14 Şubat 2017 Salı

ÇİNLİ KIZ



İnsanın kendini geliştirmesi güzeldir hele hele yaşlar ilerlemeye başlayınca kendine en ufak bir katkı , büyür büyür kocaman olur..
Sanırım 5-6 yıl önceydi. Üç arkadaş İngilizce lisanını geliştirmek istedik . Üçümüzde çeşitli vesilelerle yurtdışında eğitim almış , günlük hayatımızda yabancı dili kullanan ancak daha iyisi olsun diye gayret sarfeden insanlardık. Hayatımız için farklı bir alternatif oluşturmak yararlı olacaktı . Lisan geliştirmenin yanında haftasonları kendimize bir uğraşı olacaktı .
İnsanlar Cumartesi ,Pazar sabahları evinde uyurlarken biz neredeyse güneşin doğuşunu seyredecektik . Çoğu insan yatağından kalkarken biz günü yarılayacaktık..
Bu anlayış içinde bize uygun bir lisan eğitim kurumuna kayıt olduk ve yaklaşık bir yıl eğitim aldık. Lisan seviyemizin artmış olması bizi mutlu ediyordu. Derken sona yaklaştık ve bütün seviyeleri tamamladık..
Kursun devamı için yönetimle konuşup ilave sınıf açıp açamayacaklarını sorduk. Tek bir ön şartımız vardı o da eğitimcinin ana dilinin İngilizce olmasıydı .Eğitim kurumunun o gün için hazırlığı yoktu…Bizden belli bir süre musade istediler… Biz hazır olursak size bilgi verelim dediler…
Sonunda güzel haber geldi… Eğitmeni bulmuşlardı …
Tanışma gününü heyecanla beklerken , bizide bir sürpriz bekliyordu..
Eğitmen çekik gözlü Çinli görünümündeki bayandı…
Şasırmıştık ancak sonraları alıştık . Amerika’da , İngiltere’de ana dili İngilizce olan bir çok Çin’li , Hint’li , Afrika’lı vardı. Hatta yıllar önceki lisan hocam Oxford mezunu Hint asıllı bir İngilizdi….
Hocamız son derece akıllı , ana dili İngilizce olan avukattı. Çalışmasına ara vermiş belli süreliğine Türkiye’ye gelmişti.
Ülkeyi kısa süreliğine gezmiş , İstanbul’u ve yakın çevresini biliyordu..
Kısa sürede kendisiyle olumlu ilişki kurduk..
Bazen kendi aramızda yaptığımız Türkçe espirilere bile eşlik etmeye başladı .Son derece zekiydi…Acaba Türkçe biliyor mu diye şüphe etmedik değil…
Biz gene aramızda espiri yaparken arkadaşlara bir duyumumu paylaştım ; İngilizce eğitim verdiğini iddia özel okullardan biri eğitmenlerinin saçını sarıya boyatıp İngiliz diye yutturuyormuş istermisin bizim hocada çakma İngiliz olsun diye espiri patlattım. Arkadaşlar doğal olarak güldüler. Bizim güldüğümüzü gören hocamız gülümsemeye başlayınca işkillendim ve arkadaşlara yoksa hocamız bizi anladımı diye sordum…
Eğitimin ortalarına gelmiştik . Güzel bir Pazar sabahı okula geldim. Hocamız beni bekliyordu… Birden ağlamaya ve Türkçe konuşmaya başladı….
Şaşırmıştım…. Benden daha düzgün Türkçe konuşuyordu…
Okan bey , sizden çok özür dilerim. Sizi kandırdım. Ben aslında Kayseri’de doğdum .Üç yaşımda ailece İngiltere’ye gitmişiz , İngiliz vatandaşı hukukçuyum ancak İngiltere’de avukatlık uzun süre aldığı için boşluk zamanını çalışarak geçirmek istedim . Bu firmanın ilanını gördüm ,başvuru yaptım ancak özel bir sınıf olduğu , öğrencilerin ön şartı olduğu bu nedenle kendimi İngiliz olarak tanıtmam gerektiğini söyledir. Sizin sarı saçlı İngiliz hocası hikayenizi duyunca kendimden utandım ve istifa ettim dedi ve özür diledi..
Aslında bizim ön şartımız İngiliz değil ana dili İngilizce olan birisiydi ve bu şart karşılanıyordu. Bizim için sorun yoktu ancak hocamız insanları daha fazla kandırmak istemediği için istifa etmişti..
Olay duyulunca firmada yönetimsel sorun ve bazı değişiklikler oldu..
Onurlu insanlar vicdan muhasebesi yaparak istifa ediyorlar..
Ülkenin birinde her türlü yalan ,dolan, talan olmasına rağmen kimse istifa etmeyi düşünmüyor…
Bari onlar da bir HAYIR yapsınlarda ülkeye huzur gelsin.

13 Şubat 2017 Pazartesi

SETANİK'İN ŞARKISI



Hayatta en zor şeylerdenden biri basiretli tüccarın iflas etmesidir.

O güzel günler geride kalmıştır. Senin o ihtişamlı günlerini bilenler bir türlü düştüğün duruma inanmaz ve asla kabullenmezler..

Dünya'n değişir , hayatın kayar...

Belli ki seni yaşatan eskinin hayalidir..

Thomas Fasulyeciyan’ın meşhur tiradı kulaklarımızda kalır ;
Zaten aktör dediğin nedir ki ?..
Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz o boş kubbede , bir hoş sada olarak kalır...
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız...
Görooorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz...
Birazdan teatro bomboş kalacak...
Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar...
Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır...
Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir...
Hiranuş’la Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır...
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler...
Artık kendimiz yoğuz...
Seyircilerimiz de kalmadı...
Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar...
Gün ağırır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır...
Perde...

Yaşadığımız son 15 yılın özeti budur..

Bir teatro anısını yaşatmak bile HAYIR demeye yeter...

Bakarsın yarın sanatçılar gibi , mizahcılar gibi , akademisyenler gibi , gazeteciler gibi teatorocuları da bulamayız...

7 Şubat 2017 Salı

BATAN GEMİNİN MALLARI



Ülkenin görünümü gerçekten çok kötü.

Ekonomik alanda kredi değerlendirme kuruluşları devamlı negatif durum açıklıyor , kredi bulabilmek için kamu fona devrediliyor , pazarda yaprak kıpırdamıyor ve son silahlar çekildi ÖTV ,MTV  kullanılıp tüketim hızlandırılmaya çalışılıyor. Doviz almiş  başini gidiyor. Alım gücü çok düştü , iflas ertelemeler KHK ile durdurulmaya çalışılıyor , dükkanlar teker teker kapanıyor. Yatırımlar durmuş durumda..

Siyasi alanda FETÖ darbe girişimi yaşanmış .Kurtarıcı olarak Başkanlığa yapışılmış . Komşularla ilişkilerin bozulmuş . Paydaşlardan kazık yenilmiş . DAEŞ ,PKK terörünün önlenmesinde yeterli olamamamış .Kamu tek yönlü hale getirilmiş Yandaş denilen zengin burjuva yaratılmış , yalana talana dolana izin verilmiş , ikbal peşinde koşulmuş , memlekette menzil diyerek rejim değişikliğinin önü açılmış , kamu görevlilerini partinin kadrolu elemanı yapilmis , Fikir ve yayın özgürlüğünde sorular yaşanmış , hukuk malesef ayaklar altına alınmış . Çeşitli kumpas davaları yaşanmış , ülkenin en önemli bilgileri yabancı gizli servislerin eline geçmiş , ülkede yabancılara hizmet veren binlerce casus yetişmiş.

Sosyal olarak eğitim eksikliği nedeniyle kültürsüzlük ve cahillik tavan yapmış , köylü yerinden yurdundan edilerek hem kendisi hem şehirli rahatsız edilmiş , Suriyelileri vatandaş ve oy deposu yapacağım derdiyle memleketin dört bir yanına salınmış , Vatandaş benden ve benden olmayarak ayrılmasına neden olunmuş. Din camiye , orduya ,okula sokulmuş .

Daha başka ne yazılabilir ki ?...

Biz hala EVET/HAYIR peşindeyiz...

Bu durumdan memnun olmalımıyız ? Kesinlikle hayır. Batarsak hep birlikte batacağız.

Yıllardır yazıyoruz ,çiziyoruz ... Muhalefet itiraz ediyor ...Kimse tınmıyor..

İktidara destek verenlerin bu şansı da yok ....
Bir kısmı artık geri dönemiyor , bir kısmının zaten sesini dinleyen yok...

Anlıyorum ki dönüşü yolmayan yola girdik , ne desek boş...

Ben sade vatandaş olarak aklımın erdiğince birşeyler ifade etmeye çalıştım . Madem dinleyen yok yazmanın da , konuşmanın da anlamı yok...

Allah hepimizin yardımcısı olsun....

4 Şubat 2017 Cumartesi

VEZİR PARMAĞI




Gurur duyduğumuz yıllardı , çalıştığım firmanın savunuculuğunu yaptığı marka   10. yıl üstüste  otomotiv de en çok araç satan marka birinciliğini o yılda başka markaya kaptırmamıştı.

Çalışanlar , bayiler , müşteriler gibi bütün paydaşlar çok mutlu ve gururluydu...

Sağolsun pazarlama bölümünde çalışan arkadaşlar bir video yaparak bunu ölümsüzleştirelim istemişlerdi..

İçinde benim de olduğum 25 - 30 kişilik çalışan ve bayilerden oluşan grupla klip çekimi için önce bir ses daha sonrada çekim stüdyosunda buluştuk , keyifli anlar yaşadık..

Önceden belirlenen üzerine bizimde şarkı okumamız gerekiyordu.

Başarılı bir ürün yaratmak için birbiri ile uyumlu sesleri tanıma çok önemli olduğu halde yönetmen zahmet edip kişi ses tonlarının analizini yapmadan , aklına geldiği gibi insan seslerini oturtmaya kalkmıştı..

Az , çok bilirim bir tenorü alto ile birlikte okutmak çok zordur. Bir alto ile sopranonun okuyacağı ses perdeleri farklıdır hele hele otuz kişiye bir ses kaydı yapacaksanız iş daha zordur...

Malesef bu konuda en şanssızlardan biri ben olmuştum.Tiz seslere sahip olmama rağmen en pes bölüm bana denk gelmişti. İster istemez lezzetsiz bir durum ortaya çıkmıştı..

Yönetmene bu bölümü bir başka ses ile değiştirme ricasında bulundum , tınmadı bile...Neticede babası türk müziğine çok güzel eserler vermiş , kendisi ise filarmoni orkestrası şefliği yapan önemli bir müzisyendi . Ancak müşteri talebini dinlemeyen önemli bir müzisyen....

Neyse sıra bana gelince bölümü okudum , çok pes kaldı bana lezzetsiz geldi .Tekrarladım ancak bu sefer bir oktav üzerinde okudum..

Adam çıldırdı '' Sen İbrahim Tatlıses'misin kardeşim ? Sana nereden oku diyorsak oradan oku ''

Sonuçta lezzetsiz de olsa kuzu ,kuzu bana ayrılan bölümü okudum..

Aslında İbrahim Tatlıses ile mükayese edilmek hiç kötü birşey değil ancak tenorun bir başka tenorla mukayesesi istenen bir durum değildir. Bende kimseyle mukayese edilmek istemem. Kimse istemez...

Mahsun Kırmızıgül 'de önemli tenorlardan birisidir ancak sesi bana romantik olmaktan çok metalik gelir.İstediğim tınıyı onda bulamıyorum. Belki tenorlar arası kıskançlık olarak tarif edilebilir bu bendeki duygu ve düşünce....

Mahsun'un sesini çok beğenmem ancak yönettiği filmler için aynı şeyi söyleyemem. Bence çok başarılı filmler çekti..

Son yönettiği Vezir Parmağı isimli filmin tanıtımı çok öncelerden başlatıldı ve geçen hafta vizyona girdi...

Film vizyona girdi ancak bir kötüleme bir kötüleme....

Çevremdeki muhafazakarlar , dindarlar , cumhuriyetçiler , demokratlar ... Adamı PKK 'cı , din düşmanı , ahlaksız yaptılar. İlginçtir her kesimde bir tepki oldu...

Peki filmi izlediniz mi ki yorum yorum yapıyorsunuz ?

Bizim millet Yılmaz Güney gibi , Nazım Hikmet gibi , Ahmet Kaya gibi insanları bir yükseltilmeye , bir alçaltılmaya tekrar yükseltilmeye alışıktır bu nedenle görmeden yorum yapmamak için filme gitmeye karar verdim ve gittim..

Film eleştirmeni değilim, sade vatandaş olarak söyleyebileceğim ; bazı tipler oturmamış . Deneyimli tiyatrocular var ancak amatör oldukları herhalinden belli zorlama tipler var..Neden o kızları koyup risk aldılar anlamak güç. Film bana göre komedi değil ancak taşlama yapan bir mizah türü olmuş. Milletin dini ve ahlaki duygularına karşı sahneler var mı ? Evet var...

Beğendin mi ? Unutmayacağım bir film değil diyelim de emeğe saygısızlık olmasın...

Gişe beklentisi olabilir mi ? Bence film baştan % 60-70 müşterisini kaybetmiş. Mahsun'un diğer filmlerine göre daha az başarılı bir çalışma olmuş... Maliyeti kurtarmaz....

Bunlar tamam da üzerinde bir emek var sonuçta sinema bir sanat dalı bu filmde geçmiş dönem üzerinden bugüne mizahi anlatım yapmış ... Ticari olarak da , siyasi olarak da cesur bir film olmuş..

Ticaretin her dalında olduğu gibi risk var , beğenmezsenin gitmezsiniz bu kadar basit...

Kendine vazife çıkartıp filmi yasaklayan belediyeler ise işin başka boyutu...

Bu arada internete '' kamuda HAYIR kullanmamak'' konulu genelge düştü . Bu gerçek midir ? Sahte midir ? tam bilemiyorum..

Doğru ise tam kara mizah olmuş . Sahte ise bazı muhafazakar siyasetçilerde kendine vazife çıkartarak mizahın parçası olmuşlar.

Mizah yönü kuvvetli sayın başbakanımızın paydaşlarına biraz daha mizah eğitimi vermesinde yarar olacak.. Bizim millet asık suratlı siyasetçiye alışık , sayın başbakan gibi güleç yüzlü kişi espri yapınca anlama güçlüğü oluyor. Hemen asalım , keselim , linç edelim falan . Herhalde jeton köseli ...

Bir HAYIR dememek için kamuyu meşgul etmişler .Sen de HAYIR de ağzın alışsın....

Neyse bir HAYIR diyebilmek için kocaman bir yazı yazdım . Keşke kestirmeden HAYIR deseydim , olup bitecekti...

HAYIR' lı günler olsun....

31 Ocak 2017 Salı

TAZE SARMISAK


İkbal sucuğu ile ilgili yazımı okuyan Adana'nın çiftçilerinden, son yılların sigortacısı elinden zippo çakmağı düşmeyen sevgili dostumuz İkbal'le beraber Cumhuriyet sucuklarına bayılırım dedi .. Peki o zaman bende senin için sucukla ilgili bir yazı kaleme alayım dedim...
Eski yöneticim katiyen sarmısak yemezdi.. Çok isterse yurtdışından getirttiği sarmısak haplarını kullanırmış... En azından ben öyle biliyorum.. Sarmısağı bilmez ,sevmez , sarmısağı yiyeni hiç sevmezmiş..
Geçmiş zaman , Afyon o zamanlar küçük bir yer ancak ilginç bir tarafı var ; İstanbul'a , Ankara'ya , İzmir 'e , Antalya'ya yaklaşık dört saat uzaklıkta. Yani ticaretin tam merkezinde.
Bizimde kamyon servisine ihtiyacımız var. Araştırdık , bulduk ,eğittik ve bir servis adayını hizmete hazır hale getirdik. Kendisine servisliği verdik.
Sağolsun bu arkadaş hediye olarak sucuk getirdi. Hemde tam bir kargo kutusu.. İçinde herhalde 30-40 kilo sucuk vardı.. Bolluk zamanları ....
Baktım olacak gibi değil torbasını getirene bir kangal sucuk vereceğim diye şirkettekilere haber saldım . O zamanlar Afyon sucuğu pek bilinmiyor ama oda mis gibi sucuk kokuyordu....
Neyse insanlar geldi birer kangal sucuğunu aldı ve gittiler .. Ancak koku odadan birtürlü gitmedi...
Yöneticim , benim odama çok sık gelmezdi ne olduysa yukarki kattan benim olduğum kata ve bana gelmişti...
Oda buram buram sucuk kokuyordu..
Okan senin odada bir koku var, nedir ?
Sonunda kovulmak var , kendimi toparlayarak ;
Toprağa yakınız, herhalde fare öldü dedim...
İnandi , inanmadı tam bilmiyorum ancak odadan ayrıldı..
Bir şekilde yırtmıştım. Sarmısak , sucuk kokusu beni işten kovdurabilirdi...
Mevsim ilkbahar olmuştu , Trakya ilkbaharda müşhiş olurdu. Bizimde Çorlu , Lüleburgaz , Edirne , Çerkezköy hattında önemli müşteri potansiyelimiz vardı ancak bayimiz yoktu..
Yöneticimi ikna ettim ve Trakya gezisine götürdüm. Çorlu'yu ziyaret ettikten sonra Lüleburgaz'daki servisimize gittik. Hani bal dök yala derler ya oyle bir yer...
Sayın müdürüm ne alırsınız ? Wisky , konyak , buzlu mu buzsuz mu olsun deyince yöneticimin gözleri yerinden çıkacaktı . Müşteri mutluluğu böyle bir şeydi..
Öğlen olduğu için çay ile geçiştirdik ancak öğle yemeği için benim iyi bildiğim lokantaya gitmeden yapamazdık .
Dallas isimli mutevazı çevirmeci , ilçenin biraz dışında , yeşillikler üzerine kurulmuş ,kuzu çevirme yapılan mükemmel bir yerdi...
Beyaz peynir , kuzu çevirme , rakı ,tava ekmeği ve sürpriz olarak mevsimde yeni çıkmış sarmısak...
Gerçekten mükemmeldi ... Yöneticim de bilerek bilmeyerek taze sarmısağı afiyetle yedi.... Çok beğendi..
Sayın yöneticim işte sizin yıllarca yemediğiniz sarmısak budur ...
Geçen sene kendisini ziyarete evine gittim..
Sarmısak yiyormusunuz diye sordum....
Yiyorum dedi... Sen alıştırdın...
Evet yarı Adana'lı yarı Marmaris'li dostum bir sucuktan ancak bu kadar hikaye çıkar
İnşallah beğenmişsindir....

30 Ocak 2017 Pazartesi

TAHTA BAVUL







Seyahat denilince nedense aklıma hep yetmişli yıllarda Fenerbahçe'ye transfer olan nam-ı diğer Kunta Kinte olan Sabahattin Erbuğa gelir.Yeni takımına transfer olduğında hiç unutmam Ankara'dan üzerinde sarılı ,yeşilli ,kırmızılı renkli bizim asker bavulu dediğimiz eski tip tahta bavulla gelmiş ve uzun süre bavul gazetelere manşet olmuştu . Bugünkü futbolcu profiline hiç uymuyor ancak şartlar , imkanlar böyleydi..

Fenerbahçe'li Nevruz'un has arkadaşıydı hatta oğlunun ismini Nevruz koymuştu. Tesadüf hakemlik yaptığım dönemde benim ilk profesyonel maçım , futbolculukta son zamanlarını yaşayan Nevruz'un kaptanlık yaptığı maçta yan hakemlik yapmak olmuştu..Hiç unutmam ilk kez profesyonel maça çıkacağımı öğrenen orta hakemin acemiyi vermişler şimdi yandık bakışları olmuştu...Biryerden başlamak zorundaydık, bende onun şanssızlığıydım ne yapayım....

Genetiklerimizde seyahati seven , göçer bir millet olduğumuz biliniyor.. Ben de , oğlum da seyahati severiz...

Sanıyorum 2 yıl önceydi...

İşe gitmek üzere erken uyandım , hazırlıklarımı yaparken cep telefonuma bir mesaj geldi...

'' Baba , havaalanındayım . Merak etme , özel bir işim çıktı Belçika'ya gidip , geleceğim ''

Şaka zannettim , sanki bakkala gidip biraz peynir alıp geleyim gibi ... Panik içinde oğlumun odasına gittim , oda boştu...

Anladım ki geceyarısı ne olduysa esmiş , internetten biletini almış , herhalde parası ve vizesi varmış ve gitmiş . Bu kadar basit..

Oğlum son yıllarda bu kadar surpriz şekilde olmasada seyahat etmeyi sürekli yaptı..

Biz onun gezilerine , kısa süreli de olsa evden uzak olmasına alışığız.. Öyle yetiştirdi kendini...

Bugün gene bir ayrılık yaşadık... Bavulunu topladı ve askerlik eğitimi için Isparta'ya gitti...Sonrada ver elini hudut...

Otuzbeş yıl önce Polatlı Topçu Okulu' nda kurayı çekip kağıdı bölük komutan vekili rahmetli Sedat Girişen'e uzattığımda belli ki üzülmüş kısa bir süre okuyamamıştı. Okuduğunda ise üzülme sırası bana gelmişti.

Erzurum Oltu.

Esas duruşta şöyle bir sallanmışım. Sallanmayı tabur komutanı rahmetli Çağatay Çınar'ın gür ve sert sesi bozmuştu..

'' Asteğmenim vatanın her kösesi kutsaldır ''

Bende merak , tereddüt , çekinme ile gittiğim Oltu'da çok güzel günler geçirdim... Hiçbirşey uzaktan sanıldığı gibi olmuyor..

Oğlumun gitmesine alışığız ancak askerlik biraz daha uzun süreli görev..

İnşallah güle , güle gidip güle güle gelecektir...

Eskiden yolcu uğurlarken su gibi gitsin ,su gibi gelsin diye arkasından su dökülürdü . Geleneği devam ettirdim , su döktüm..

Yolu ve bahtı açık olsun...Bütün güzellikler Emrecan'la olsun...

25 Ocak 2017 Çarşamba

HALKIN BÜTÜNÜ



Vehbi beyin hayatını okuduğunuzda bir çok  teklif gelmesine rağmen siyaset hayatına girmediği ve ailesini  de siyasettenuzak tuttuğunu  anlıyoruz. Gerekçe olarak müşterinin çok kıymetli olması, sanayi ve ticaretle uğraşan kişilerin toplumun her kesimine mal satmasını göstermiştir.

İstisnalar haricinde iş adamları siyasete girmeyi arzu etseler de aktif olarak siyasette yer almadıklarını görüyoruz. Bu durumun tam tersi davrananlar tamamen siyasete girip , kendi inançları ve avantajları doğrultusunda hareket edenlerde çok..
Hani hayat biraz böyle ; kızını bir işe yerleştirip koca bulmasını isteyen anne , baba az değildir. Arkadaş topluluğu , sosyal cemiyetlere girip eş ve iş arayanlarda hatırlı sayıdadır.

Bu bir tercih meselesidir..

Üsküdar'a gittiğim günler alışkanlık olmuştur ; genelde balık çarşısında balığın bolluk durumuna ve fiyatlarına bakar , bir bardak taze sıkılmış nar suyu içerim .  Dün caddeden geçerken bir araba yol verdi , içinde dört sakallı , cübbeli kişi. Gayr -ı ihtiyari yol verdikleri için başımla selam verdim , teşekkür ettim. Bu tamamiyle sosyal bir ilişki ancak görünüş itibarıyle benim anlayışıma uymayan kişilerden alış veriş yapmamaya hatta yollarından geçmemeye  özen gösteririm.

Evrensel anlayışa göre çok uygun bir tarz değil ancak içimize kutuplaşmaları eken  etkilendiğimiz çevreler bu şekilde olmasına neden oluyor..  Birleştirici değil malesef ayrıştırıcı bir çevre içine giriyorsunuz ve vatandaş olarak nereden isterseniz oradan alışveriş yapıyorsunuz , sosyal ilişkiye giriyorsunuz ..

Pazarlamada müşteriyi seçme belirleme diye bir kaide var. Müşterinizi skala üzerine koyar, puanlar ve ona göre strateji belirlersiniz... Rolex saat satıyorsanız müşteriyi on numaraya konumlarsınız  eğer  ekonomiğinden , lüksüne sanayi malı üretiyor veya satıyorsanız müşterinizi birden ona kadar geniş bir yelpazeye konumlar ve ona göre strateji yapar ,bütçenizi ayarlarsınız..

Dünyanın heryerinde sporcu ,sanatçı ,iş adamı gibi insanlar toplumun bütününe ulaşmaya çalışırlar ve kayıp riskini almazlar.

Bazıları ise Rolex örneğinde olduğu gibi sadece bir kesimi hedef alırlar ve ona göre hareket ederler tabiki riskini de göze alırlar..

Örneğin Enes Kanter ,  Hakan Şükür Dünya çapında sporcu olmalarına rağmen risk almışlar ve belirli kesime mesaj vermeyi tercih etmişlerdir..

Bugünlerde referandumla ilgili olarak halka mal olmuş sporcu ve sanatçılar taraf oldukları tercihe göre reklam yapıyorlar . İfade etmeye çalıştığım gibi bu kişiler toplumun bütünü tarafından sevilen kişiler , şimdi ise antipatik ,taraf , yandaş ,yalaka olmak gibi sıfatlara sahip olacaklar....

Bazı arkadaşları bile selam vermeyecek  , risk alacaklar..

Ben olsam bu riski almam... Oyum neyse gider veririm..

Elbete insanların ifade hürriyetine ipotek koymak gibi bir niyetimiz olamaz.

Hakkımızda değil haddimizde..

Roman vatandaşların bazı sözleri var ,çok şey ifade eder...

İşte size güzel bir Roman sözü..

G.t  si..n ceremesine katlanır...

Eh birazda aba altından sopayı ben göstereyim...

Başka türlü anlaşılmıyor...

Hayırlı günler dilerim..