4 Şubat 2017 Cumartesi

VEZİR PARMAĞI




Gurur duyduğumuz yıllardı , çalıştığım firmanın savunuculuğunu yaptığı marka   10. yıl üstüste  otomotiv de en çok araç satan marka birinciliğini o yılda başka markaya kaptırmamıştı.

Çalışanlar , bayiler , müşteriler gibi bütün paydaşlar çok mutlu ve gururluydu...

Sağolsun pazarlama bölümünde çalışan arkadaşlar bir video yaparak bunu ölümsüzleştirelim istemişlerdi..

İçinde benim de olduğum 25 - 30 kişilik çalışan ve bayilerden oluşan grupla klip çekimi için önce bir ses daha sonrada çekim stüdyosunda buluştuk , keyifli anlar yaşadık..

Önceden belirlenen üzerine bizimde şarkı okumamız gerekiyordu.

Başarılı bir ürün yaratmak için birbiri ile uyumlu sesleri tanıma çok önemli olduğu halde yönetmen zahmet edip kişi ses tonlarının analizini yapmadan , aklına geldiği gibi insan seslerini oturtmaya kalkmıştı..

Az , çok bilirim bir tenorü alto ile birlikte okutmak çok zordur. Bir alto ile sopranonun okuyacağı ses perdeleri farklıdır hele hele otuz kişiye bir ses kaydı yapacaksanız iş daha zordur...

Malesef bu konuda en şanssızlardan biri ben olmuştum.Tiz seslere sahip olmama rağmen en pes bölüm bana denk gelmişti. İster istemez lezzetsiz bir durum ortaya çıkmıştı..

Yönetmene bu bölümü bir başka ses ile değiştirme ricasında bulundum , tınmadı bile...Neticede babası türk müziğine çok güzel eserler vermiş , kendisi ise filarmoni orkestrası şefliği yapan önemli bir müzisyendi . Ancak müşteri talebini dinlemeyen önemli bir müzisyen....

Neyse sıra bana gelince bölümü okudum , çok pes kaldı bana lezzetsiz geldi .Tekrarladım ancak bu sefer bir oktav üzerinde okudum..

Adam çıldırdı '' Sen İbrahim Tatlıses'misin kardeşim ? Sana nereden oku diyorsak oradan oku ''

Sonuçta lezzetsiz de olsa kuzu ,kuzu bana ayrılan bölümü okudum..

Aslında İbrahim Tatlıses ile mükayese edilmek hiç kötü birşey değil ancak tenorun bir başka tenorla mukayesesi istenen bir durum değildir. Bende kimseyle mukayese edilmek istemem. Kimse istemez...

Mahsun Kırmızıgül 'de önemli tenorlardan birisidir ancak sesi bana romantik olmaktan çok metalik gelir.İstediğim tınıyı onda bulamıyorum. Belki tenorlar arası kıskançlık olarak tarif edilebilir bu bendeki duygu ve düşünce....

Mahsun'un sesini çok beğenmem ancak yönettiği filmler için aynı şeyi söyleyemem. Bence çok başarılı filmler çekti..

Son yönettiği Vezir Parmağı isimli filmin tanıtımı çok öncelerden başlatıldı ve geçen hafta vizyona girdi...

Film vizyona girdi ancak bir kötüleme bir kötüleme....

Çevremdeki muhafazakarlar , dindarlar , cumhuriyetçiler , demokratlar ... Adamı PKK 'cı , din düşmanı , ahlaksız yaptılar. İlginçtir her kesimde bir tepki oldu...

Peki filmi izlediniz mi ki yorum yorum yapıyorsunuz ?

Bizim millet Yılmaz Güney gibi , Nazım Hikmet gibi , Ahmet Kaya gibi insanları bir yükseltilmeye , bir alçaltılmaya tekrar yükseltilmeye alışıktır bu nedenle görmeden yorum yapmamak için filme gitmeye karar verdim ve gittim..

Film eleştirmeni değilim, sade vatandaş olarak söyleyebileceğim ; bazı tipler oturmamış . Deneyimli tiyatrocular var ancak amatör oldukları herhalinden belli zorlama tipler var..Neden o kızları koyup risk aldılar anlamak güç. Film bana göre komedi değil ancak taşlama yapan bir mizah türü olmuş. Milletin dini ve ahlaki duygularına karşı sahneler var mı ? Evet var...

Beğendin mi ? Unutmayacağım bir film değil diyelim de emeğe saygısızlık olmasın...

Gişe beklentisi olabilir mi ? Bence film baştan % 60-70 müşterisini kaybetmiş. Mahsun'un diğer filmlerine göre daha az başarılı bir çalışma olmuş... Maliyeti kurtarmaz....

Bunlar tamam da üzerinde bir emek var sonuçta sinema bir sanat dalı bu filmde geçmiş dönem üzerinden bugüne mizahi anlatım yapmış ... Ticari olarak da , siyasi olarak da cesur bir film olmuş..

Ticaretin her dalında olduğu gibi risk var , beğenmezsenin gitmezsiniz bu kadar basit...

Kendine vazife çıkartıp filmi yasaklayan belediyeler ise işin başka boyutu...

Bu arada internete '' kamuda HAYIR kullanmamak'' konulu genelge düştü . Bu gerçek midir ? Sahte midir ? tam bilemiyorum..

Doğru ise tam kara mizah olmuş . Sahte ise bazı muhafazakar siyasetçilerde kendine vazife çıkartarak mizahın parçası olmuşlar.

Mizah yönü kuvvetli sayın başbakanımızın paydaşlarına biraz daha mizah eğitimi vermesinde yarar olacak.. Bizim millet asık suratlı siyasetçiye alışık , sayın başbakan gibi güleç yüzlü kişi espri yapınca anlama güçlüğü oluyor. Hemen asalım , keselim , linç edelim falan . Herhalde jeton köseli ...

Bir HAYIR dememek için kamuyu meşgul etmişler .Sen de HAYIR de ağzın alışsın....

Neyse bir HAYIR diyebilmek için kocaman bir yazı yazdım . Keşke kestirmeden HAYIR deseydim , olup bitecekti...

HAYIR' lı günler olsun....

31 Ocak 2017 Salı

TAZE SARMISAK


İkbal sucuğu ile ilgili yazımı okuyan Adana'nın çiftçilerinden, son yılların sigortacısı elinden zippo çakmağı düşmeyen sevgili dostumuz İkbal'le beraber Cumhuriyet sucuklarına bayılırım dedi .. Peki o zaman bende senin için sucukla ilgili bir yazı kaleme alayım dedim...
Eski yöneticim katiyen sarmısak yemezdi.. Çok isterse yurtdışından getirttiği sarmısak haplarını kullanırmış... En azından ben öyle biliyorum.. Sarmısağı bilmez ,sevmez , sarmısağı yiyeni hiç sevmezmiş..
Geçmiş zaman , Afyon o zamanlar küçük bir yer ancak ilginç bir tarafı var ; İstanbul'a , Ankara'ya , İzmir 'e , Antalya'ya yaklaşık dört saat uzaklıkta. Yani ticaretin tam merkezinde.
Bizimde kamyon servisine ihtiyacımız var. Araştırdık , bulduk ,eğittik ve bir servis adayını hizmete hazır hale getirdik. Kendisine servisliği verdik.
Sağolsun bu arkadaş hediye olarak sucuk getirdi. Hemde tam bir kargo kutusu.. İçinde herhalde 30-40 kilo sucuk vardı.. Bolluk zamanları ....
Baktım olacak gibi değil torbasını getirene bir kangal sucuk vereceğim diye şirkettekilere haber saldım . O zamanlar Afyon sucuğu pek bilinmiyor ama oda mis gibi sucuk kokuyordu....
Neyse insanlar geldi birer kangal sucuğunu aldı ve gittiler .. Ancak koku odadan birtürlü gitmedi...
Yöneticim , benim odama çok sık gelmezdi ne olduysa yukarki kattan benim olduğum kata ve bana gelmişti...
Oda buram buram sucuk kokuyordu..
Okan senin odada bir koku var, nedir ?
Sonunda kovulmak var , kendimi toparlayarak ;
Toprağa yakınız, herhalde fare öldü dedim...
İnandi , inanmadı tam bilmiyorum ancak odadan ayrıldı..
Bir şekilde yırtmıştım. Sarmısak , sucuk kokusu beni işten kovdurabilirdi...
Mevsim ilkbahar olmuştu , Trakya ilkbaharda müşhiş olurdu. Bizimde Çorlu , Lüleburgaz , Edirne , Çerkezköy hattında önemli müşteri potansiyelimiz vardı ancak bayimiz yoktu..
Yöneticimi ikna ettim ve Trakya gezisine götürdüm. Çorlu'yu ziyaret ettikten sonra Lüleburgaz'daki servisimize gittik. Hani bal dök yala derler ya oyle bir yer...
Sayın müdürüm ne alırsınız ? Wisky , konyak , buzlu mu buzsuz mu olsun deyince yöneticimin gözleri yerinden çıkacaktı . Müşteri mutluluğu böyle bir şeydi..
Öğlen olduğu için çay ile geçiştirdik ancak öğle yemeği için benim iyi bildiğim lokantaya gitmeden yapamazdık .
Dallas isimli mutevazı çevirmeci , ilçenin biraz dışında , yeşillikler üzerine kurulmuş ,kuzu çevirme yapılan mükemmel bir yerdi...
Beyaz peynir , kuzu çevirme , rakı ,tava ekmeği ve sürpriz olarak mevsimde yeni çıkmış sarmısak...
Gerçekten mükemmeldi ... Yöneticim de bilerek bilmeyerek taze sarmısağı afiyetle yedi.... Çok beğendi..
Sayın yöneticim işte sizin yıllarca yemediğiniz sarmısak budur ...
Geçen sene kendisini ziyarete evine gittim..
Sarmısak yiyormusunuz diye sordum....
Yiyorum dedi... Sen alıştırdın...
Evet yarı Adana'lı yarı Marmaris'li dostum bir sucuktan ancak bu kadar hikaye çıkar
İnşallah beğenmişsindir....

30 Ocak 2017 Pazartesi

TAHTA BAVUL







Seyahat denilince nedense aklıma hep yetmişli yıllarda Fenerbahçe'ye transfer olan nam-ı diğer Kunta Kinte olan Sabahattin Erbuğa gelir.Yeni takımına transfer olduğında hiç unutmam Ankara'dan üzerinde sarılı ,yeşilli ,kırmızılı renkli bizim asker bavulu dediğimiz eski tip tahta bavulla gelmiş ve uzun süre bavul gazetelere manşet olmuştu . Bugünkü futbolcu profiline hiç uymuyor ancak şartlar , imkanlar böyleydi..

Fenerbahçe'li Nevruz'un has arkadaşıydı hatta oğlunun ismini Nevruz koymuştu. Tesadüf hakemlik yaptığım dönemde benim ilk profesyonel maçım , futbolculukta son zamanlarını yaşayan Nevruz'un kaptanlık yaptığı maçta yan hakemlik yapmak olmuştu..Hiç unutmam ilk kez profesyonel maça çıkacağımı öğrenen orta hakemin acemiyi vermişler şimdi yandık bakışları olmuştu...Biryerden başlamak zorundaydık, bende onun şanssızlığıydım ne yapayım....

Genetiklerimizde seyahati seven , göçer bir millet olduğumuz biliniyor.. Ben de , oğlum da seyahati severiz...

Sanıyorum 2 yıl önceydi...

İşe gitmek üzere erken uyandım , hazırlıklarımı yaparken cep telefonuma bir mesaj geldi...

'' Baba , havaalanındayım . Merak etme , özel bir işim çıktı Belçika'ya gidip , geleceğim ''

Şaka zannettim , sanki bakkala gidip biraz peynir alıp geleyim gibi ... Panik içinde oğlumun odasına gittim , oda boştu...

Anladım ki geceyarısı ne olduysa esmiş , internetten biletini almış , herhalde parası ve vizesi varmış ve gitmiş . Bu kadar basit..

Oğlum son yıllarda bu kadar surpriz şekilde olmasada seyahat etmeyi sürekli yaptı..

Biz onun gezilerine , kısa süreli de olsa evden uzak olmasına alışığız.. Öyle yetiştirdi kendini...

Bugün gene bir ayrılık yaşadık... Bavulunu topladı ve askerlik eğitimi için Isparta'ya gitti...Sonrada ver elini hudut...

Otuzbeş yıl önce Polatlı Topçu Okulu' nda kurayı çekip kağıdı bölük komutan vekili rahmetli Sedat Girişen'e uzattığımda belli ki üzülmüş kısa bir süre okuyamamıştı. Okuduğunda ise üzülme sırası bana gelmişti.

Erzurum Oltu.

Esas duruşta şöyle bir sallanmışım. Sallanmayı tabur komutanı rahmetli Çağatay Çınar'ın gür ve sert sesi bozmuştu..

'' Asteğmenim vatanın her kösesi kutsaldır ''

Bende merak , tereddüt , çekinme ile gittiğim Oltu'da çok güzel günler geçirdim... Hiçbirşey uzaktan sanıldığı gibi olmuyor..

Oğlumun gitmesine alışığız ancak askerlik biraz daha uzun süreli görev..

İnşallah güle , güle gidip güle güle gelecektir...

Eskiden yolcu uğurlarken su gibi gitsin ,su gibi gelsin diye arkasından su dökülürdü . Geleneği devam ettirdim , su döktüm..

Yolu ve bahtı açık olsun...Bütün güzellikler Emrecan'la olsun...

25 Ocak 2017 Çarşamba

HALKIN BÜTÜNÜ



Vehbi beyin hayatını okuduğunuzda bir çok  teklif gelmesine rağmen siyaset hayatına girmediği ve ailesini  de siyasettenuzak tuttuğunu  anlıyoruz. Gerekçe olarak müşterinin çok kıymetli olması, sanayi ve ticaretle uğraşan kişilerin toplumun her kesimine mal satmasını göstermiştir.

İstisnalar haricinde iş adamları siyasete girmeyi arzu etseler de aktif olarak siyasette yer almadıklarını görüyoruz. Bu durumun tam tersi davrananlar tamamen siyasete girip , kendi inançları ve avantajları doğrultusunda hareket edenlerde çok..
Hani hayat biraz böyle ; kızını bir işe yerleştirip koca bulmasını isteyen anne , baba az değildir. Arkadaş topluluğu , sosyal cemiyetlere girip eş ve iş arayanlarda hatırlı sayıdadır.

Bu bir tercih meselesidir..

Üsküdar'a gittiğim günler alışkanlık olmuştur ; genelde balık çarşısında balığın bolluk durumuna ve fiyatlarına bakar , bir bardak taze sıkılmış nar suyu içerim .  Dün caddeden geçerken bir araba yol verdi , içinde dört sakallı , cübbeli kişi. Gayr -ı ihtiyari yol verdikleri için başımla selam verdim , teşekkür ettim. Bu tamamiyle sosyal bir ilişki ancak görünüş itibarıyle benim anlayışıma uymayan kişilerden alış veriş yapmamaya hatta yollarından geçmemeye  özen gösteririm.

Evrensel anlayışa göre çok uygun bir tarz değil ancak içimize kutuplaşmaları eken  etkilendiğimiz çevreler bu şekilde olmasına neden oluyor..  Birleştirici değil malesef ayrıştırıcı bir çevre içine giriyorsunuz ve vatandaş olarak nereden isterseniz oradan alışveriş yapıyorsunuz , sosyal ilişkiye giriyorsunuz ..

Pazarlamada müşteriyi seçme belirleme diye bir kaide var. Müşterinizi skala üzerine koyar, puanlar ve ona göre strateji belirlersiniz... Rolex saat satıyorsanız müşteriyi on numaraya konumlarsınız  eğer  ekonomiğinden , lüksüne sanayi malı üretiyor veya satıyorsanız müşterinizi birden ona kadar geniş bir yelpazeye konumlar ve ona göre strateji yapar ,bütçenizi ayarlarsınız..

Dünyanın heryerinde sporcu ,sanatçı ,iş adamı gibi insanlar toplumun bütününe ulaşmaya çalışırlar ve kayıp riskini almazlar.

Bazıları ise Rolex örneğinde olduğu gibi sadece bir kesimi hedef alırlar ve ona göre hareket ederler tabiki riskini de göze alırlar..

Örneğin Enes Kanter ,  Hakan Şükür Dünya çapında sporcu olmalarına rağmen risk almışlar ve belirli kesime mesaj vermeyi tercih etmişlerdir..

Bugünlerde referandumla ilgili olarak halka mal olmuş sporcu ve sanatçılar taraf oldukları tercihe göre reklam yapıyorlar . İfade etmeye çalıştığım gibi bu kişiler toplumun bütünü tarafından sevilen kişiler , şimdi ise antipatik ,taraf , yandaş ,yalaka olmak gibi sıfatlara sahip olacaklar....

Bazı arkadaşları bile selam vermeyecek  , risk alacaklar..

Ben olsam bu riski almam... Oyum neyse gider veririm..

Elbete insanların ifade hürriyetine ipotek koymak gibi bir niyetimiz olamaz.

Hakkımızda değil haddimizde..

Roman vatandaşların bazı sözleri var ,çok şey ifade eder...

İşte size güzel bir Roman sözü..

G.t  si..n ceremesine katlanır...

Eh birazda aba altından sopayı ben göstereyim...

Başka türlü anlaşılmıyor...

Hayırlı günler dilerim..

10 Aralık 2016 Cumartesi

VATANSEVER




Geçmiş zaman , araçlar prim yapıyor ,mal yok.
Bilecik'te bir bayim vardı sabah dükkanına girdim. Gündemi konuşmaya başladığımda '' Müdürüm siz bizleri pek tanımazsınız , biz iyi tüccarız .Dün içmediğimiz işkembe çorbasını sabah müşteriye satarız '' diye deyim kullandı. Belli ki iyi satıcıyız anlamında yöresel bir kullanım.
Gün oldu , devran döndü primli malın yerini satılamayan mal aldı.Bizim yetenekli satıcı çeşitli nedenlerden dolayı rekabet edemedi çok kısa sürede battı...
Onun iyi satıcılığı falan palavra çıktı..
Ne zaman Bilecik'ten geçersem mutlaka otoyoldan ayrılır , şehre girer, adamın eski dükkanına bakar ve ders çıkartmaya çalışırım...
Şartlar uygunken herkes satıcı , önemli olan şartlar zorluyken satabilmek..
Şu doviz bozdurma anonsu yapılma mantığını hiç anlamıyorum doğrusu...
Ekonomide kaidedir ,tren kalkarken bineceksin tren yavaşlarken ineceksin...
İllaki birilerinin gazına gelmeye gerek yok... Orada burada dekont göstermeye gerek yok... Ekonomi kendi yatağında akar onu kolay kolay değiştiremezsin.
Ağacı keser , erozyonu durduramazsan su akıp gider.
Şimdi suçlu nehir mi ? Ağacı kesen mi ?
Şimdi benim de içimden bozdurduğum dovizin dekontunu göstermek geliyor ama vazgeçiyorum...
Döviz üst seviyeye gelmiş , bozdurup ve dekontunu göstermeden değeri azalmış hisseye dönüyorum , Zaten 1,8 milyar dolar piyasadan çıkmış. Bana sadece birkaç ay beklemek düşüyor..
Diğer anlamda olta atılmış ,balığın tutulması bekleniyor...
Hadi bana rantçı diyorlar ,kabul ediyorum.
Peki dövizi bozdurup , dekontları havada sallayanlara ne diyorlar ?
Vatansever ....

İNOVASYON HAFTASI




İnovasyon Haftası İstanbul'lulara , çevreden ve Dünya'nın neresinden gelirse gelsin insanlara muhteşem anlar yaşattı.Genelde gençlerin izlediği , benim gibi orta yaş üstü kişilerin az katılımının gözlendiği bir aktivite oldu. Yaşınız ,kapasiteniz ne olursa olsun alacağınız çok güzel , yeni şeyler oluyor. Dünya'nın nereye gittiğini ve bu duruma nasıl entegre olabileceğinizi anlıyabiliyorsunuz. Spordan ,ticarete ,teknikten , sanal gerçekliğe ,sosyal yaşama kadar uygulama alanı bulabiliyorsunuz. 

En önemlisi Türk insanının enerjisini ,isteğini görebiliyorsunuz.

Son yıllarda düzenli katıldığım için gelişimi görebiliyorsunuz. İnovasyon ve ihracat iktidarın kurumlarıyla önemli katkı verdiği alan.Belki de yapılan işlerin en etkilisi. Burada katkılarından dolayı hükümete teşekkür etmek gerekir. 

Dünya ile rekabet edip , değerlerimizi ortaya çıkarmak ve katma değer yaratmak varken birbirimizde didişip enerjimizi dişarı vermeyi anlamlı bulmuyorum.

Siyaset yönetimsel açıdan önemli bir araç ancak siyasetin eğitimin , ticaretin , sosyal yaşamın ,özgür iradenin ,demokrasinin önüne geçmesini de hiç anlamlı ve yararlı bulmuyorum.

Örneğin bugün yapılacak ödül töreninde Tayyip beyin konuşması var. Yaşamadan yorum yapmak belki doğru değil ancak klasik olarak konuşma içeriğinde bilimin ,teknolojinin , ticaretin üstündende siyaset olacağını tahmin ettiğim için bugün yapılan bölüme gitmedim. Hani siyasetçi siyasetten başka ne konuşur diye sorarsanız ,iyi siyasetçiler halkının devamlı benzer yiyeceği yemekten bıkacağını düşünüp farklı menüler sunmasını bilenlerdir...

Müebbet cezası almış hükümlü , kansere yakalanmış hasta bile birgün özgür olmamın veya hastalıktan kurtulmanın ümidi ile yaşar..

Topluma negatif mesaj vermeyi lütfen bırakalım...

Bilindiği üzere en önemli liderlik özelliği toplumuna umut vermektir.

Ekmeksiz kalalım ancak umutsuz kalmayalım...

19 Kasım 2016 Cumartesi

ARMUT PİŞ , AĞZIMA DÜŞ




Atatürk  Havaalanı’nın eski ismi Yeşilköy’dü.  Sabah saatleri yoğun olan ,önünde ufacık otoparkı ile henüz uluslararası hüviyeti  olmayan havaaalanı.

Trafik çok yoğun olmadığı için uçuştan 30 dakika önce gelir , acele ile aracı parkeder ,emniyetten geçerek , kontuara ulaşırdık. Bu sıkışık uçuş zamanlamasında sadece bir kez uçağı kaçırdım. Bir saat sonraki Ankara uçağına bindim , sorun olmadı..

Uçak arkadaşlığı ise bambaşka bir keyifti. Yanında oturanı tanımak , çeşitli konularda sohbet etmek gerçekten farklıydı. Hani birde şansınıza yanınıza güzel bir kız düşmüşse o seyahat göz açıp kapayana kadar biterdi.

Son yıllarda uçak arkadaşlığı , sohbetler  bitti kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Günaydın bile diyen yok... Bende soğuklaştım artık muhabbet olmuyor..

Geçenlerde İstanbul  Metro’sunda yaşlı bir dedeye rastladım.. Elinde bastonu ile zor yürüyordu.  Üzerinde kalın paltosu , kafasında şapkasıyla belli ki köy kökenliydi.

Yanıma oturdu. Sirkeci’ye gidecekmiş...

Rahmetli babama benzettim amcayı.. Konuşayım istedim...

Amca kaç yaşındasın ?
Seksen beş...
Nerelisin amca ?
Muş’luyum..
Zengök Oteli bilirmisin ? Hani Sakık’ların olan , rüzgarda cam ,çerçevenin sallandığı ?
Yok oğul , ben Bulanık’lıyım..
İstanbul’a misafirliğemi geldin ? Çoluk çoçuk ?
Yok oğul , atmış yıl oldu geleli . İnşaatlarda çalıştım. Ondört çocuğum var. Onlarda inşaatlarda çalışıyorlar..
Torun varmı ,torun ?
Yüzden fazla diyorlar. Her çocuktan  sekiz –on torun var..
Peki sen hepsini tanıyormusun bunların ?
Yok be oğul .Çocukların  bile ismini unutuyorum. Torunları bazen getiriyorlar , bu adam dedeniz diyorlar..

Şimdilerde bir çoban  bir koyun hikayesidir gidiyor...
Yok koyunun oyu eşit değilmiş  falan filan..

Kardeşim ,  oy verenin ne kabahati var , kim daha güzel mesaj veriyorsa ona veriyor...
Kardeşim , oy isteyenin ne kabahati var , oy istiyorsa kendi için istiyor.Vatandaşın oyunu zorla mı alıyorlar ?

Otuz yıl önce  şehirli  - köylü oranı % 30 - 70 ken  bugün  il ve ilçelerde yaşama  oran % 92 -8 oldu. Sözün kısası yerleşim yerleri köyler yerine şehirler oldu...

O zaman hedef il ve ilçeler.

Seçmenler ise köyden şehire göçen insanlar oldu..
Yaşlı dede ve geniş ailesine hizmet verenin  oyu alacağı açıktır..

O zaman hedef yaşlı amca ve geniş ailesi..

Bimetal malzeme nasıl ki ısıya doğru yönlenirsa , oy vereceklerin kaygısı ise kendine sağlanacak menfaattir...  Bir anlamda güneşe yakın olan ısınıyor...

Belediyecilik hizmetleri vatandaşı  ısıtacak en önemli enstrümanlardan birisi... Kim fazlasını verirse oyu alıyor..
Belediyecilik AKP 'nin iyi yaptığı işlerden.. CHP nin ise başarılı olduğu yer  Eskişehir ile sınırlı..

Halkın CHP  ye büyük destek verdiği Şişli’de kavgalar ,çekişmeler durulmadı . Beşiktaş belediye başkanını  neredeyse partiden atıyorlar . Ataşehir ‘de katma değer oluşmadı . Kadıköy belediye başkanı sönük kaldı... Neden daha etkili yöneticiler seçilmedi ?

Bu kadar olumsuzluklar yaşanmasına rağmen AKP  hala ayakta.

Bunun en büyük nedeni belediye işleri .

O  zaman CHP  olarak siz çok daha başarılı olmak zorundasınız..

Sonuç olarak halkın beklentileri ve referanslar iktidara gelecek olanı belirler..

Armut piş , ağzıma düş.... Herşeyi hazır beklemeyelim.

No pain , no gain...