi vermesinde yarar olacak.. Bizim millet asık suratlı siyasetçiye alışık , sayın başbakan gibi güleç yüzlü kişi espri yapınca anlama güçlüğü oluyor. Hemen asalım , keselim , linç edelim falan . Herhalde jeton köseli ...

Bir HAYIR dememek için kamuyu meşgul etmişler .Sen de HAYIR de ağzın alışsın....

Neyse bir HAYIR diyebilmek için kocaman bir yazı yazdım . Keşke kestirmeden HAYIR deseydim , olup bitecekti...

HAYIR' lı günler olsun....