2 Mart 2014 Pazar

HATIRALARIMI BAVULUMA DOLDURUP GİDİYORUM




Thomas Fasulyeciyan’ın  yazdığı meşhur tirad bir aktörü nasıl anlatıyorsa, aynı anlatım uzun yıllar hizmet veren emekçiler içinde geçerlidir ;

Zaten aktör dediğin nedir ki?..
Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz o boş kubbede , bir hoş sada olarak kalır...
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız...
Görooorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz...
Birazdan teatro bomboş kalacak...
Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar...
Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır...
Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir...
Hiranuş’la Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır...
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler...
Artık kendimiz yoğuz...
Seyircilerimiz de kalmadı...
Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar...
Gün ağırır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır...
Perde...
Artık benim için perde  kapanıyor.
Uzun yıllar çalışmış olduğum şirketten emekli olarak ayrılıyorum.
Tatlısı , tuzlusu ile geçen iş hayatı.
Yuva gibi gördüğünüz iş yerinden ayrılmayı kabullenmek gerçekten çok zor , formayı çıkarmak hiç kolay olmayacak.
Her çalışan için bir gün deniz tükenecek. Dalgalar , kumsalla birleşecek. Bunu doğal karşılamak gerekir ancak gene de zor.

Kişisel olarak çalışma hayatımda üç  konu benim için önemli oldu ;

  • Adımın  hırsızlık , uğursuzlukla anılmaması. Çok şükür  kötü bir yakıştırma olmadı. 
  • Hoş sada bırakmak .Yüzlerce insanla birlikte çalıştık. Bazıları  daha uygun işler bulmaları nedeniyle erken ayrıldılar. Bazı hayata veda ettiler. Bazıları kovuldular. Bazıları emekli oldular. Emekli olanların bir kısmı tatsız ayrıldılar ve  kapıdan çıktıktan sonra artık bir daha geri gelmediler. Gelenler ise bunca yıl çalıştıkları iş yerinde güvenlik  görevlilerinin  ‘’ Ne için gelmiştiniz ? Kime geldiniz ? ‘’  sorularına muhatap olmaları zor geldiği için gelmekten vazgeçtiler. İnatçı tavırla  gelmeye devam edenler ise bir süre sonra tanıdıklarını bulamadılar. Yılda bir kerede olsa eski çalışanlarımla, arkadaşlarımla  bir kahve içebilmeyi hayal etmek önceliklerimde oldu. 
  • Yaşamı devam ettirmek.  Neticede ailemiz için çalıştık , belki de çalışmaya devam edeceğiz. Şirkete  kendi çapımızda katkılarımız oldu. Kurumsal olduğunu iddia eden bir şirketin çalışanına yanlış yapmaz diye iyi niyetle düşünenler grubunda oldum. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek için gelir yapınızı düzenlemeniz gerekir. Bunu ilerde görebileceğiz.

Askerlik sonrası ilk çalıştığım firma Burtrak artık yok. Diğer çalıştığım firma olan Boronkay’ da yok. Zaten Türkiye’de şirketlerin ortalama yaşamları 12 yıl. Uzun süreli çalışılabilecek firma bulabilmek çok kolay değil.

Yurtdışında lisan eğitimi alarak döndüğümde çalışmaya başladığım Çelik Motor firması çok daha uzun ömürlü oldu.

O yıllarda otomotivde garanti vermek , teknik bilgi sahibi olmak ,  hele hele müşteri memnuniyeti kavramından bahsetmek hayaldi.

2000 CC  diye satılan 1600 CC araçlar .Hidrolik direksiyon diye satılan manuel direksiyonlu araçlar. Yedek parçası olmadan pazara verilen ürünler. Fahiş fiyata satılan yedek parçalar.

Otomotivin o kaotik ortamında işe başladığım Otosan’ın satış şirketi Nasoto düzgün yapısıyla bana farklı  gelmişti. Genel müdürüm Melih Koral tek bir soru sorarak beni işe almıştı.    
‘’ 100.000 $ versem bir günde nasıl harcarsınız ? ‘’ sorusuna  ‘’ Tenis Eskirim Dağcılık  kulubüne üye olur , uzun süreli dostluklar ve ticari ilişki kurarım ‘’ şeklindeki cevabım işe alınmamı ve hayatımın değişmesine neden olmuştu.

İlk görevim servislerin geliştirilmesiydi. Melih bey beni İngiltere, Uzak Doğu  ve Amerika’da çeşitli eğitimlere gönderdi. Bir süre yurtdışı çalışma imkanı buldum. Kar marjı çok düşük Amerika pazarındaki rekabeti , bayi gelirlerinin satış ,servis ,yedek parça birlikteliğinden geleceğini o yıllarda anladım. Türkiye’de ise yüksek kar marjlı , bir kasa bir masa devriydi. Otomotiv’in geleceğini görebilmek  çalışanlar için bulunmaz bir nimetti.

Koç grubu beni o kadar etkiledi ki THY’ da kazandığım pilotluk görevini bile kabul etmedim. Bu durumu Koç logosunun THY  logosundan daha kıymetli olduğu şeklinde ifade etmek mümkündü.

Elbette çalışma süresince çok şey öğrendim , çok kişiden yararlandım . Hepsini ifade edebilmem mümkün değil ancak bazı hocalarımı ifade edersem ; Engin İzet arkadaşımdan oturmayı ,kalkmayı,kültürü . Atilla Argat'tan sevgiyi , hoşluğu. Macit Akman'dan yöneticiliği . Melih Koral'dan adam gibi adam olmayı. Metin Yılmaz'dan espriyi . Turgay Durak'tan ne kadar gayret etsen de bazılarının farklı olduğunu öğrendim.

Çalıştığım sürede servisler, bayiler kurduk. Eğitim verdik ,imalat , iş geliştirme yaptık.     Şirket içinde çeşitli bölümlerin kurulmasına vesile olduk. Yaptığımız pazarlama faaliyetleri ile bayilere karlılık sağladık.

Çalışma süremde çok sayıda değerli insanı kaybettik.

Birlikte çalışmaktan onur duyduğum Ford çalışanı dostlarım ;

İlk yöneticim Tayyar Şenyener, hocaların hocası  Sami Kurtul ,  Ankara Bala ne arıyorsun hala ? Süleyman Kedici,  seyahatlerimde kimlik kartımı ve kendimi onun yoluna teslim ettiğim Melih Oskay,  yedek parçanın TEM  canavarı Ersan Gürer ,  sert erkek  Muhittin Aliş , direniş anıtı  Hakan Yaman,  sessiz sedasız Tunç Ergüven,  trafiğe kaptırdığımız yakışıklı Murat Kandemir , şirkete işe aldığım Erkan Koca , yolların fatihi olup yollara verdiğimiz  Erdem Gök ,  kahkahalarıyla Turgut Pekergin,  yaşlıyken de genç olan Rıdvan Salavat , neşe deposu  Murat Yüceel , müzikte rakibim olan beni her daim kızdırmayı başaran  Sedat Durdurul,  Çaycımız  Şeref Gökalp, Kartal'daki çaycımız Timur Kayıtmazer , bizi üzüntülere boğan  genel müdürümüz    Nuri Otay, gene bir Ramazan ayında  trafik canavarına kaptırdığımız  liseden arkadaşım  Fatih Özun, Muhasebenin Fransız’ı  Ali Doğan, tatlı müzisyen muhasecimiz Nami  Malkoç , Nasoto’daki ofisboyumuz Arif,  Ofisboy  Şevki Kara ,  Hızlı söförümüz Ercüment Gülümser ,Ankara Otokoç'tan transfer satış bölge müdürü Haldun Aygün , garanti uzmanımız Bülent Yenli ,patronumuz Mustafa Koç ,  ilk genel müdürümüz Ahmet Binbir, araç teslimatından Ahmet Tümer , eğitim bölümümüzden Mustafa Kaklıkkaya , Genel Muhasebe Müdürü Ali Barlas , Genel Müdür asistanı  Seta Karagözyan Kıratlı ve diğer hatırlayamadıklarım.

Çok kıymetli bayilerimiz;

Ahmet Keleş – İstanbul  , Mehmet Keleş - İstanbul,  Ali Başer –Ankara  , Erdal Çiçeksay -Van ,Tahsin Işıldar – Yalova ,  Yılmaz Tuzcu – Edirne ,  Seyit Eresin – İstanbul ,  Asım Dirikoç - İstanbul ,  Salih Sayar - Yozgat ,  Hikmet Dugles – İzmir , Mehmet Fazlı Ergin –Mersin , İlhan Kılıçaslan - Malatya , Ayhan KılıçaslanMalatya ,Ömer Doğaner – Gaziantep ,  Bilal Güngör – Ankara , Ali İhsan Kaya - Kocaeli, Veli Akgün – Adapazarı  , Rıfat Akarpınar – Adana , İzzet Gürüz – Diyarbakır,   Mehmet Özkan – Isparta ,  Ali Özkan – Manisa , Şafak Daloğlu – İstanbul ,  Kemal Koyuncuoğlu – Söke , Mustafa Başer – Ankara , Ali Osman Ulusoy - Trabzon ,Poyraz Beşer - Otokoç , Mustafa Işıldar - Adana , Kibar Keleş- İstanbul , Burak Kayan - Kocaeli...

Çok değerli servislerimiz, yedek parçacılarımız, satıcılarımız ;

 Ahmet Atılgan – Rize , Mehmet Uzunca - Lüleburgaz ,  Halit Öz  - İstanbul ,  Ali Usta - Giresun , Hasan Balyemez – Kırşehir  ,  Salih Arat -Adapazarı ,  Cemal İnanç  - Merzifon , Emin Türkmen  -Uşak , Erol Fincancıoğlu – Ankara , Rafet Gülay -Bursa Mustafa Narcı -Ankara , Ergin Dersan – Motor Ticaret, İsmail Birteksöz- Motor Ticaret ,  Sezen Yenli – Motor Ticaret ,  Burhan Ercan- İstanbul , Hüseyin Kılıç-  İstanbul,   Ekşili Ahmet Aktaş - Antalya , Ali Faruk Karakaş - Nevşehir, Hasan Meydanlı - Kocaeli ,  Nazif Kosif – Samsun ,Kemal Özçelik - İstanbul ,  Osman Fikret Turan - Bergama ,Mehmet Kolukısa - Kayseri ,  Ertaç Atak – İstanbul, Hamza Sancaklı – Balıkesir,  Necati Salgın- İstanbul  , Teyfik Demirelli – İstanbul ,   Mustafa Efeoğlu – İstanbul , Ahmet Karakaya – İzmir ,  Suat Yaprakdal – Ankara , Tanju Taş – Ankara, Ateş Tezel - İzmir , Hüsamettin Sertel - Denizli , İsmail Demirboğa - Ankara , Cumali Alkan - Malatya , Mehmet Uçarok - Konya , Şükrü Arık - Diyarbakır , Hakan Şişman - Bursa , Adnan Sarıoğlu - İstanbul , Mehmet Öz- İstanbul , Vural Şale - İstanbul, Suat Sarıoğlu - Kayseri , Hüseyin Dönmez - Kocaeli....

Hepsini rahmetle anıyorum. Mekanları  Cennet olsun. Hepsinin bende yeri ayrıdır , ortak anılarımız olmuştur.



Ahmet Keleş , Nihat Şahsuvaroğlu, Ersin Eresin iş yapış tarzları olarak  en etkilendiğim bayiler oldular.

Ayrımcılık yapmak istemem ancak Hamit Öz- Bekir İnan , Erhan Hazinedar , Mehmet Ekemen , Metin Tuğan,  Cabbar Aceroğlu,  Ali Uçar, Emin Türkmen, Recep Eraslan , Mustafa Saçar , İlhan Ersan , Tekin Antepli , M.Özcan Gürbüzer ,Tayyar Batmaz ,Ali Karakaş  ile çok iyi ilişkiler kurduk. Ender Kayan, Erol Tuna , Uğur Doğaner , Osman Ovalı , Halil Yılmaz , Murat Metiner ,Muammer Cindilli , Erhan Akgün , Mustafa Ünal , İsmail Bilal , Osman- Ramazan  Muslubaş , İlyas Arslan , Faruk – Kubilay Doğan, Hüseyin – Salih –Ali - Hasan Atılgan  ve diğerleri......

Kurduğum ilk Cargo servisi  Adana  Dizel – İş’in  iflası beni çok üzmüştür. Halbuki ortaklar   Malik Karaaslan ve  Necip Yıldırım ne kadar iyi arkadaştılar.

Bazı bayi  ve servislerin  ticari ömürleri uzun olmadı. Çeşitli nedenlerden dolayı ya başka iş kollarına yöneldiler yada ticaretlerini sonlandırdılar.  Eresinler, Bozkurt , Erişkenler, Duğles,  İnanöz , Doğan , Işıldar, Gürüz , Adım , Kılıçaslan , Dikmenler Ford ile olan faaliyetlerini malesef devam edemediler.

2006 Yılında yaşadığımız Roma kazası malesef en acı gecem oldu. Çok sevdiğim bayilerimizi kaybettik. Teşkilat için büyük bir yıkım oldu. Yıllarca kötü psikolojiyi üzerimizden atamadık. Nur içinde yatsınlar.

Amerika, Avrupa, Afrika,Uzak Doğu, Hint Okyanusunda eğitim ve işle ilgili bulundum. Dünyayı , Türkiye  ve Türk insanını tanıdım.

Amerikalı , Hollandalı, İspanyol danışmanlarla yaptığımız projeler sonrasında CCVP  de aldığımız ülke birinciliği bana hem işi yapabilme yetkinliği  hemde yüksek moral verdi. Proje yöneticisi olarak Johannesburg’da  yüzlerce Ford bayisine  konuşma yaptığım gece çok gurur vericiydi.

Bir çok ödül aldım ancak benim için en önemli ödül birlikte çalıştığım arkadaşlardan gördüğüm yakınlık ve saygı oldu. Onların gözünde ışığı yakaladığımda dünyanın en mutlu yöneticisi olduğumu söyleyebilirim. Son iki yıl çalışanların en çok mutlu olduğu bölüm olmak bunun göstergesi oldu.

İşini evin ve yuvan gibi görebilmek.....

Eski bir genel müdürüm emekliliğinde şu sözleri söylemişti ;

‘’ Bu şirkette uzun yıllar kendi şirketim gibi çalıştım , böyle hissettim. Ancak ilginç olan şirketin asıl sahipleri bu kurumun benim olmadığını asla hissettirmediler ’’  sahiplenme felsefesini  şirketlerin her bölümüne , her bireyine indirgemek gerekir.

Ben hep kendi masamın , bölümün , projenin  sahibi olmaya çalıştım. Günümüzde sahiplenme biraz zayıfladı bu nedenle sorunlar çıkmaya başladı. Ümit ederim çalışanlara biraz daha inisiyatif kullanabilme, daha yaratıcı olma  fırsatı yaratılır.

Kadrolar gençleşince çalışanlar arasında nesil farkı oluşuyor. Aslında nesil farkı çok sorun degil. Yeniler sisteme yeterince oryante edilemiyor , tecrübelilerde yeterince moral  ve çalışma aşkı bulamayınca hatlar kopuyor ve işi yapmakta zorlanıyorsunuz.

Can Kıraç beyin sözünü kullanmakta yarar görüyorum.

Yöneticiler , tecrübeli çalışanlarını kendine rakip değil , rehber görmeliler.

İşi işkence  yerine zevke dönüştürmek elimizde. Zaten çalışma keyifli birşey olsaydı üzerine para vermezlerdi. Hüner o gözlerde ışığı çaktırabilmek.

Liderlik için ilk şart rol model oluşturmak . Gerçek liderleri  çalışma hayatımda  nadiren görebildim ancak gerçek  liderlerle çalıştığınızda inanın tadından yenmiyor.

Liderlik konusunda kendimi geliştirmek istiyorum  diyenler öyle çok uzaklara gidip Matsui , Welch, Sun Tzu’yu aramaya kalkmasınlar. Çok daha yakınlarda yön gösteren ;

·          Vehbi Koç  (Hayat hikayem , Hatıralarım- görüşlerim- Ögütlerim)  ,
·          Bernar Nahum (Koç’ ta 44 yılım) ,
·          Can Kıraç (Anılarımla patronum Vehbi Koç) 
·          Erol Toy (İmparator),
·          Yılmaz Çetiner (Otomobilin Öyküsü ) kitaplarını okusunlar ki gerçek hayat , gerçek liderlik için bilgi sahibi olup uygulama alanı bulabilirler.

Malesef bu kitapların basımı yok. Birisi iyilik yapıp Milliyet yayınlarından bastırması gerekiyor ki  karanlıkta kaybolmasınlar.


Erdoğan Gönül , Melih Koral, Macit Akman , Gökçe Bayındır, Wylie  Barnett , Ali İhsan İlkbahar , Mark Shulz ,Turgay Durak , Mike Flewitt ,  Nuri Otay , Haydar Yenigün, Cenk Çimen  etkileyici  üst yöneticilerim oldular. Birde Texas’lı John Trautmann’ı unutmamak gerekir. Kovboy çizmeleri , geniş kemer tokası ile sunuş yapma uzmanıydı. Tek slayt ile vermek istediğini anlatma tekniğini ondan öğrendim.

Metin Akarsu , Mehmet Tosun , Tuncay Selçuk , Ersen Tanyar , Engin İzet ,Hasan Rosti , Hasan Karayel , Metin Yılmaz , Kutlay Aksoy, Fevzi Ülger, Sedat Durdurul ,Can Gürocak , Saim Kemahlığil, Salih Öztelcan ,Ertunfa Bilgiç, Semih Ölçer ,  Cevat İliriş , Gökhan Arıkan, Atilla Argat, Ateş Ayberk , Kerem Orhan ,Ömer Öztürk , Lütfi Anlayışlı , Muammer Terzi, Murat Erem ,Tayyar Şenyener , Sami Kurtul ,Vedat Uygun , Mertkan Akay, Mustafa Yılmaz, Mete Aydın, Aydın Bahran , Erkan Asrak , Uğur Sacır , Atilla Çaylak , Nüvit Erkut, Tolga Büyükkebabçı , Nilay Duru , Aslı Gülçür , Ece Akman , Hayriye Karadeniz, Dilek Aktaş , İlker Ünal , Necdet İnci, Hikmet Akman , Bülent Yenli ,Ramazan Tan ,Ekrem, Kürşat Gürbüzer , Murat Taşkın, Kutlay Aksoy ,Güven Şensoy , Engin Arısoy ,Bülent Deniz , Ahmet Aslanbaş ,Medeni Karpat , Teoman Çarpan , Semih Özgök, Serhan Eren, Sevda Çakar , Serap Barışkaner ,Aylin Tutulmazay ,Didem Altınbaş , Kaya Çoşkun ,Seval Özdemir , Esra Bulman Gülmen , Şevda Mollaoğlu ,Faik Kuter, Funda Korkut , İnan Ekici ,Yalçın Arsan , Mine Türksoy ,Gürsel Ar , Hilmi Ürkün, Tolga Oğuz , Haluk Özmutlu , Pınar Güngör ,Özlem Kökten , Mehmet Ali Ceceli , Ali Tursan, Şahap Göker ,Sinan Sarı , Serhan Şen ,Emrah Duman , Oğuz Pekbay , Zeki Yasan, Ertunç Akman, Cen Ekin, Kadir Ader ,Timur Doğu, Soner Enginkalp, Ali Rıza Aslaner ,Hüseyin Oktay ,Mine Sözenoğlu , Hakan Kayalık ,Tuğrul Denizaşan, Mustafa Özcan , Nil Şenler , Handan Oktay , Kemalettin Fertan, Nazım Ural ,Nil Şenler ,Emre Töksöz, Deniz Karaoğlu , Zeki Yasan , Sadık Baltaoğlu , Ahmet Şatıroğlu ,Murat Tursun , Sinan Kayhan , Serdar Kayhan , Mustafa Çeviker, Dursun Akan, Cengiz Döker, Özgür Naci Bulut ,Cem Daştan, Umur Aker , Hayriye Karadeniz , Bahadır Akın ,Tibet Soysal , Hakan Erünsal ,Tuncay Özer , Ersoy Kara ,Hakan Turhan , Şafak Güneş , Murat Kılınç , Burak San , Barış Karakaş , Volkan Ulusan , Gürol Tandoğan ,  Emine Çoşkun ,Berk Mumcu,Deniz Durmaz , Burak Hoşgören  ve diğerleri uzun yıllar birlikte çalıştığım kişiler oldular.

Son dönemde bir çok kişiyle çalıştık. Yönetimde  Aykut Özüner ,Özgür Yücetürk ve Serhan Turfan oldular. Yolları açık olsun.

Firma çalışanlarını tek tek sayamam . Yaklaşık 800 kişi ile çalıştım. Ancak birlikte çalıştığım ve hala çalışan  kişileri es geçemem .

Sahadan Recai Işıktaş ,Taner Beştek , Metin Özorpak , Gülşen Güven ,Zeki Çoban , Gonca Sofuoğlu.  Müşteri İlişkilerden Pinar Ercan Tursun , Gülten Eliyürekli , Mustafa Kükner, Volkan Aydın, Sevtap Keskin, Ayhan Karabulut. Eğitimden Soley Sezgin , Barlas Erkan, Filiz Sargın, Efkan Güçvardar, Pelin Topçu, Hüseyin İlhan , Adil Çetin , Orhan Ünal , Tekin Gürsoy , Bektaş Yücel ,Yasemin Kökten , Harun Erkut ,Gizem Yalamanoğlu , Ali Kuzu, çay görevlimiz Sevgi , temizlik görevlimiz Ahmet Güden. Birde şirketten  bir şekilde ayrılanlar var . Onlarıda gönlümüzdeki yerlerinde yaşatırız. Onlarla da çok güzel ilişkiler yaşadık. Hepsine teşekkür ederim.

Burada isimlerini yazma imkanı bulamayacağım adedi onbinleri bulan bayilerimiz , servislerimiz ,yedek parçacılarımız , bayi müdürlerimiz , BMIS ‘ ler ,danışmanlar ,  uzmanlar , teknisyenler. . Sizlere bana verdiğiniz destekten dolayı gönül borcum var. Hepinize çok teşekkürler..

Yıllarca iş yaptığım imalatçı , danışman ,reklamcı ,organizatör ,tamirci , yazılımcı gibi paydaşlarım. Sizlere de selam olsun.

Ford Otosan'da çalışmak kıymetini bilenler için tatlı bir rüyadır. Ben bu rüyayı gördüm. Bana bu rüyayı yaşatan Ford ve Koç ailelerine de şükran duygularımı ifade etmek isterim.

Daha fazla detaya girmek, anı anlatmak  istemiyorum.

Sağolsun arkadaşlar bir ödev verdiler. Ford teşkilatının son 25 yılının fotorafını çekecek bir kitap yazmak. Ne dersiniz sizce başarabilirmiyiz ? Çeyrek yüzyılda bayiler, servisler , yedek parçacılar, çalışanlar, yöreler, yemekler, içecekler , adetler, krizler, efsaneler . Zaman zaman tarihi yaşayanlardan destek almam gerekecek. İlginç olabilir .... Herkesin kendinden birşeyler bulabileceği ....

Bana gelince yıllarca eğitimler aldım ,önemli projeler yürüttüm , tecrübe ve görgü sahibi oldum. İyi yetişmiş her insan gibi bu memlekete borcum var. Kolay kolay sahneyi terk etmeye niyetim yok. Emekli olduğuma bakmadan  mutlaka arz – talep dengesi içinde kendime bir alternatif  bulup, sisteme katkı yapmaya çalışacağım.

Her zaman olduğu gibi kendime olan inancım tamdır. Başarılı olmak için eğitildim, yetiştirildim.

Ünlü şairin dizelerindeki gibi ;


Başımla gönlümü edemedim eş
Biri yüz yaşında biri yirmi beş
Başım dedi dinlen,gönlüm dedi koş
Başım dedi durul, gönlüm dedi çoş
                                    Celal Sahir

Sonuçta bütün amaç hoş  sada yaratmaktır.
Bir dönemdi yaşandı ve bitti....

Hatıralarımı bavuluma doldurup gidiyorum , çünkü çantaya sığmayacak kadar çok.

Ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın.
                                              Aşık Veysel
Hoşcakalın . Hakkınızı helal edin. Allah’a emanet olun.


Saygılarımla

16 Şubat 2014 Pazar

LOKUM







Evimizde altı nufus var. Ben ,eşim, oğlum ,kızım ve iki kedimiz. 

Çok ufak yaşta aramıza katıldı kedilerimiz. Onları aile fertlerinden ayırmadık. Hatta bazen ayrımçılık bile yaptık. 

Herşey yolunda gidiyordu ancak Lokum isimli dişi olan kedimiz düzenli olarak etrafı kirletmeye başladı. Eşim devamlı onun arkasını topladı ancak bir gün yeter dedi.  

‘’ Artık dayanamıyorum . Lokum’u  evde istemiyorum.’’ diye bağırdı .Haklıydı .... 

Gerçekten zor bir durum. Kediyi istemeye istemeye bir dostumuza vermek zorunda kaldık.  

Ertesi gün erkek kedimiz olan Gümüş farklılaştı. Hiç görmediğimiz haraketleri yapmaya başladı. 

Ayağımıza sürtünüyor , oyun istiyor, hatta  taklalar atıyordu . 

Bu davranış değişmesinin tarifi neydi ? 

·         Lokum gitti , ortalık bana kaldı. Artık tek sevgi kaynağı benim  !!!!

·         Lokum gitti , beni de göndermeleri olasılık dahilinde. Her türlü hoşluğu yapayım. Beni de başkasına vermesinler !!! 

Neyse biz daha fazla dayamadık . Bir yanda kızımın ağlamaları , diğer yandan Lokum’ a olan özlemimiz  neticesinde  kedimizi geri alma karar aldık. 

Öyle ya bir kediye mi bakamayacaktık ? Mutlaka bir yol bulunurdu .  

Sevgi üstün gelmişti. Kedimizi geri aldık. 

Almasına aldık ancak Lokum eve gelince erkek olan Gümüş ‘te bir hırlama, bir diş gösterme. İnanılır gibi değil. 

Gümüş’ün o kendini beğendirme çabaları gitmiş, eski haline dönmüştü.  

Anlaşılan sorumuzun cevabını almıştık. Kıskançlık ve kendini beğendirme isteği hakim olmuştu Gümüş’te.  

Sevdirme , beğendirme , kendini dünyanın merkezine koyma , iktidar olma isteği böyle birşey olmalı herhalde. 

Suudi Arabistan vatandaşı  vize almak için ABD konsolosluğuna başvurmuş .

 Görevli sormuş,  adam yanıtlamış:

 "Name ?"

 "Abdul Rauf Bin Selam"

 "Sex?"

 "5 times per week..."

 "No no! Male or female?"

 "Male, female, sometimes camel.."

Bizim iktidar o kadar kendini beğendirme hissi hakim olmuş ki gözü hiç birşey ayırt etmiyor.
 

Laik , sosyalist , Atatürk’çü , gezici , milliyetçi , cemaatçi ......
 

Anladım kimseyi ayırt etmiyorsun ancak bizi de deve yerine koyma  be yahu..

 

 

 

 

 

28 Ocak 2014 Salı

REFAH PAYI








 
Günümüz iş dünyasında gerek şirketlerin gerekse  çalışanların durumu giderek zorlaşıyor.  

Bir tarafta kaliteli eğitim alıp şirketlerinde yükselmek isteyenler , diğer tarafta ilerleyen yaşları nedeniyle  işini  kaybetme kaygısıyla,  ölümü yaklaşan Hint fakirleri gibi ormanlık bölgeye  veya şirketlerinin kuytu köşelerine gidenler .

‘’ Çalışıyoruz ancak geçinemiyoruz ‘’  diye şikayet edenler işin başka tarafı.  

Kendilerine çalışan memnuniyetinin artırılmasını hedef alan ancak  eleman    kayıplarının yüksekliğinden şikayet edip , bazı şeyleri yaparmış  gibi  gösteren şirketler.  

Ne taraftan bakarsanız bakın yönetilmesi zor bir durum. 

Çalışanlar bir iş yerinde uzun süreli çalışalım derken aslında bir tespiti iyi yapmak durumundalar. Kapitalist yaklaşım ve enflasyon !!!! 

Hayatımızın son 5 -10 yılına şöyle bir bakalım. Maaş gelirimiz 10 yıl önce 1.000 TL olsun. Devlet veya özel sektör sizi enflasyondan korumak adına her yıl genelde  enflasyon oranında,  nadiren de performansınıza bağlı zam verir. Örneğin zam oranı  % 10 olsun. Maaşınız, bileşik metotlarına girmeden basit bir hesapla 2.000 TL  olur.  

Enflasyon hesabında kriterlerin nerelerden geldiğini aşağı yukarı biliyoruz.  

·         Birinci sınıf Çanakkale domatesinin fiyatı  geçen dönem kaç liraydı  ? Bugün kaç lira ?

·         Deveci Armudu’nun fiyatı geçen dönem  kaç liraydı ? Bugün kaç lira ?

·         300 gram beyaz ekmek geçen dönem kaç liraydı ? Bugün kaç lira ?  

Hesapları belirlenen  değerler üzerinden yaparsanız sorun yok. Ancak enflasyon hesabında aşağıdaki  soruların karşılığı yoktur. 

·         Son 10 yılda evlendin mi?

·         Son 10 yılda çocuğun oldu mu?

·         Okul çağındaki çocuğun hangi özel okulda okumaya başladı ?

·         Son 10 yılda kişisel gelişimin için eğitime para harcadın mı?

·         Kişisel bakım için spor , klüp ve malzemelere kaç lira harcadın ?

·         İletişim için cep telefonu , bilgisayara para ayırdın mı?

·         Sosyal durumu güzelleştirmek için gece hayatına para harcıyormusun?

·         Televizyon için tek anten kullanılırdı. Son 10 yılda Digitürk , Dsmart kullanmaya  başladın mı?

·         Artık sende devlet hastanesi yerine o modern görünüşlü özel hastaneleri mi kullanıyor sun?

·         Eski aracını yeni modeli ile değiştirdin mi?

·         Dün Terkos suyu kullanıyordun bugün evde hangi marka suyu  kullanıyor sun?

·         Neredeyse bedava diyerek , Pegasus ‘un 30-40 TL lik Antep ve Mardin uçuşlarına abone  olup konaklama, yemek ve içmeye 1.000 TL  ayırıyor musunuz?

·         İnternet paketi kullanmaya başladın mı? 

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Esas olan bu domates , patates fiyat karşılaştırmasının dışında  kalan tüketici alışkanlıklarından doğan , ilave harcama kalemleridir.  

Siz enflasyon zammı aldık derken aslında her yıl sistemli olarak  satın alma kabiliyetinin azaldığı gerçeğiyle karşı karşıyasınız. Maaşım 2.000 TL oldu derken satın alma gücünüz giderek azalmaktadır.  

·         Satın alma gücü azalmasına rağmen vahşi kapitalizmin ortaya koyduğu paradigmalar.

·         Medya ve çevremiz tarafından yaratılan özendirme.

·         Önlenemez tüketici psikolojisi, artan  satın almalar.

·         Karşılığı olup olmadığı düşünülmeden kredi ve kredi kartlarının kullanımı.

·         Ödeme zamanında yeterli paranın olmayışı. Bu gibi durumlar  insanları üzmekte, bunalıma sokmaktadır.  

Bu durumda insanların çıkış yolları ne oluyor ? 

·         Çalıştığı işte terfi alarak gelirini artırmak. Son 5 yılda terfi alamadıysan durum pek parlak sayılmaz.

·         Çalıştığın yerde kariyer olanakları sınırlı ise daha iyi imkanlarla  bir başka şirkete geçmek.

·         Çalışan bir eşle hayatını birleştirmek veya borçları kapatmak için anadan , babadan kalan mirası bozdurmak.

·         Yatak odanda boş  ayakkabı kutusu bulundurmak. Bakarsın menşei belli olmayan yeşillikler içine girer. Allah kimseye nasip etmesin.

·         Boğaziçi köprüsünden atlamak. Allah kimseye göstermesin. Ancak ekonomik nedenle ülkemizde intihar edenlerin sayısının her yıl binlerce olduğunu ifade etmek mümkün. 

Bu tabloyu gören Y kuşağı genelde ilk iki maddeyi kullanıp devamlı şirket değiştiriyorlar.  

Aslında çözüm için önemli bir alternatif daha var. REFAH PAYI 

Devlet durumun zorluğunu görüp toplu sözleşmelerde küçük de olsa refah payı uyguluyor.  

Yeni Ticaret Kanunu’nda mal sahibinin uzun süreli kiralamada sadece enflasyon etkisinden meydana gelen kayıpları önlemek adına değişiklik yapıldı. Artık 10 yılı aşkın süredir kiralama yapan ve heryıl enflasyon oranında artırım yapanlar için durum kötü. Mal sahibi 3 ay önceden bildirim yapmak şartıyla uzun süreli kiracıyı gönderebiliyor. Ticari işletmeler kira bedelinin % 20 si veya ÜFE+ %10 zam yapmak durumundalar. Artık uzun süre oturmak istiyorsanız elinizi cebinize biraz daha sokacaksınız.  

Özel sektör gerçek anlamda çalışanı koruyabilmek için enflasyon harici refah payı verebilir durumda olmalıdır. Doğal olarak bu  yazıldığı kadar kolay değil.  

En önemli faktör ortak değerler. 

Şirketlerin sürekli karlılıkları , sadık müşteri , memnun müşteri , memnun çalışan yaratılması işin en önemli noktası. 

Şirketin karlılığı için katma değer yaratan çalışanlar , yaratılan katma değerden refah payı alternatifi yaratan şirketler. Sizlere ütopik gelebilir ancak değil.Yakın zamanda gerçekleşecektir. 

Bu işleri yönetebilmek , çalışanları motive edebilmek ve yönlendirebilmek mutlaka kaliteli yönetim ve paylaşımcılıktan geçiyor. Hep bana rabbena söylem ve uygulamaları artık modern paydaş teorilerinin dışında kalıyor. 

Unutulmamalıdır ki özel sektör mavi yakalının saatini , beyaz yakalının ise aylığını kiralıyor. Çalışanların mesaisi bittiğinde yetkinliği varsa , becerebiliyorsa ikinci işini yapabilir olması gerekir. Benden başka yerde çalışamaz !!! Etik kurallar diye tutturmanın bir anlamı yok. Zaten çalışan bu zor şartlarda ya şirketten ayrılacak ya da başka yollara girecek. 

Yakın bir gelecekte  ikinci kanalda çalışma sürpriz olmayacak. Parasızlıktan mutsuz insanlar yerine yorgun ancak kafasında geçim sıkıntısı olmayan çalışanlar olacaktır. Bireysel çalışma yerine örgütleşen beyaz yaka çok uzak değil.
 

Geçenlerde  katıldığım seminerde THY ‘ın eski bir genel müdürü konuşmacıydı. Kendisini zevke izledik. Genelde THY’ deki çalışma ve hatıraları konuşmanın içeriğini oluşturdu. Sivil pilotları bünyeye nasıl kattıklarını anlattı. Bende o dönemde  450 mühendis arasından sınavlarda başarılı olup pilot olmaya hak kazanan 24 kişiden biriydim. Yaşanan dönemin canlı şahidi olmuştum. 

Program sonrası yanına yaklaştım , kendimi tanıttım. İlk sorusu ; 

Burada ne işin var  ? oldu 

Doğrusu benim uzun yıllar sonra cevabını bulduğum soruydu bu. 

Bir yanda çalıştığım Holding’in logosu diğer taraftan THY logosu. Şirketimin beni Amerika’da , Avrupa’da ,Uzak Doğu’da  eğitmesi , yaşanan dostluklar, insana değer verme gibi faktörler tercihimin o tarihde çalıştığım şirketten yana olmasına neden olmuştu. 

Galiba buna aidiyet diyorlar.Markaya , şirkete ,yönetime, çalışanlara,paydaşlara olan güven ve inanç.  

Forma aşkı gibi , bayrak aşkı gibi, millet aşkı gibi, din aşkı gibi... Duygusal. 

Kazanılması kolay olmayan . Değişik bir iklim , güçlü bir kurum kültürü gerektiren.. 

İşini evin ve yuvan gibi görebilmek.....  

Eski bir üst düzey yöneticim emekliliğinde şu sözleri söylemişti ; 

‘’ Bu şirkette uzun yıllar kendi şirketim gibi çalıştım , böyle hissettim. Ancak ilginç olan şirketin asıl sahipleri bu kurumun benim olmadığını asla hissettirmediler’’  sahiplenme felsefesini  şirketlerin her bölümüne , her bireyine indirgemek gerekir. 

Sahiplenmeyi başarabilmek gerçekten zordur. 

·         Kurumsallık ister

·         İnanç ister

·         Mücadele ister

·         İnsan sevgisi ister

·         Motivasyon ister

·         Coşku ister 

En önemlisi vizyoner , değişimci lider ister.  

Bulmak kolay değil , böyle liderler bakkalda satılmıyor....



26 Ocak 2014 Pazar

VALLAHİ BİZ YİMEDİK

 
 
 
 






Türkiye’de  gündem o kadar yoğunki, gündemi takip eden insanın filozof olmaması mümkün değil.  

Mikrofonu kapan konuşuyor , kamerayı gören birşeyler söyleme ihtiyacı içinde oluyor. Eğitimin nedir ? Tecrüben nedir ? Bilgin nedir ? Ne söylemek istiyorsun ? Kime mesaj vermek istiyorsun ?  

Bugün gazetede  manşet şu şekilde; 

·         Türkiye’de tek hükümet olur. Onun dışında paralel devlet olamaz.

·         Yayın gelirinden hakkımız olanı alamadık . Havuzdan çıkabiliriz. 

Satırların sahibi Fenerbahçe başkanı sayın Aziz Yıldırım. Gerçi devlet – millet kavramları karıştırılmış ancak üzerinde durmadan yorum yapıyorum.  

Organizasyonlarda paralel uygulama olmaz diyeceksin sonra kalkıp benim hakkım verilmedi, bende kendi uygulamamı yaparım diyeceksin. Bu doğru ve tutarlı yaklaşım olmaz.Olsa olsa paralel uygulamanın değişik bir versiyonu olur.
 

Sistemlerde paralel uygulamalar geçmişte vardı , olmaya da devam edecektir. Vesayetin kendinde olmadığına , nemadan yeterince pay almadığına inananlar paralel uygulamalar içinde olurlar. 

·         Devlet içinde vesayeti ele geçirmek isteyenler.

·         Özel sektörde yönetimlerin kendilerine yeterince değer vermediğine inananlar. Nemadan yeterince pay almadığına inanarak koridor FM yayını yapanlar.

·         Vesayet kullanımı , biraz daha ileri gidersek darbe suçlamalarıyla mahkemeye verilen  Ergenekon , Balyoz gibi davaların sanıkları.

·         Hukuk düzeninde kendine ayrı yer ayıranlar.

·         Yeterince baba sevgisi göremediğine inanıp , annesine yoğunlaşarak evde paralel sevgi uygulamaları başlatan aile fertleri.  

Abartılı örnekleri artırmak mümkün. Ancak çözüm birinin diğerini imha etmesi değil , açıklık politikalarını uygulamak , evrensel demokrasiyi işletmektir. İnsanlara güven vermektir. 

·         17 Aralık sonrası insanlar neyi paylaşamadınız diye soruyorlar ? Düne kadar gerçek ve paralel uygulamalar iyiydi , sorun yaratmıyordu . Şimdi ne oldu ? 

·         Madem çalıştığınız insanlara güveniyordunuz ? Neden bakanlarınızı devre dışı bıraktınız ? Bakanların ne suçu vardı ?  Hukukta suçun kişiselliği  esastır. Yetkililerin çocukları kastı aşıp kendi başına iş yapmış olabilirler.  Hukuk onları değerlendirir. Eğer  organize bir durum varsa , suçu işlediğine kanaat getirip devre dışı bıraktığınız bakanların durumu ne olacak ? Hala Meclis sıralarında oturmaya devam edecekler mi ?  

Bugünkü gazetede İkoncan İvana’nın ropörtajı vardı , diyorki; 

Sırbistan’dan manken olarak geldiğimde reklam ajansı  bizi 15- 20 kişinin oturduğu bir eve yerleştirdi. Hangi yabancı manken bu zülmü çekiyor bilmiyorum ancak benim bildiğim şimdiki mankenler özel uçakla gelip ,beş yıldız otellerde kalıyorlar. 

Geçmişimden utanmıyorum. Bütün Laleli beni tanır. Herkese selamlar. 

Olmadı İvana hanım. O kadar uzun boylu değil.  Bütün Laleli esnafını , erkeklerini zan altında bırakmayın. Evli olan var, çoluk çoğuğu olan var.  

Suçu genelleştirmeyin. Kiminle  muhabettin olduysa onun ismini yayınla,  koskaca bir semtin adını , itibarını zedeleme.
 
Bu hikayeler bana Cem Yılmaz’ın origami parodisini anımsatıyor. Kısaca özetleyeyim. 

Cem Yılmaz turne programı için  ağabeyi ile birlikte yurtdışına gider. Konakladıkları beş yıldızlı  otelde  canları çikolata ister. Minibardan  büyükçe Toblerone çikolata  çıkarırlar. Paketi açarlar ama ne görsünler ? Odada daha önce konaklayan  müşteri çikolatayı mideye indirmiş ve sanki hiç yenmemiş gibi japon süsleme sanatı origami yaparak kapatmış. Belli ki pahalı çikolata faturasını ödemek istememiş. 

Peki şimdi ne olacak ? Parayı kim ödeyecek ? Durumu anlatmak için resepsiyona  iner ve dertleri anlatırlar. 

·         Vallahi biz yimedik

·         Resepsiyon görevlisi sorar. Hangi ülkenin vatandaşınız ? Pasaport lütfen ,

·         Türk’üz.

·         Get lan kafamı buluyorsun, Türk’sün. Sana kim inanır . Utanmadan  koca koca adamlar  yalan söylüyorsunuz ... 

Malesef güvenle ilgili konularda sabıkalı olduğumuz için itibarimizı kaybetmişiz. 

Sayın başbakanın direncini takdir etmek gerekiyor ancak feryatları artık fayda etmiyor. Çünkü evrensel demokrasiye taraf insanları artık inandıramıyor , güvenle ilgili sorunu var. 

Futbol hakemlerinin genel uygulaması vardır. İki veya daha fazla oyuncu birbirleri ile kavga ederlerse , ilk hareketin nereden geldiğine bakmadan kavga edenlere kırmızı kart gösterirler. 

Demokrasilerde birbirleriyle kavga edenlere kırmızı kart göstermesi gerekenler halktır. 

Şimdi sıra kavgacıları sahadan atmaya geldi.
 

İlk seçimde yanınızda kırmızı kart getirmeyi unutmayın !!!
 

Siz kırmızı kartı kime göstereceğinizi bilirsiniz.