24 Ocak 2015 Cumartesi
LA EDRİ
Gençlik yıllarımızda, lise son sınıfta üniversite hazırlık dersanelerine gidilirdi. Bende lise arkadaşlarımla birlikte haftasonları Unkapanı Dersanesi'ne devam ederdim.
Unutamadığım hocalarımızdan biri meşhur Edebiyat öğretmeni merhum Rauf Mutluay'dı. Tanışma saatlerinde iletişim kurmak için öğrencilere soru ile başlardı.
La edri nedir ?
Bilmiyoruz hocam.
Bravo bildiniz. La edri bilmiyorum demenin Arapça'sıdır.
Öğrenciler şaşkın bir şekilde birbirine bakarlar ve bilmeden ,bilmenin keyfini yaşarlardı.
Aslında bilmemek veya az kişinin kendi aralarında bildiği lisan ekmek kapısı olmuş.
Sadece biz bilelim , başkaları bilmesede olur. Böylece daha gizemli ve kapalı oluruz demişler herhalde...
Bazı mesleklerde kendi aralarında konuşulan kuş dili oluşmuş.
Örneğin doktorların dilini yalnız eczacılar anlıyor. Zaten az konuşuyorlar ancak onlarda halkın anladığının dışında.. Latince olmalı
Bazı şirketlerde mühendislerin konuşmalarında kısaltmalar var ancak kendileri anlıyorlar... İngilizce olmalı..
Ya hukukçulara ne demeli ? Metinlerde okuyup anlamadığımız bir çok kelime. Osmanlıca olmalı....
Şimdi moda ise siyasetcilerin konuştuğu lisan. AKP Düzce milletvekili İbrahim Korkmaz ve CHP İstanbul milletvekili İhsan Özkeş'in konuşmalarını anlamak mümkün değil . Bilenlerin söylediğine göre birisi peygamber olduğu iddiasında bulunmuş veya onu ima etmiş ,diğeri onu şeytanlıkla suçlamış veya öyle gibi birşey. Tam anlaşılmayan.... Arapça olmalı....
Artık Türkçe'yi bıraktık , sırf pirim yapıyor diye Arapça'ya başladık. Bu bana gelecek günler için düşündürüyor.
Haydi bende bir şeyler yazayım.'' Şuyuu vukuundan beterdir '' Türkçe meali '' Bir şeyin dedikodusunun yapılması gerçekleşmesinden beterdir ''
İnşallah gerçekleşmez ancak şu Arap hayranlığı , irtica dedikoduları inanın gerçekleşmesinden beter.
Lütfen Kuşdili yerine , halkın dilini konuşalım. Belki birbirimizi anlamak için bir fırsat olur....
www.okanyasan.blogspot.com
www.okanyasan.com
23 Ocak 2015 Cuma
ODTÜ'NÜN SUYU
Sülün Osman hakkında çok şey duymuşuzdur. Hani güzel sözlerle saf vatandaşı kandırıp , Galata Kulesi'ni , şehir hatları gemilerini satmaya çalışın zat - ı muhterem. Hayatta böyle şeyler oluyor. Saf ve temiz insanlar kanmaya musaittir. Hep iyi niyetin hakim olacağına inanırız. Bende dahil milyonlarca saf ve temiz insan Sülün Osman'ın güzel sözlerinin benzerine kanarak ,devletin anahtarına birilerine teslim ettik.Şimdi anlıyoruz ki anahtarı başkaları da istiyormuş. Onlarda üzülmesin diye anahtarın kopyasını Amerika Pensilvanya'ya göndermişiz.Dede Korkut gibi ünlü dağı eritme destanlarından esinlenenler gibi başkaları da devletin anahtarına talip olmuşlar.Nereden bakarsanız bakın rezillik.
Anahtarı teslim alanlar ise uzun koşma alışkanlıkları olmadığı için 1-2 turu güzel koştukdan sonra , nefesi kesilen atlet misali tökezlemeye başladılar. Herhalde atlet ya iyi konsantre olamamıştır, ya kilosu fazladır yada rakipleri ondan daha iyi hazırlanmıştır. Bizimkileride yalan ,dolan, talan ,hırsızlık ,uğursuzluk ,yandaşlık, rüşvet , egolar , bit olmadan pire olmalar , nufus kullanımı işin yarıda kalmasına neden olarak görülüyor.
Gün geçmesin pislik çıkmasın. İnsanın midesi bulanıyor artık.
Her gün kus her gün kus . Nereye kadar ? Artık mide kalmadı.
Cumhuriyet tarihinde böyle karanlık dönemler görülmedi. Gerçi iktidar sahipleri Cumhuriyeti yok sayarak reklam arası verdikleri için çok üzerinde durmuyorlar.
Şimdi de başka hikaye çıktı. Damat ODTÜ' lü mühendisim diye kızı tavlamış , amca ilimden ,bilimden sorumlu bakan artık kıyak yapmazsa olmaz .Hemen ilimle,bilimle ilgili bir kuruluşa sokulmuş. Işık hızıyla 4 ayda evet sadece 4 ayda ( rakkamla dört ,yanlış anlaşma olmasın ) o devlet dairesine müdür yapılıyor. Hemde e-imza gibi güvenirliği üst seviye yerin başına getiriliyor.
Üçgen , dörtgen, teğet, paralel gibi geometrik araştırmalar neticesinde şans eseri adamın ÖDTÜ'nün suyunu bile içmediği anlaşılıyor. Meğerse diplomayı kendi yapmış. Olabilir adam uyanık olabilir .Belki hobisi sahte diploma yapmak ,sahte para basmaktır ne diyelim ? Siyaset kullanarak adamı müdür yaparsan sana birileri sorar ey bakan , sende dahlim yoktu dersin.
Sen bu adamı bakanlığın kuruluşuna yerleştirmediysen , bu adamı alanlar senin hatırın için diplomayı incelemediyseler , sonrada bu adamı sırf sana yaranalım diye dört ayda müdür yapmadılarsa bende Çinli'yim.
Şimdi istediğin kadar bilgim yoktu de. Kamu artık biliyor ki DÖRTLÜ çetenin permütasyonları sistemin içinde çok geniş bir şekilde kol geziyor.
Hadi biz salaktık , Sülün Osman gibi bizi kandırdınız. Artık biraz zor , belki başka Sülün Osman'lar gerekecek. Belki de biz bu salaklığa devam edeceksek hani o satmaya çalıştığınız Galata Kulesi'nden kendimizi atmamız.....
Bir arkadaşımız annesi vefat etmiş ,Allah rahmet eylesin . Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'ndan kalkacak. Hani oralar da satılmadan , talan edilmeden ,birilerine peşkeş çekilmeden önce öğle namazına yetişmeye çalışır ,Cuma namazımızı kılarız.
Hayırlı Cuma' lar olsun.........
11 Ocak 2015 Pazar
AYRIMCILIK ,YOKSULLUK ,CEHALET
Güzel günlerdi onlar.... Bilginin ,tecrubenin ,donanımın , insanın değerli olduğu yıllar...
Kendimizi geliştirmek için düzenli eğitim alır ve aldığımız bilgileri işimizde kullanırdık.
Uzmanlık alanımız otomotiv , satışsonrası ve otomotiv ekipmanları olduğu için bir yıl Frankurt'a Automechanica diğer yıl ise Paris Equip Auto'ya katılır kendimizi güncellerdik.
Yıl 1997... Paris'e gideceğiz ancak terör hortlamış , bombalamalar ,çok sayıda ölümlü terörist saldırılar gündemde. Korku dağları sarmış .Paris'e gitmek yürek istiyor.
Kararımızı vermiştik terör bizi mi bulacaktı ? Zaten yıllarca içinde yaşamıştık. Umursamadan gittim.
Charles De Gaulle Havaalanı'nında olağanüstü güvenlik vardı. Belli ki Fransız halkı korku içindeydi.
Equip Auto Fuarı Avrupa'nın sayılı fuarlarından olması, çok sayıda imalatcı , ekipman temsilcisi görev yapması nedeniyle çok kişi ile görüşme ilk gün bizi inanılmaz yormuştu.
Türkiye'den tanıdığım bir dostum beni akşam yemeğine davet etti. Önce Eiffel kulesine çıkar sonrada yemek yeriz dedi. Kabul ettim ancak yorgunluk tavan yapmıştı. Hani derler ya, ayaklarıma kara sular inmişti ,işte tam öyle. Eiffel'e çıktık ancak beni davet edenler de çok yorgundu. Onlarda daha fazla dayanamadı. Yemek yiyelim dendi ve Eiffel'in aşağısında lüks bir lokantaya gidildi. Lokantaya girmeden kapıdaki menü listesine baktım fiyatlar astronomikti. Adam başı 150 € cıvarına denk gelen FF fiyatlandırması vardı. Parayı ben vermeyecektim ancak bana çok pahalı geldi. Daveti yapan dostuma buraya değil daha mutevazı bir yere gidelim ricasında bulundum.Onlarda önerimi mantıklı buldular ve balık lokantaları ile ünlü Montparnasse'ın yolunu tuttuk.
Fransız lokantalarının randevusuz müşteri kabul etmeme gibi genel kuralı vardır. Elini sallayan her müşteriyi kabul etmezler. Bizde öyle olmuştuk. Lokantayı bulmuş , içeri girmiş ancak boş masa bulamamıştık. Bu durum canımızı sıkmıştı. Ancak yorgunluk , acıkmışlık nedeniyle görevliye masa ayarlaması konusunda ısrarcı olduk. Bir süre barda içki almamızı , masa ayarlayacaklarını söyleyince çok sevindik .
Garsonun bilgilendirmesiyle masaya geçtik. Başlangıçları ,balıkları ,tatlıları ve içkileri ısmarladık. Hele hele soğutulmuş beyaz şarabı yudumlamaya başladığımızda keyfimiz yerine gelmişti. Başlangıç olarak buz üzerinde karides, istiridye, midye ,siyah havyar , tereyağ olan geniş kabuklu tabağı geldi. Görünüş çok güzeldi.Bir yandan kabuklular diğer yandan beyaz şarap gerçekten beklediğimize değiyor galiba derken istenmeyen birşey oldu;
Beni davet eden dostum aniden fenalaştı, yüzü bembeyaz oldu ve yere düştü. Belli ki sıkıntı büyüktü. Hiç unutmuyorum eşi içinde buzlu olan kocaman surahi suyu yerde yatan kocasına boşalttı. Neden yaptı bilemiyorum ancak panik haliydi herhalde. Bizde panik içindeydik.
Tesadüf lokantada müşterilerden iki kişi doktordu müdahale ettiler ancak bilinç kapalıydı. Aradan 2-3 dakika ya geçti ya geçmedi ,kapıdan ellerinde oksijen tüpleri ,başlarında metal renkli kaskları,üzerlerinde mavi tulumları olan sağlık görevlileri girdi ve hemen hastaya acil müdahale ettiler ve ambulansa koyarak hastaneye götürdüler.
Sonradan öğrendik özellikle turist yoğun bölgelerde sağlık sorunu çok olması nedeniyle, böyle bir sektör oluşmuş ve sağlık hizmetinden para kazanmak için acil yardım, girişim metodu olmuş. Neyse iyi de olmuş..
Beni ambulansa almadılar ve otelin yolunu tuttum. Acaba ne oldu diye merak içinde uyuyamadım. O dönemlerde cep telefonu dolayısı ile iletişim yoktu.
Ben bu karışık duygularla sabahı zor ettim.
Yorgunluk , merak ,endişe birbiri ardına gelince o dönemlerde yoğun yaşadığım gut atağını başladı. Kilitlenmiştim. Ne fuarın ikinci gününe gidebiliyor nede kahvaltı için otelin lokantasına gidebiliyordum.
Tam iki gün otel odasında endişe ile yattım. Sonunda iyi haber geldi. Hasta iyileşmiş ,kendine gelmişti.
Bu çok güzel bir haber oldu.
Bu çok güzel bir haber oldu.
Havaalanına gitmek için otel resepsiyonundan taksi çağırması istedim. Taksici geldi bavulumu aldı.Yürüyemediğimi görünce yardımcı oldu ve bana el hareketiyle arka koltukta yatmamı önerdi.Arka koltuğa boylu boyunca uzandım.
İlginçlikler bir türlü yakamı bırakmıyordu. Şoför Portekiz'liydi İngilizce ve Fransızca bilmiyordu.Gerçi bende fransızca bilmiyordum ancak adam lisan bilmeden Paris'te taksi şöfürlüğü yapıyordu.
Havaalanına geldik kontuarda bilet işimizi hallettik .Görevliler tekerlekli iskemle vermek istediler ben daha kolay olması nedeniyle yerde oturup beklemeyi tercih ettim. Bu arada terör nedeniyle tedbir alan polisler ve köpekleri etrafta dolaşıyorlardı. Köpekler beni koklamaya başlayınca polislerin sorularına muhatap oldum. Neyse ki iş uzamadı bende İstanbul'a uçtum...
Aradan yıllar geçmesine rağmen terör tehditi giderek büyüyor. Bir yanda Pakistan , diğer yanda İŞİD , El Kaide, Irak ,Suriye ve Avrupa'daki dine dayalı tehdit unsurları...
Acaba neden ?
Herhalde ayrımcılık , yoksulluk ,cehalet......
Şanslıyız ki yaşadığımız topraklarda bunlar yok....
5 Kasım 2014 Çarşamba
KURT PUSLU HAVAYI SEVERMİŞ
Kurt
puslu havayı severmiş. Anlamı ise gizli ve kötü niyeti olanların, karışık durumlardan fırsat yakalama isteğidir.
Karıştır , uzaktan izle, sonra ortaya çık.....
Neden olmasın bu da bir strateji . Hemde
üzerinde çalışılmış bir strateji.
Özellikle 1980 ihtilalini yönetenler
için Amerika ile birlikte hareket edildiği
, terörün acı sonuçlarının ve kötü ekonomik gidişat beklendiği iddia edildi.
Daha önce sıkıyönetim vardı neden terör
önlenmedi ? diye çok soruldu.
Bu iddialar ispatlanamadı . Gün oldu ihtilali
yapanlar koruma altına alındı . Sonradan düzenlemeler yapıldı ancak artık çok
geç oldu.
Kenan Evren ve arkadaşlarıyla ilgili akıllarda
hep bir soru işareti kaldı.
Müdahale için puslu hava mı beklendi ?
Tayyip beyin kazandığı cumhurbaşkanlığı
seçimi sonrası halkın bir kısmında müthiş bir karamsarlık oldu;
·
Demokratlar ,Cumhuriyetciler, Sosyalistler için
artık iktidar olmak uzun yıllar hayal
...
·
Kısa zamanda memlekete şeriat düzeni gelir.....
Hilafet hortlar , dediler..
Böyle düşünen kişiler pek haksız değiller. Gerçekten gidişatı parlak
görmek mümkün değil .
Peki ne yapmak gerek ? Nasıl değişim olacak ? Demokratik
yollarla iktidar nasıl
değişecek ?
Zaman zaman bende onlara dilimin döndüğünce anlatmaya
çalışıyorum.
Halk iktidardan ne bekler ? Liderden ne
bekler ?
Temel olarak iki konu çok önemlidir ;
·
Ekonominin iyi gitmesi.
·
Liderlerin halka umut vermesi.
Liderlerin ağzı torba değil ki büzesin !!!
Sallarlar,sallarlar, konuşurlar hele iyi bir
hatipsen ve karşındaki kitle sorgulayıcı
değilse halkı ikna etmek kolaydır. Ancak ekonominin göstergeleri vardır. Zaman
zaman çarpıtmaya çalışırsın ancak bir yerde bıçak kemiğe dayanınca iyi hatip de
olsan kimseyi ikna edemezsin.
Çorba kaynamayınca evin çocukları , hanımı ne
seni tanır nede senin iktidarını. Bu nedenle ekonomik göstergelerin aşağı
çekildiği bir ortam hükümetin iktidardan gitmesine neden olur.
Ekonomi nasıl aşağı çekilir ? Cevap basit ve etkili . Satınalma
yapmazsan .
Her iki senede araba değişeceğine beş senede
değiştir... ölürmüsün ?
Her sene cep telefonu alacağına dört senede
değiştir ... ölürmüsün ?
Her beş senede mobilya değiştireceğine on
senede değiştir.... ölürmüsün ?
Yoksa böyle hergün ölüyorsun. Ekonomiyi
küçült , faturalar , katma değerler azalsın..
Vergini geç öde.... Nasıl olsa
her iki üç senede yapılanma
uygulanıyor. Sen neden zamanında ödüyorsun ?
Hazineye giren para yeterli olmazsa ne
yatırım olur ne hizmet....
‘’ Sende ne kadar ekonomi bilmeyen, ne kadar
zalim, ne kadar tuhaf adamsın ‘’ diyenlerinizi şimdiden duyar gibiyim !!!
Doğru, çok mantıklı değil söylediklerim ancak
radikal sonuç istiyorsan , radikal uygulama yapacaksın.
Değerli dostlar, ailenizin vaya devletin
hazinesine para girmesi çok önemlidir. Bunun
için kaynak gerekir.
Özal zamanında sigara kaçakçılığı bir kanunla
değiştirildi. Paranın kaçakçıya , Mafya’ ya değil devletin kasasına girmesi
sağlanmıştı.
Bugün yapılan işlerde kaynak yaratma devlet eliyle
oluyor.
Örneğin özelleştirme !!!! Doğru yöntemle , adil bir şekilde yapılırsa
sorun yok.
Sat, kaynak yarat.Kaynağı doğru şekilde kullan
. Eyvallah ..
Çevrenize bakın devlet , belediye ihalelerini
kim alıyor ? Kim kimin yandaşı ise o kazanıyor..
Parti ayrımı yok. Her parti aynı şekilde
davranıyor.Senin adamın , benim ihalem..
İhaleye göre yandaş , yandaşa göre ihale
tarifleri.
Paris’ te en pahalı bina neresidir diye
sorarsanız , hemen söylerim .
Şehrin göbeğinde dört katlı , birkaç yüzyıllık Ritz Otel.
Fiyatı nedir ? Hemen söyleyeyim !!!!! Birbuçuk milyar euro.
Kıyaslamanız için açıklayayım . O para ile
İstanbul’da 40-50 katlı en az on adet gökdelen alırsınız.
Elin adamı şehir içine dokunmayacağız ,
dokuyu bozmayacağız , eskiyi yenilemek istiyen vatandaşa destek olacağız, çok
istiyene şehrin dışında gökdelen yapma izni vereceğiz demiş ve öyle de yapmış ...
Devletin önemli görevlerinden birisi büyümeye
karşı toprak yaratmaktır.Devletin arsa ofisleri bunun için var. Bizdeki anlayış
tamamiyle farklı. Şehir içindeki devletin yüzük taşı gibi hazine arazilerine
gökdelenler yapıp rant sağlamak.
Devletin deprem nedeniyle kurduğu TOKİ ‘nin
vatandaşa uygun sosyal konutlar
yaptığını rakkamsal olarak ifade etmek
mümkün değil. Yüzük taşı arazi nerede , TOKİ orada .
Avanta lavanta işleri karıştırmasak bile
rantı bu işten ayrı koyamayız.
Rahmetli Erbakan hoca ‘’ Sizi gidi rantiyeciler sizi’’ derken kimleri ima ediyordu acaba
?
Peki rantiyeden gelen para nereye gidecek ? Esas soru budur..
Özelleştirmeden gelen paralar , yüzük
taşlarından gelen paralar doğru ve adil
teşviklere , yatırımlara, açık kapatmaya
kullanılsa ona da eyvallah diyeceğim.
Vatandaşın endişesi bu paraların özel
uçaklara , Ak Saray’ lara , Süriyeli mültecilere gittiğidir. Sadece bu
kalemlerin maliyeti yaklaşık 13 -14 milyar dolar olduğu biliniyor.
Ayranın yok içmeye tahtaravanla gidiyorsun
gezmeye..
Ekonomi iyi gidiyor söylemleri artık
bitmiştir. Devlet resmi zamlarının %10 , bilinen enflasyonun % 10 , pazar
enflasyonunun çok daha yüksek olduğu ülkede çalışana, emekliye % 3 zam vermek , benim param yok demektir.
Halkın refah seviyesinin artması için ya
çalışana enflasyon üzeri zam vereceksin yada enflasyon altı mala zam yapacaksın
ki satınalma kabiliyeti artsın.
Görülen tabloda her iki durumda iktidarın aleyhine gelişmektedir.
İktidar kendi eliyle tuzağa düşmüştür. Benim beğenilmeyen
komplo teorisi gerçekleşmektedir.
Memur ,işçi, emekli harcama yapamayınca
otomatikman ekonomi daralır.Yüzük taşları , ayakkabı kutuları bu işi döndürmeye
yetmez.
Artık geri dönüş yoktur. Millet uçağın ,
sarayın, çorbanın hesabını seçimlerde sorar.
Fadime kızını evlendirmiş, düğünden sonra bir hafta geçmiş ,
Ula ha punlarin sesi soluğu cikmiy... Pen pugun bi dolanacağum diyerek yeni evlilerin kapısını çalmış...
Kızı kapıyı açmış ki ne görsün kadın, kızı çırılçıplak:
Uyyyy ha pu nedur uşağum? Ayuptur da !
Aaaa ne kadar geri kafalısın anne, bu aşk elbisesi...
Kadın töbe töbe diye içeri seğirtecek olmuş bakmış damat geliyor:
Ooo anne hoş geldin ,
Ooo anne hoş geldin ,
Kadın yüzünü gözünü nereye kaçıracağını bilmiyor, çünkü damat da anadan üryan..
Pu ne rezulluk diyecek olmus , damat hemen:
Pu ne rezulluk diyecek olmus , damat hemen:
"Aaaa ne kadar geri kafalısın anne bu aşk elbisesi" demiş.
Çaresiz Fadime bir koşuda almış soluğu evde. Bir düşünce ,bir düşünce
Acaba gerçekten ben geri kafalı mıyım?
Sonra üstünde başında ne varsa soyunup dökünmüş. Başlamış evde çıplak dolaşmaya.
Akşamüstü kapı çalınmış, Fadime camdan Temeli görmüş , saçını başını düzeltmiş, açmış kapıyı. Fadime'yi bu halde gören Temel'in gözler yerinden fırlamış:
Ula ne dur bu, gafayı mı yedun da?
Hih demiş Fadime "ne gadar geri gafalusun, habu aşk elbisesidur da"
Temel şaşkın cevaplamış:
"Ula ütüleseydun bari’’
Demokrasi anlayışımız da ,ekonomimiz de , siyasetimiz de , ahlakımız da o kadar yıpradı ki;
Malesef artık ne ütü tutuyor , ne dikiş.......
Müjde Kemalistler , cemaatçiler, sosyalistler
, entel dantel takımı , her kim yaptıysa ?
Yok yok onlar yapmadı. İktidar çukura düştü ....
Hemde kendi elleriyle
kazdıkları çukura ...
Bu sefer de olmazsa anlayın ki benim reçetem
iş yapmamış , nefesim yetmemiştir.
Artık geriye Cübbeli hocaya gidip ,kurşun
döktürmek kalır....
Belki nazar vardır , nazar......
16 Ekim 2014 Perşembe
YURTTA SULH CİHANDA SULH
Türkiye gelenekçi ve muhafazakar bir yapıya sahip. Son
seçimlerde bu duruma yakından şahidiz. Din, millet,ulus ,namus,konu,komşu Türk
halkı için önemli.
Komşu veya komşuluk derken ne anlıyoruz ?
Benim komşuluk anlayışımı şöyle tarif edebilirim; Bugüne
kadar oturduğum semtlerde uzun süreli
kaldım. Annemin vefatında mezara toprak atanlar arasında 40-45 yıllık komşularımız vardı. İlginç bir duygu eski ancak eskimeyen
dostluklar..... Yıllara dayalı , kök salmış...
Hani derler ya !! ‘’
Komşu komşunun külüne muhtaçtır ‘’.
Gerektiğinde o külü verebilmek.
Bazen bir limon bazen bir kaşık tuz bazen kırk yıl hatırı
olan kahve.
Acil bir hastalıkta yardımcı olmak , yanıbaşında olmak. O
güveni hissettirmek.
Bunlar bu güzel örnekler, bir de güzel olmayanları var. Çoğu ailede kavga
gürültü olur. İstenmeyen hadiseler olur. İşte o zaman aile içine fazla girmeyeceksin !!!
’’ Karı kocanın
arasına girilmez ‘’ derler ya öyle birşey. Bugün kavga ederler yarın
barışırlar, kötü olan sen olursun.
Akıllıysan, komşuluk ilişkinin uzun süreli olmasını
istiyorsan karışmayacaksın !!!
Ailenin büyükleri
varken kendini riske atmayacaksın.
Ne zaman aile içinde çok patırtı , kavga varsa olaylar artık
tehlikeli bir hal alıyorsa onu sen tekbaşına çözemezsin. Güvenlik güçleri bunun
için var, aile büyükleri bu durumlar
için var. Onun için adına güvenlik diyoruz. Kavga edenler için , komşular için
, sağlıklı bir ortam için.
Son yıllarda Mustafa Kemal Atatürk’e olan eleştiriler
çoğaldı. Toplumu farklı uçlara çekme çalışması, ortak değerlerden uzaklaşma
çoğaldıkça bir tarafın değeri diğer taraf için eleştiri odağı olacaktır.
Atatürk başta olmak
üzere atalarımız zamanın durumuna uygun , hatta biraz daha
ileri giderek hizmet vermeye çalışmışlar.Hepsi bizim atamız . İyi yapan olmuş kötü yapan olmuş ama
hepsi bizim insanımız.
Atatürk’te , Fatih’te , Kanuni’de , Yavuz’da...
Dışişleri binasına girdiğinizde soldaki yazı şöyledir ‘’ Yurtta sulh cihanda sulh ‘’ .
Büyük Atatürk o zaman söylemiş. Senin başkalarının
toprağında gözün yoksa karışma.
Komşularda sorun olursa sen çözmeye kalkma. Bu gibi durumlar
için BM
gibi kurumlar var. En az elli yıldır bu gibi karmaşık sorunlara çözüm
bulmak için çalışıyorlar. Can güvenliği nedeniyle ülkesinden kaçmak
isteyenlere BM koordinasyonu ve güvencesiyle kollarını aç. Göçmenlik
kurumu bunun için var.
Eski eserler Dünya hazinesi adı altında korumaya alınıyor.
İnsanın da en değerli varlık olarak korumaya alınmasını doğaldır. Merak etmeyin
eski eserleri korumaya alanlar, insanı da korumaya alırlar. Hemde tüm Dünya’nın
desteğini alarak.
Son günlere bakalım ; Politikalarımız, stratejilerimiz ve
yaşadıklarımız ne kadar akılcı bir
yaklaşım.
Kararı siz verin....
Benim kararım belli ... Sakın ha.....
29 Ağustos 2014 Cuma
HEYBELİ'DE HER GECE
Etrafı denizlerle çevrili kara parçasına ada diyoruz. Yaşaması hem zevkli hem
zor.
Adalara
ulaşmak için yapılan deniz yolculuğu , kara yaşamına alışık insanlara
değişiklik getiriyor. Adalardaki güzel koylar, berrak deniz, yeşil ormanlar ,
hafif esinti, lezzetli balıklar
insanlara keyif veriyor.
Adalarda
devamlı oturan sakinleri için hayat bu kadar olumlu olmuyor. Yazın hareketi
yerini sonbaharın yalnızlığına , kışın soğuğuna ve rüzgarına bırakıyor.
Adada
oturanların acil sağlık ihtiyacı durumunda
riskli bir durum olduğunu da bilmesi
gerekiyor.
Yunanlı
dostlarımız ada yaşantısına uyum sağlamışlarken bizim halkımız adaları çok
tercih etmemişler. Ege’deki iki adamız İmroz ve Bozcaada yılların
yalnızlığından son senelerde kurtuldular. Onların da geleceği uyguladıkları
fiyat politikaları nedeniyle biraz karanlık gözüküyor. Şimdilerde moda Yunan
adaları. Eğlence, yemek ,ucuzluk oralarda.
Marmara
Denizi’nde yer alan Marmara ve Avşa adaları ise orta direğin yazlık ihtiyacını
sınırlı karşılamaktan öteye gidemedi.
Prens
Ada’ları İstanbul’daki evinize bir saat uzaklıktadır. Bir otobüs, minibüs veya metro ile Bostancı ,Kadıköy ve Kabataş. Sonra motor, gemi, deniz otobüsü kullanarak ver
elini adalar.
Heybeliada’
da yemek, içmek, piknik,fayton sefası güzeldir. Denizi ve manzarası
mükemmeldir. Fethiye’yi , Marmaris’i ,Bodrum’u ,Çeşme’yi makul fiyatlarla
yaşarsınız.
Heybeliada’nın
küçük,küçük koyları vardır. Asaf, Kablo
pilajları çok güzeldir. Hele hele üsteki yamaçta yer alan yılların sanatoryumu,
denizde ise irili ufaklı yatların mola
verdiği Alman Koyu müthiştir.
İstanbul
dışına gitmeyen yat sahipleri haftasonlarını bu koyda geçirirler.
Heybeliada’ya
gelen misafirler, ücretsiz olarak motorlarla
istedikleri plaja taşınırlar. Böylelikle adayı denizden tanıma imkanı
bulurlar.
Bazılarıda
4,5 TL ye Değirmen Burnu’nda piknik
yaparlar, mangal yakarlar , kayalıklardan denize girerler.
Hoş
yerdir Prens Adaları ,özellikle Heybeliada.....
Günlerimiz
genelde yürümek veya yüzme ile geçiyor.
Geçenlerde
yüzmek için gittiğim Değirmenburnu kayalıklarında denize giren 5-6 hanım
gördüm. Elbiseleriyle denize giriyorlardı. Malum hava sıcak , belki mayo alacak
paraları yok, belli ki mayo ile denize girmek istemiyorlar. Buraya kadar birşey
yok.
Ama
o ne ?
Kadının
biri kayalıklarda çıplak mı oturuyor ?
Yok
hayır. Yakını göremeyen yaşlı gözlerim yanılmış bu sefer uzağıda
doğru görememiş. Kadının üzerinde ten rengi sütyen ve ten rengi külot var. Öylece kayaların üzerinde
duruyor.
Hemen
gözlerimi kapattım , bu yaştan sonra adımın rötgenciye çıkma ihtimali var. Gerçi
rontlama denen tarifte rontlayanın gizlice dikizlemesi , müştekinin ise kamusal
alanın dışında olması gerekir. Burada rontlanan da ,rontlayan da ayan beyan açıkta.
Kayaların
üzerine konuşlanmış bazı gençler de bayanlara bakıyorlar. Herşey aleni...
Bayanların
bir kısmı ayrıldı . Kalan iki genç kız kayaların üzerinde oynamaya başladı.
Birisinin
sütyeni siyah ,külodu ten rengi. Çok rahatlar.....
Neyse
deniz sefası bitince giyinmeye başladılar, kat kat elbiseler,başlıklar.
Sonunda
turban.....
Seyrettiğimiz
yarı çıplak kızlar meğerse turbanlıymışlar...
Garip bir durum.
Hemen
bir yorum yaparak onları aşağılamak , belden aşağı vurmak doğru değil.
Bir
çok alternatif olabilir.
Göstermelik
turban takıyorlar...
Gerçekten
inanmıyorlar...
Dini
bilmiyorlar.....
Ailelerin
zoruyla turban takıyorlar...
Birileri
provokasyon yapıyorlar..
Bunların
bir kısmı veya hepsi olabilir. Ben onların durumuyla ilgilenmiyorum. Allah ile kendi
aralarında olan bir durum.
Aslında
bu örnekte incelenmesi gereken sosyolojik bir durum var.
Nereden
bakarsanız bakın, kadınların kendini rahat hissetmesi sosyal
bir olay.
Annem
haftanın belirli günlerinde beni Ortaköy kadınlar hamamına götürürdü. Kadınlar
hemcinsleriyle kendilerini çok daha rahat hissederlerdi. Çeşitli oyunlar , göbek
atmalar ,filmlerdeki gibi . Birgün kadınlar beni kovdu . Bu çocuk büyümüş artık
, gelmesin dediklerinde 7-8 yaşlarındaydım.
Yeniköy’de
denizin içinde Beyaz Park isimli plaj vardı.Haftanın bir, iki günü kadınlara
özeldi. Kadınlar orkestra ile çoşar, dans ederler , göbek atarlar,boğazda
denize girerler,stres atarlardı. Bugün Çırağan Oteli olan Şeref Stadı havuzu da benzer şekildeydi.
Gazinoların
belli günleri kadınlar için ayrılmıştı. Çarşamba’ları kadınlar matinesinde Zeki Müren, Maksim gazinosunda program
yapardı. Eskiler hatırlar; eğlence,göbek atmak, şarkılar, evden gelen
yemekler, köfteler, dolmalar.
Bebek
Belediye gibi üstü açık bazı gazinolarda pompalı ispirto ocaklarında yemek bile yapılırdı.
Belkide
Değirmen Burnu’ndaki kadınların da sosyal olmaya ihtiyacı var. Onlarında
denizde ferahlama ihtiyacı var. Ancak o dönemler ne Zeki Müren’in, ne Ortaköy Hamamı’nın nede
gazinoların siyasetle ilgisi vardı . Bu
kardeşlerimizin her tarafı o kadar siyasete bulaşmış ki işin ne inanırlığı, ne insani tarafı nede sosyal
tarafı kalmış.
Antalya
Belediye Başkanı Menderes Türel ilk icraati olarak kadın plajını açıyor.
Gerekli
mi ? Değil mi?
Nereden
baktığınıza bağlı. Bu taraftan bakarsan sosyal ,masumane, ihtiyaç .Diğer
taraftan bakarsan siyasi ,ayrımcı...
Anlaşılan
gelecek yıl kadınlar pilajı sayısı artacak.
Bende
bir girişimci olarak bu alanda boşluk görüyorum.
Heybeliada’da
açarsın pilajı ,götürürsün parayı !!!!
Ahmet
abim, Mehmet abim, Kadir abim gibi tanıdıkları devreye koyarak , seneye adada bir kadın pilajı açarım. İsmi
ve levhası şimdiden hazır.
Kadınlar pilajı ,
erkek sinek giremez....
Nasıl
olsa bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete...
23 Ağustos 2014 Cumartesi
ALAYI ARAP
Havanın pırıl pırıl
olması nedeniyle moralim
yükselmiş , plan yapmıştım.
Kahvaltımızı yapar , pazarımıza gider,yeşil
biberimizi,domatesimizi, şeftalimizi alırız demiştim. Pazar dönüşü gemiye biner
doğru Kabataş'a gider, gemide çay içer,sonra bir tramvayla
ver elini Aksaray’daki Hatay Medeniyetler Sofrası. Eski arkadaşlar ile sohbet
mutlaka yemeğe renk katacaktır. Dönüşte hava güzel olursa denize girer günü
tamamlarız diyerek kendimi motive etmiştim.
Öylede
yaptım.....
Sonradan
Gurmeler olarak Hatay Medeniyetler Sofrasına katılmak için motora bindim. Söz
verdiğim üzere güvertede çayımı içerken bir yandan Burgazada diğer yanda
Kınalıada’nın güzelliklerini seyrettim.
En yeşil
adalardan birisi olan Burgazada geçirdiği yangın sonrası kendini toparlayamadı.
Bir türlü o eski yeşilliğine kavuşamadı. Kolay değil, orman yangınlarında
kaybolan yeşilliğin geri gelmesi en az 25-30 yıl istiyor. Yaşantısıyla hala en gözde
adalardan birisi Burgazada...
Sait Faik’in
adası Burgazada.....
Tepesindeki
kocaman antenler nedeniyle uzak durulan Kınalıada şimdilerde antenlerin
gitmesiyle birlikte daha populer olmuş. Yeşilliği pek yok ancak sakinleri ile
farklı yaşam tarzları var.
Bu iki ada pahalı ve adaya dışardan gelip yerleşmek biraz
zor. Ev almak için referans gerekiyor. Resmi olarak böyle değil ancak pratik
deneyimler böyle olduğunu gösteriyor.
Turistin
geldiği yerlerde genelde lokantalar dandik olur. Gel geç taktiği yaparlar
insana. Ancak Burgazada’ da özenli yerler bulursunuz.
Lezzetli ,
keyifli yerdir adalar....
Adalardan
yavaş yavaş ayrılıp , İstanbul’a gelmekte büyük keyif.. Hele hele baş taraftan
güverteye gelen o tatlı rüzgarla....
Eskiden
İstanbul’a geliş Samatya ve Ahırkapı Feneri’nden anlaşılırmış. Ben Topkapı
Sarayı, Süleymaniye Camii,Yeni Cami’den anlıyorum.
Limana
bağlanmış 5 adet devasa gemi, İstanbul’a
olan talebi gösteriyordu.Uzun yıllar önce Karaköy rıhtımı , S/S Samsun gemisi
ile birlikte ufak gemiler. Şimdikiler en az 10 katlı ve binlerce kişi alıyor.
Yirmi dakikalık
tramway yolculuğu yaparak ve etrafta yüzlerce Arap turisti görerek lokantaya
ulaştım. Bizim grup yemeği içmeyi sevenlerden oluşuyor dolayısı ile gurme demek
doğru değil. İlginçtir arkadaşım Ahmet
grubun ismi olan Pis Boğazları benden esinlenerek koyulduğunu söyledi.
Unutmuşum , hatırlayamadım benim içinde sürpriz oldu. Demek ki bende pis boğaz
sayılıyorum.
Ekip
hazırdı. Yemeklerde.
Fındık
Lahmacun, İçli köfte,salata, patlıcanlı kuzu, tavuk dolması vs.
Gerçeği
söylemek gerekirse ben meze ve yemekleri beğenmedim.
Beğenmek
soyut bir ifade olduğu, kişiden kişiye değiştiği için karşılaştırma gerekiyor. Referans nedir
? 100 metre ilerideki Haskral burasının yanında gerçek kral kalır. Hepsini
anladım ancak salatayı , ezmeyi kabul edemiyorum. Bizim gibi kıl müşteriler acılı
ezmede , domatesin, soğanın tahtada
satırla kesilme melodisini duymak, ritmi hissetmek ister .
Diğer
değişle yemeğin sevgiyle, istekle ,arzuyla yapılanını ister.
Sevgiyle
,arzuyla yapılan yemeğin lezzeti başka oluyor.
Lokanta
ağzına kadar Arap ile dolu . Araplardan
başka bizim grup birde lokantaya sonradan
gelen turbanlı üç Türk kızı vardı. Birisi gerçekten güzel. Elbisesi , turbanı ,turban
üstü gözlüğü , kolundaki çantası ile ışıl ışıl parlıyordu. Lokanta müdürü kızla
çok samimi oldular. Belli ki yeni siyasi ve işletim sistemin içinde tanınan bilinen kişilerdi.
Künefe yediler ve kalktılar.
Biliyorum
içinizden güzel kızı görünce ağzının suyu akarak bakan kart zampara dediğinizi duyar gibi oluyorum. İsterseniz biraz yumuşatalım. Taze kalmaya çalışan kart zampara
daha iyi uyacaktır. Zaten güzele bakmanın sevap
olduğunu ifade eden bir kültürden geliyoruz.
Giriş olarak
standartların haricinde tavuk dolması ve
altı patlıcanlı karışık et istedik. Ortaya iki güveç kabında yemek geldi.
İki güveç ve
sekiz kişi !!!!
Garsonu
çağırdım. Bak dedim ‘’ yıllar önce
askere gittiğimiz yedek subay okulunda kahvaltıda
özellikle 10 kişiye 9 parça yağ ,9 parça peynir verirlerdi. Sonra 10 kişi bir
parça dandik yağ için birbirine girerdi. Ne demek istediğimi anladın mı ? Eğer bir toplumda kavga istemiyorsan yağı da, balı da, geliri de, AVANTAYI da adil paylaşacaksın ‘’ anladım dedi ve yemeği iki tabağa paylaşıp gitti. Anlaşılan garson
ortaokulda matematikten sınıfta kalmıştı.
Neyse parayı
verip , bir sonraki yemek için sözleşip ayrıldık.
Aksaray,
Beyazıt Arap kaynıyorbu , her yer Arap.Inanılmaz.
Yerlerde yatanlar,dilenenler , imza toplayanlar, birşeyler satmaya çalışanlar...
Tramwaya
bindim bu sefer arkamdaki konuşmalara takıldım. Biri turbanlı bayan diğeri bay
iki dersane öğretmeni aralarında rahatça
konuşuyorlardı . Turbanlı bayan ,erkek arkadaşına söyle diyordu ; Ben o sınıfı istemiyorum , konsantre
olamıyorum. Sıkıntılarım var. Regl
dönemim oluyor.
Yıllardır
gençlerle birlikteyim bayanın bu kadar rahat olması bende surpriz oldu.
Çalışırken Y kuşağı ile iletişimi kurmak için eğitimler almıştık. Şirkette
turbanlı olmadığı için atlamışız. Ancak devlette çalışan yöneticilerin özel
eğitim alması şart oldu. Turbanlı ,kapalı
, farklı anlayışlı müşterileri var
artık.
Sohbeti
uzatınca vapura yetişemedim. Vakit geçirmek için kendimi Kabataş sahiline bıraktım. Onlarca çocuk,
genç günün sıcağından etkilenmemek için
kendilerini denize atıyorlardı. Kıyafetleri kötü ,konuşmaları arapçaydı. Kendimi
bir anda Suriye’de hissettim. Garip bir durum.Sonra çay bahçesine oturdum
orasıda Arap doluydu. Bunların ALAYI ARAP
dedim kendi kendime. Sıkıldım ve gemiye doğru yürüdüm.
Türkiye’de
1,3 milyon Süriye’linin olduğu söyleniyor. Kilis’in nufusu 90.000 , şimdi olmuş 230
.000. Şehir Suriye’nin ili olmuş. Güneydoğu illerinde yüzlerce işletme Suriye’liler
tarafından işletiliyor. Kanunen bu kişilerin işletme açmaları için Türk ortak
gerekiyor ancak takan kim.
Bunları
doyurmak , beslemek bize mi düştü ?
Aralarında
gayr-ı meşru çalışanlar var. Konu insan hakları ve göçmenlik ise Birleşmiş Milletler’in işini biz neden
alıp fakir ülkemizi daha fakir hale getiriyoruz ?
1961 de
Almanya’ya işçi gönderdik.Almanların iş gücü ihtiyacı vardı.
Todor Jivkov
Türk kökenlileri trenlerle Bulgaristan’dan kovdu. Yarısı memleketi
beğenmedi geri döndu. Diğer yarısı
ülkeye entegre oldular çünkü eğitimleri vardı.
Suriye’lilerin
neyi var ? Pislik ,fakirlik. Bunların vizesi ,çalışma izinleri ,kayıtları var
mı ? Çalışıyorlarsa vergi ödüyorlar mı? Ülkede geçici mi bulunuyorlar ? Kalıcılar mı ?
Ülkede kendi vatandaşımıza veremediğimiz işi elin Suriye’lisi, İrak’lısı ,
Kazağı , Tatarı,Rusu ile mi paylaşacağız ?
Paylaşımda
adil olabilecekmiyiz ? Yoksa adil
olmayan paylaşım nedeniyle kavga mı olacak ?
Haksızlık
etmeyelim birde Suriye’de malı götüren zengin takımı var. Söylenene göre
Acıbadem Akasya rezidansların yarısını satın almışlar. Lüks evler , Jeep’ler .
Ben bu
karışık duygularla IDO’ya yöneldim. Deniz otobüsü gecikmişti. Bekleme salonu
sıcak ve kalabaktı. Birden ayak topuklarımın 10 cm üzerinde metal hissettim. Geriye döndüm çocuk arabasını kullanan
kişi ayaklarımı itekliyordu.
O da
Arapmıydı ? diye sormayın . 8-10 kişilik ailesiyle Büyükada’ya gitmeye çalışan
Arap aileydi. Anlayacağınız bugün karşılaştıklarımın ALAYI ARAP’ tı.
Bir an önce
Heybeliada’ya ulaşıp ,rahatlayayım dedim bu seferde ön koltukta İsrail’li , arka koltukta İspanyol turistler.
Car ....
Car ...
Car konuşmalar. Artık onlarda benim için Arap oldular...
Sabahki
güzel hayaller kabusa dönüşmeden eve dönmekten başka şey istemedim.
Evim evim
güzel evim.
Anladım ki Cennet’te Cehennem’de bu Dünya’daymış...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




.jpg)


