24 Mayıs 2015 Pazar

MUSTANG




Oldum olası spor otomobillere  ilgi duymamışımdır. Özellikle eğitim seviyesi düşük ülkelerde spor otomobiller  genellikle araç değil amaç olarak kullanılmıştır.

Ya sosyal statü olarak yada geniş olmayan caddelerimizde bol zigzaglar yaparak yarış aracı olarak kullanılmıştır.

Bu araçların dizayn edildiği ve üretildiği ülkeler olan Almanya, İtalya , Amerika gibi ülkelerde spor otomobiller  ya  kişiliklerinin bir parçası veya ailenin kullanımında kullanılmışlardır.

Özellikle petrol zengini sonradan görme ülkelerin prensleri, zenginleri bu ülkelerdeki spor otomobil terbiyeside bozmuşlardır. Yurtdışında bu araçların özellikle Arap gençleri tarafından kız tavlama aracı olduğuna çok kez şahit olmuşumdur.

Spor otomobilleri sevmemenin diğer nedeni gençlik arkadaşımız Kahveci Erdoğan'ın arkadaşları ile birlikte Mustang arabasıyla  Silivri yakınlarında geçirdikleri kaza sonucunda vefat etmesidir. Rahmetli de yollarda atraksiyon yapmayı , hızlı araba kullanmayı çok severdi. Hızlı yaşadı , genç öldü....

Mustang imalatına 1964 yılında Amerika'da başlanmış ve dokuz milyon adet satılmış. Benim gençliğimde Mustang çok popülerdi. Ülkede çok sayıda Mustang vardı.

Hatırladığım kadarı ile   1996 veya 1997 yılında  çalıştığım şirketin yetkilileri  nasıl olsa talep olur,  satarız diyerek Mustang otomobili ülkeye getirelim demişlerdi. Satış sonrası için tedbirler alınmış , iki arkadaşımız Amerika'ya gidip eğitim almışlardı. Bilgi, tamir için kullanılacak özel aletler ve yedek parça bolca getirilip sadece Mustang satacak bayilere dağıtım yapılmıştı. Ancak araç yeterli talebi görmedi ve sonradan gelen ekonomik krizle birlikte ithalat iptal edildi. Yani pazar aracı satın almadı.

Bugünlerde Mustang tekrar gündeme geldi. 2015 Otoshow'un en güzel parçalarından biri oldu.

Ülkemizde şartlar değişti. Günden güne ortaya konan , geliştirilen satış ve satış sonrası stratejileri ile daha başarılı araç satma olanakları aranacaktır. Siyasi ve ekonomik gelişmelerle zenginleşen bir kitle oluştu. Bu önemli satış için bir alternatif olacaktır.

Mustang pazara hayırlı , uğurlu olsun...

Spor otomobil  deyince aklıma bir anda yıllar önce Vittorio De Sica 'nın yönettiği başrollerini Sophia Loren ve Marcello Mastroianni’ nin oynadığı İtalyan usulu aşk filminin bir sahnesi aklıma geldi ;

Sophia Loren üstü açık spor arabasında Capri adasının tepelerine inşa edilen virajlı otoyolda sahile doğru hızla  inerken rüzgardan korunmak için taktığı eşarbın dalgalanması hafızamda yer almış ....

Düşünün benzer şekilde Uludağ'ın eteklerine inen yol  ve üstü açık spor otomobil.

İçinde peçesi , cübbesi ile Türk ailesi...

Esen rüzgar ve  hızla yokuş aşağı inen  spor otomobil ....

İlginç bir görüntü olur değil mi ?

 Büyüklerimize göre demokraside çok yol aldık. Demokrasiye saygımız var kabulleniyoruz , içselleştiriyoruz.

Bazı büyüklerimizin dediği gibi yaratandan dolayı yaratılanı seviyoruz. Ayrımcılık yapamayız , yapmamalıyız.

Dediğim gibi  film ve çocukluğum gözlerimin önüne geldi. Hayat zaten bir film değil mi ?

Büyüklerimiz haklı....

Nereden nereye......

www.okanyasan.blogspot.com

www.okanyasan.com

23 Mayıs 2015 Cumartesi

GENCİN ENERJİSİ , TECRUBELİNİN DONANIMI





Bundan 25-30 yıl önce bir şirket için en öncelikli bölüm hangisidir diye sorsaydınız kesinlikle satış ve  pazarlama derdim.

 Aynı soruyu 2000 yılı sonrası için sorsanız çok fazla düşünmeden üretim ve ürün geliştirme diye görüş bildirimi yapardım. Şirket içindeki diğer bölümler önemini korumakla birlikte özellikle 2000 sonrası otomotiv , beyaz eşya gibi sektorlerde yabancılarla birleşme, ürünlerin çoğunu zaten hazır pazara satma , ortakların pazarından yararlanma nedeniyle hem ana sanayi hemde yan sanayide üretim ön plana çıktı.

Bugün aynı sorunun cevabı ise  eğitim ve insan kaynağı yönetimidir. Doğru insan gücü seçimi, bunların eğitimi ve motivasyonu , aidiyet duygusu  yaratılması, performans yönetimi şirketlerin en önemli işlerinden birisi.

 Finans işini hiç bahsetmedim o hiç bir zaman önem ve önceliğini kaybetmiyor.

Konuştuğum kişiler yapılacak işe uygun, kaliteli eleman bulamadıklarını ifade ediyorlar. Zaten imaj olarak yeterli değilseniz eleman bulmak çok zor. Çok zorda kalanlar haricinde insanlar sizi tercih etmiyorlar . Bilinen isminiz varsa , imajınız yüksekse,  değil çalışmak staj için bile başvuranların sayısı onbinleri bulabiliyor.

Yaşları 45 -55 bandındaki bazı arkadaşlarıma bakıyorum çok iyi yerlere gelmişler üst yönetici , genel müdür hatta CEO olmuşlar ancak şu anda işsizler. Hani kelin ilacı olmaz derler ya  onlarda kendi işlerinde bugünün önemli kavramı sürdürülebilir olamamışlar.

Fiziklerine bakıyorum gayet dinamik, üst seviyedeler. Donanım seviyelerine ve kariyerlerine bakıyorum çok ileri seviyedeler. İş hayatında katma değer yaratacak en güzel yıllardalar. Herhalde iş beğenmiyorlar diyorum kendi kendime.

Tanıdığım , bildiğim kurumsal olmak isteyen bazı şirketlere bakıyorum kurumsallık için her konuda tecrube ve danışmanlığa ihtiyaçları var.

Emin olamadığım konu ise gerçekten istiyorlar mı ? İşte o çok net değil.  Belki de sadece lafta kalıyor. Hani moda ya  ikinci , üçüncü nesil .....

Geçen aylarda Sabancı Center’de katıldığım  yönetim, yönetim kurulları konulu toplantıda kurumsallık ve süreklilik işlendi. Toplantıyı düzenleyen dernek Türkiye bazında anket çalışması yaparak patronların iş hayatında en çok neden çekindikleri konuyu  sormuş.

Özellikle ankete katılan Anadolu’daki patronların  % 6,5’ u raytingi en fazla soru olan    ‘’ Ben ölürsem şirket nasıl devam edecek ? ‘’  diye merak ediyorlarmış.

Sahnede olan konuşmacılardan Ali Sabancı hemen espriyi patlattı ;

Ya ölmezsem ? 

Boşunu Ali Sabancı olmuyor insan. Sinemada Cem Yılmaz’ın iş hayatındaki versiyonu Ali Sabancı . Müthiş yaratıcı , müthiş esprili..

Türkiye’deki şirketlerin yaklaşık % 95’  i aile şirketi. Şirketlerin 10 yıl önceki bilgi ile  ömür ortalaması 12 yıldı. Bugünlerde 15 yıla geldi. Bu önemli başarı olmakla birlikte hala ciddi sorun. Kurumsallaşma ve şirketi ikinci nesile sağlıklı bir şekilde devretmek bir anlamda sürekliliği sağlamak önemil konu.

İş hayatının şimdilik dışında kalan  dostlarımız insana değil,  sisteme dayanacak yeni açılımlar yapabilirler.

Hep merak etmişimdir; İnsan kaynaklarının PR  çalışmaları neden hep gençler üzerinde olur ?  Bir ihtimal gençlerin şirkete vereceği dinamizmi anlatmaya çalışıyorlar ancak gençlerin dinamizminden yararlanmak ayrı iştir , yönetmek farklı iştir.

Burada HR işi yapanların , patronların atıl kalan tecrubeden yararlarması için ikna çalışmalarını bir platforma oturtmaları gerekir. 

Tecrübeyi parayla satın alamazsınız bazen tecrübenin yarattığı işi satın alırsınız.

Önemli olan karar vermek ve uygulamak.

Haydi saçı kırlaşmış donanımlı gençler iş başına.

Artık öyle sabahları onbirlerde kalkmak yok. Yapacak çok işiniz var.

Sizin işe , ülkenin de size ihtiyacı var.




19 Mayıs 2015 Salı

ER RYAN'I KURTARMAK




Film seyretmeyi hep sevmişimdir.Bazen gerçekleri bazen hayalleri anlatır. 
Hayallerin yıllar sonra gerçekleştiğini görmek, o anı yaşamak bile mutluluktur.
Er Ryan'ı kurtarmak en sevdiğim filmlerden birisidir. Unutamadığım sahnesi vardır; 
İkinci Dünya Savaşı  devam ederken Omaha sahillerinde ölen er Ryan'ın ölüm haberini vermek subay ve rahibe düşer. Araç araziyi aşar ve evin önüne gelir. Bulaşık yıkayan kadın arabanın geldiğini camdan görür. Kötü birsey olduğunu hissetmiştir. Kapıyı açar dışarı çıkar o anda arabadan inen rahibi görünce korku,panik hatta  acizlik duygularıyla geri geri adım atar ve kapının önüne yıkılır.
Oscar ödülü verilmesi gereken inanılmaz oyun gücü isteyen ,etkileyici sahnedir.
Kadının savaşta  dört oğlundan üçü ölmüştür. Bir tanesi hala savaştadır. İlgililer konuyu Amerika Kara Kuvvetleri Komutanı general George Marshall'a iletirler. Marshall kutudan bir kitap ve içinden zamanın başkanı tarafından yazılan çok eski bir mektup çıkartır.
 Amerika iç savaşında 5 oğlunu kaybeden bayan Bixy 'e yazılmıştır. Özetle duygusal bir mesaj ve arkasından anneye yazılan ifadeyi okur .
 Özgürlük meşalesini taşımayı sizden daha fazla hak eden bir kişi olduğunu zannetmiyorum.                                                                                                                                Abraham Lincoln 
General Mashall subaylara emrini verir '' Gidin hemen Er Ryan'ı kurtarın ve annesine kavuşturun'' .
Toplum ,millet, aile, şirket,fert olabilmenin yolu ortak değerlerden geçiyor . Fedakarlık,özgürlük, sevgi,saygı ,eşitlik,adalet vs ortak yaşam değerlerini oluşturuyor.Ortak değer havuzuna ne kadar kavram katkısı verebiliyorsanız o kadar güçlü toplum oluyorsunuz.
Cumhurbaşkanlığı makamıda toplumun ortak değeridir. Son günlerde yapılan uygulamalar ile makam yara almış, milletin ortak değeri olmaktan çıkmıştır. 
Sırf siyasi ve ulvi değerleri uğruna yapılan uygulamalar ile bu makamın yüceliğini ve ortak değer olma özelliğini aşağılara çekenlerin bu filmi izlemesini tavsiye ederim.....

Sonradan kurtarabilecekleri er Ryan'lar , siyasi değerler en önemlisi ulvi değerler için hayalleri olmayabilir..

12 Mayıs 2015 Salı

GAFLET, DALALET HATTA HİYANET





Geçen akşam televizyon kanalları arasında dolaşıyordum. TV24 kanalına gelince tıknaz, sakallı bir bey gördüm.
 Konuşmacı kürsüye çıkmış gayet rahat bir şekilde başkanlık sisteminin tarihsel akışını anlatıyordu. Konuşma biraz uzayınca görevliler ikaz etme ihtiyacı hissettiler.
'' Başbakan yardımcısı gelecek lütfen toparlayalım efendim '' denilince

'' Fırsat buldum konuşacağım , bakan benim arkadaşım hele bir gelsin bakarız ''
dedi ve konuşmasına  devam etti. Meğerse konuşma yaptığı TV kanalının sahibiymiş.

Biraz dikkatli bakınca adamcağız tanıdık geldi . Ethem Sancak olmasın dedim kendi kendime .
Ta kendisiymiş.

Bir süre sonra konuşmanın odağı başkanlık yerine tamamiyle Sayın Erdoğan'a kaydı.

Aman bir yağ bir yağ görmeyin.

Her iktidar kendi burjivasini yaratır. Ancak bunlar mürit olmuşlar....
Siirt'ten gazeteciliğe , ilaçtan hastaneciliğe ,otomotiv fabrikası satın almaktan yerli otomobil yapma hevesine. Son olarak medya imparatorluğuna...
Ben de olsam yağlarım . Bazen çiçek yağı ,bazen zeytin yağı ile....

Bu zat-i muhterem Sayın Erdoğan'ı en kutsal yere koyarken Atatürk'e yakıştırdığı sıfat ise 
ihtilalin lideri....

Bu zat -i muhterem bir ara sözü YSK ' a getiriyor.

'' Muhalefet Tayyip beyi YSK ye şikayet etti. Kimi kime şikayet ediyorsunuz ? YSK üyelerini Tayyip bey seçti ona birşey yapmayı maçaları sıkar ''

İşte dostlar ülkemiz bu durumda .

Hani büyük Atatürk'ün gençliğe hitabetinde işgal edilen kurumlardan, gaflet ve dalalet ve hatta hiyanet içinde olanlardan bahsediyor ya aynen onun gibi....

Bence bir kez daha okuyalım belki filmin sonunu görürüz.

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı!  İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


22 Şubat 2015 Pazar

BAHARIN GÜLLERİ AÇTI







Bugün Neşe ve Refik Akbulut ailesine çaya davetliydik. Aslında uzun zamandır davet alıp , bazı nedenlerden dolayı  icabet edemiyorduk.

Akbulut ailesi , Emin Ongan hocamızın otuzuncu vefat yılı nedeniyle düzenlenen konsere geldiler. Açıkcası  çok sayıda müzik üstadını  , eski arkadaşlarımı  ve  Akbulut ailesini  karşımda görünce müthiş heyecanlandım  ve istediğim performansı sergileyemedim.

Kolay değil yıllar sonra sahneye çıkmak ,  kolay değil Refik Akbulut ve diğer üstadlar karşısında şarkı söyleyebilmek.

Rekif Akbulut benim Üsküdar Müsiki Cemiyeti’ndeki ilk repertuar hocamdı.Eminim bugün de öyledir,  o zamanlar şarkıların icrasında öğrencileri başka aleme götüren , edebiyat bilgisi çok yüksek , güzel şarkı söyleme tekniklerini  mükemmel  uygulayan beyefendi bir insandır.

Her makamı çok güzel okur ancak hüzzam makamının  tam bir uzmandır. O billür sesinin şarkının notalarına gidip , geldiğini hissederdiniz.

Küçük yaştan beri aldığı eğitimler , olağanüstü yetenekleri ve nefis sesi nedeniyle devrin önemli dini ve dindışı müzik  icracılarındandı. Özellikleri nedeniyle TRT kurumunda ses sanatçısı  ve yönetici olarak  uzun yıllar görev yaptı.

ÜMC ‘de öğrencilik yaptığım dönemde birçok eseri Refik beyle birlikte geçtik ;

Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır..
Seni sesini gözlerinin rengini...
Avuçlarımda hala sıcaklığın var.....
Yalancıdır hep aynalar, gir kalbime gör kendini....
Gecenin mabedini aşkıma örtüp sarayım....
Hocamız Emin Ongan’ın şarkıları ve niceleri...

Genç ve ataktık o zamanlar , herkes meşhur olmak , kendini göstermek derdindeydi

Bende bir şarkı hazırladım ; Sadettin Kaynak’ın hüzzam  eseri ;

Gönlüm seher  yeli gibi  daldan dala essem diyor 
Çoşsam  bahar seli gibi  setler yıkıp  geçsem diyor

Oldukça güzel okumuştum. Kendimi beğenmiştim. Hani derler ya, makamıyla, ses özellikleriyle şarkı bana tam oturmuştu . Refik hocamız da beğenmişti.....

Sağolsun Refik bey , Emin hocaya bilgi vermiş ve hocamızda beni konser kadrosuna almıştı.

O dönemler Emin Ongan’ın konser programında yer alabilmenin benim için önemini  anlatmaya gerek yok.

Büyük işti büyük......

Konser bitti , hocamız da beni beğenmişti. Sınıf geçme sınavına girmemi istedi Emin hocamız.
Bugün yönetim odası olarak kullanılan odada Emin Ongan ve ben !!! Tecrubesiz, heyecanlı ..
Okan ne okuyacaksın ? diye sordu büyük hoca...

Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun gelmiyorsun.
Çünki seni çok sevdiğimi biliyorsun gelmiyorsun.
Mevsimler gelip geçiyor , sen gülüyorsun gelmiyorsun.
Çünki sen çok sevdiğimi biliyorsun gelmiyorsun.

Şarkıyı Refik hocadan öğrenmiştim.  Hüzzam makamını bir başka okurdu Refik hocamız. Şarkının bütün derinliğini gösterirdi.  Heyecanlı da olsam hata yapmam pek olası değildi. Usul vurarak güzel okudum. Emin hocamız sınıf atlattı.

Çocuklar gibi şendim diyeceğim o gün... Gençliğe ilk adımını atmış çocuktum zaten...

Refik Akbulut ile geçtiğimiz güzel bir hüzzam şarkı daha vardır ;
Bahar oldu beyim evde durulmaz , bu mevsimde Çemenzar’e doyulmaz.
Çemenzar  çimenlik , yeşillik anlamında kullanılmıştır. Çemenzar ayrıca  Göztepe’nin yakınında çimenlik bir yermiş. Şimdilerde durağı var ancak yeşillik tükenmiş.

Bahar gelince insanlar , birçok yeşil alan gibi Çemenzar’e giderlermiş...
İki gün önce  Cemre düştü. Baharın habercisi....
Evde oturmanın bir alemi yok... Hazır karda  bitti....

Yaklaşık bir yıldır bende evdeyim.  Artık baharın bu güzel havasına kendimi kaptırma zamanı geldi....

Yarın yeni bir işe başlıyorum....

Benim için farklı bir başlangıç  olacak. Ümit ederim  baharla gelen oluşum yeni şirketime , bana , aileme , çevreme hayırlar getirir....

Lokum gibi tatlı günler olsun diyeceğim ama şeker tehlikesi var o nedenle güzel geçsin diyelim yeterli olur herhalde.....

Ön yargısız ve iyi niyetle başlayacağız..

Risk var mı ? Risk her zaman olur...  Malum , gülün ömrü az olur.... Konu bahar olunca insanın aklına gelmiyor değil.

Gönlüm  bahar başlangıcındaki bu güzel günlerde neşeli bir  şarkı okumak istiyor.
Musade ederseniz  şarkının sözlerini biraz değiştireceğim ;

Baharın gülleri açtı yine mahsundur bu gönlüm   yerine
Baharın gülleri açtı hep  neş’elidir benim  gönlüm .

Başarılı ve mutlu olmam için dualarınız , güzel dilekleriniz hep daim olsun....

www.okanyasan.blogspot.com
www.okanyasan.com




17 Şubat 2015 Salı

HACI HACIYI MEKKE'DE BULUR







Başımla gönlümü edemedim eş
Biri yüz yaşında biri yirmi beş
Başım dedi dinlen,gönlüm dedi koş
Başım dedi durul, gönlüm dedi çoş

                                    Celal Sahir

Emekli olalı  yaklaşık bir yıllık süre geçti. Bu süre içinde gezdim , dolaştım, çeşitli  kurumların eğitim programlarına , konferanslara , panellere katıldım , yazı yazdım.

Geçen zaman , dünya görüşümü biraz daha farklılaştırmak için güzel fırsat oldu . Sanal dünya arkadaşlığından bir beklentim  hiç olmadı  yok ancak  hayatımdaki  arkadaşların , tanıdıkların gerçekten  değerli olup olmadığını anlamak  için fırsat oldu.

Yani zaman,  güzel bir okul oldu benim için ....

Geçen sürede  emeklilik denen tanımı bir türlü kendime yakıştıramadım.

Emeklilik bir meslek mi ? Herhalde değil.

İşiniz nedir diye soranlara emekliyim diye cevap vermek bana garip geldi. Zaman zaman işsizim diyordum, ona da çevrem musade etmedi.
Linkedin sosyal paylaşım sitesinde  tanıma devletten avanta para alan kişi tanımına giren pensioner dedim onuda sevgili  Mete kardeşim itiraz etti. Avustralya’ da uzun yıllar yaşadığı için İngilizcesi çok iyidir. Kasten mi yazdın diye sordu.  İngiltere’de işsiz kişilere devlet yardım eder ve aylık bir para öder. Ben kendimi biraz onlara benzettiğim için kelimeyi öyle seçmiştim. Mete beğenmedi olur mu öyle şey  ? Hiç olmazsa danışman anlamında consultant   yaz  dedi, bende öyle yazdım ancak soruyu da sordum.

Danışman kime denir ? Danışman ne iş yapar ?

İşini geliştirmek isteyen kişi ve kuruluşların, işi bilenden , işin gelişimine destek almaktır diye tanımladı , Mete kardeşim.

Hemen  ikinci soruyu patlattım.

Peki işini gerçekten geliştirmek isteyen kişi veya kuruluş var mı ?
Bu kuruluşlarda böyle bilinç oluşmuş mu?
Sözün kısası sevgili arkadaşım talep var mı , talep ?

Sevgili Mete bir şey diyemedi.  Cevabı ben verdim. Genelde cevabını bildiğim soruları sormak huyumdur.

 ‘’ Hacı  hacıyı  Mekke’de ihtiyacı olan destek verecek adamı anında bulur.’’  Böyle bir durum olmadığına göre demek ki ihtiyaç yok. Benim de ihtiyacı olmayan adamlarla işim olmaz dedim.

Neyse biz emekliliğe geri dönelim !!!!
Bazı emekliler de benim gibi , bir türlü gerçek emekliliğe dönemiyorlar.
Emekli oluyorlar , jubile yapıyorlar tekrar sahalara dönüyorlar.

Michael Jordan kaç kere döndü tam hatırlayamadım.

Beşiktaş’lı  meşhur futbolcu  rahmetli Yusuf Tunaoğlu futbolu bıraktı , tekrar döndü. Son defa futbola döndüğünde kendisi ile aynı takımda oynamak şansını bulmuştum. Müthiş futbolcuydu. Allah rahmet eylesin......

Demek ki bazı kişiler için dönüş talepleri oluyor.

İşte o dönüş kararı için Celal Sahir’in dizeleri aklıma geldi.

Başım dedi dinlen, gönlüm dedi koş....

Gönlüm hep koşmak istedi. Sanırım gönlüm , başıma üstün geldi.

Anlaşılan benim de emekliliği unutup , sahalara dönme zamanım geldi...

Ümit ederim ,  bir yerimi   kırmam...

1 Şubat 2015 Pazar

HOTEL MANİ , FORD MOTOR KAMPANİ





Kitap yazmak uzmanlık işidir.  Kaliteli yazarların yazdığı kitapları okumak  insana keyif veriyor, ufkunu genişletiyor. Benim gibi kitap yazmaya soyunmuş  amatörlerin işi kolay değil.  Alt yapılı olmak, iyi araştırmak, konu ile ilgili belgelere ulaşmak , iyi bir arşiv oluşturmak, çok çalışmak, eli kalem tutmak.

Emekli olunca işimiz azalacağına çoğaldı. Hanımın düzenli emirleri ; alıverişe gidiyoruz, doktora gidiyoruz, sinemaya gidiyoruz. Birde ilişkide olduğum kuruluşların eğitim ,konferans, panel davetleri olunca  kitap yazmaya yeterli  vakit ayıramıyorum.

Geçenlerde kitap üzerinde çalışayım , bazı arkadaşlarla ropörtaj yapayım, ilham verecek kitapları okuyayım diyerek adaya gittim.

Bir yandan Bernar Nahum’un yazdığı ‘’ Koç’ta 44 yılım’’ kitabını okurken diğer  yandan arkadaşlarımı aramaya başladım.

Eski bölge müdürlerinden   Murat Taşkın  bilgi alacağım önemli  kişilerden birisidir. Kendisini aradım.

·         Murat selam ,nasılsın ?
·         Gayet iyiyim. Kitap okuyorum.
·         Hangi Kitap
·         Bernar Nahum’un ‘’ Koç’ta 44 yılım ‘’
·         Yapma yahu . Bende şimdi  aynı kitabı okuyorum. İnanmıyorum.

1988 yılında yazılan kitabı aynı anda okuyorduk.  Herhalde kitabın veya kitapda anlatılan felsefenin biz eskiler için ifade ettiği farklı anlam vardı.

Kitabın bir bölümünde talebin fazlalığı nedeniyle  yetmişli – seksenli yıllarda kamyon işinin ne kadar prim yaptığı anlatılıyordu. Bildiğimiz kadarı ile kamyon almak isteyen en az bir kamyon parası kadar ilave para ödemesi gerekiyordu.

Lastiksiz, aküsüz kamyon satışlarının yapıldığı dönemler...

Benimde tanıdığım Fehmi  isminde Nişantaşı'nda kuaförlük yapan bir aile dostumuz vardı.İşinde uzman ve çok tatlı dilli bir kişiydi. Rivayete göre zaman zaman Suna hanımın saçlarını yapar, tatlı diliyle kendisi için bir kamyon alır , kamyonu pirimiyle birlikte paraya dönüştürür ve ailenin uzun süreli geçimini sağlarmış. Ne yazık ki kumar tutkusu gelen paranın çok çabuk erimesine neden olurmuş.

Sonuç olarak böyle sistemin olduğundan bahsediliyor kitapda.

Zamanla talep azalmış, arz artmış pirimler yerini normal karlara , hatta karsızlığa bırakmış.
Şirkete ilk başladığım yıllarda satış sorununu  çözmek için genel müdürümüz 6-7 güçlü bayiyi toplar , uygun şartlarda kamyonları toptan satardı. Bayiler de bir şekilde malı satar, para kazanırlardı.

Mustafa Işıldar’ın ismini ilk o zamanlar duydum.O güçlü bayilerden birisiydi.  Genelde kravatsız gömleği , takım elbisesi ile gelir , o Adana’lı tavrıyla şirket çalışanları ile yakın temas kurar ‘’ yeğenim nasılsın ? ‘’ derdi. O zamanın güçlü bayilerindendi...

Mustafa Işıldar Ford’dan direkt araç alır ve satardı. Sanırım o zamanlar satış imtiyazı ile ilgili açık alan vardı.

1988 yılında Otokoç Yöneticileriyle Amerika’ya gittiğimizde Mustafa abimizde katılmak istemiş ve yönetim gezi programına onunda katılmasına izin vermişti.  New York’a ulaştığımızda havaalanında iki adet limüzin bizi bekliyordu.  İnsan ilişkisi çok yüksekti  bu nedenle Standart Belde genel  müdürü Yomtov bey , aramızda insan ilişkisi en yüksek Mustafa İşıldar , o öne otursun  şöförle sohbet etsin  dedi.

Mustafa beyin İngilizce bilgisi yoktu ancak bir şekilde şöförle iletişime geçti. Şöföründe hoşuna gitmişti. Nereden geliyorsunuz , kimsiniz  gibi soru sormaya başladı.

Merak bu ya , söför eliyle para işareti yaparak otel parasını kim ödüyor diye sordu. Mustafa bey aşağıda kalır mı ? Cevabı gayet anlaşılır oldu

·         Hotel mani , Ford Motor kampani.

İletişim bu kadar basit ve anlaşılır olmuştu. Lisan bilmeye gerek yoktu.

Otele girdiğimizin ertesi günü beni buldu.

‘’ Yeğenim , Bijan diye bir yere gidip elbise alayım dedim , beni içeri almadılar. Beni oraya götürürmüsün ‘’  diye ricada bulundu. Bijan mağazası randevu almadan müşteri kabul etmiyordu. Dönemin Başbakanı Turgut Özal elbiselerini  Bijan’dan alırdı. Bijan ismi bu nedenle Türkiye’de çok lüks bir mağaza olarak biliniyordu.

Bijan’dan Mustafa bey  için randevu aldık ve mağazaya gittik. Mustafa bey iki adet takım elbiseye 3.000 $ vererek satın aldı. O günlerde ciddi paraydı. Çok mutlu olmuştu.

İkna kabiliyeti oldukça ileriydi.

Adana’daki bayisinde ticari ve binek araç satılırdı. Kendisini ziyarete gitmiştim. Konuşurken müşteri geldi ve satış müdürü ile görüşmeye başladı . Alınacak araç belliydi ancak fiyat için hala pazarlık yapılıyordu. Satıcı piyasa fiyatlarının üzerinde bir rakkam söyledi. Müşteri fiyata bir türlü ikna olmuyordu , diğer bayiden ürün satın almak  için kapıya yöneldi. İşte o anda Mustafa abi devreye girdi ve satıcıya yönelik olarak;

·         Oğlum bu fiyata araba satılır mı ? Bizi zarar ettiriyorsun ? Ocağımıza incir ağacı ektin. Şirketi batırmak mı istiyorsun ? Diyerek şiddetle bağırmaya başladı... Belli ki bu Mustafa Işıldar’ın satış tekniğinde uyguladığı B planıydı. Müşteri  aman ne olur ne olmaz diye o fiyattan aracı almaya razı oldu.

Mustafa abinin aynı zamanda İstanbul Nişantaşı’ında bir satış yeri vardı. Genelde binek araba satılırdı. O günlerde Scorpio , Sierra araçlar Ford’dan ithal edilmiş ve satışa verilmişti. Bir gün Mustafa bey beni aradı  ‘’  Yeğenim  Scorpio çalışmıyor. Ne yapalım ? ‘’ diye sorunca hemen geliyoruz  dedim . Yeni teknolojide karbüratörlü araçlar yerini enjeksiyonlu sistemlere  bıraktığı  doksanlı yılların başıydı. Yeni teknoloji  eğitimlerini şirkette ben almış ve arkadaşımız Bektaş ile birlikte sorunlu araçlarda  çok sayıda uygulama yapmıştık ,bu nedenle çözüm sadece ikimizde vardı. Bektaş’ın  işi olması nedeniyle yalnız gittim. Mustafa Işıldar ‘’ Yeğenim sen niye geldin ? Senden başka adam yokmuydu ? ‘’ diye sordu. Gerçekten yoktu.

Sonuçta muhtemel arıza bilgisi  ,ekipman ,yedek parça, doküman bendeydi.

Sorunu çözmeliydim ve çözdüm. O gün Mustafa abi ile daha da yakınlaştık.

Araçlardaki teknoloji gibi bayilerinde yapısı değişiyordu. Plazalaşma dönemi başlamıştı. Yatırım yapmayan devre dışı kalacaktı. Mustafa abi onu anlamıştı. Kendisi Adana ‘da bayi olmak istiyordu.
Bizim Adana’da bayi arayışımız başlamıştı. Genel müdür yardımcımız Can beyle birlikte bayi bulmak için Adana’ya gittik. Yönetim Mustafa beyle çalışmaya pek sıcak bakmıyordu.
Mustafa abi geleceğimizi  öğrenip Mersin yolu üzerinde bir bina almıştı. Beni arayıp ‘’ Okan yeni bina aldım , plaza yapacağım, sizin istediğiniz gibi olacak ‘’ demişti. Kendisini kırmamak için binaya gidip inceledim. İnşaat halinde ancak bayilik hizmeti vermeye  uygun olmayan bir binaydı. Olumlu cevap veremedik.

Mustafa Işıldar’ın bayilik talebi bitmemişti. Sonunda   Işıldar kardeşler olarak Yalova bayi kuruldu.
Şanssızlıklar , bazı sorunlar , talihsiz Roma kazası  , Tahsin –Leyla Işıldar çiftinin vefatı  bayilik işinin daha ileri gitmesine engel oldu.

Mustafa abi kendine meşgale olarak  ikinci el kamyon satışı yapan yer açtı. İşleri iyiydi. Yolum Yalova’ya düştükçe kendisine uğrardım. Yalova Çoşkun balıkçısına gider balık yerdik.

Bu yaz Yalova’da Altın Balık lokantasına gittim.Son yıllarda Mustafa abi bu lokantanın devamlı müşterisiydi.  Benim de  gerek ailece gerekse Mustafa abi ile gittiğim yerdi. Lokantanın ortağı Erdinç eski futbolcudur. Kendisine Mustafa abiyi sordum  ‘’ Bir ara safra kesesi  operasyonu geçirdi , şimdilerde sık geliyor. Bomba gibi maşallah ’’ demişti.

Malesef bu hafta trafik kazası  nedeniyle kaybettik.

Çok önemli bir karakterdi. Bize de yaşanmışlıklar yaşattı.....

Allah rahmet eylesin , nur içinde yatsın.