3 Kasım 2012 Cumartesi

NANKÖR KEDİ








Sarman’dı küçük kedimizin ismi.

Ortaköy’deki küçük evimizde  Sarman’la birlikte olduğumuz güzel yıllardı. Henüz  5-6 yaşlarda olduğum için ayrı bir sevgim vardı bu güzel kediye. Malesef kedimizin ölümü ile evden taşınmamız aynı yıllara denk geldi. İlk hayvan sevgim kısa süreli olmuştu.

Babam emekli olunca ilk işi evimize yakın bir toprağı işlemek üzere çevirmek oldu.
Rahmetli babamın inancına göre emeklilik sonrası  çabuk ölmemek için fiziksel uğraş yapacak birşeyler olmalıydı.

O dönemde çayır çimen boldu. Arazilerin bilinen sahibi de yoktu , soranı da. İçinde kuyusu olan arazi parçası  yıllarca işlenme neticesinde  ağaçları, sebze ve meyvaları , çeşit çeşit hayvanları olan Ali Baba’nın çiftliğine dönüştü.

Babam bütün gün toprakla çalışır, emek verirdi. Neler arıyorsanız burada  fazlasıyla  bulmak mümkündü. GDO’ suz sebze ve meyvalar burada yetişir, hayvanlar burada büyürdü.Keçimiz ,koyunumuz, tavşanımız, tavuklarımıza ilave olarak  rahmetli eniştemin Eminönü Mısır Çarşısı’ndan getirdiği maymun , hatta iguanamız vardı.

Babam vefat edince uzun yıllar hayvan sevgisinden uzak kaldık. Ne kedimiz ,ne köpeğimiz oldu.

Bir gün oğlum elinde  küçük bir Siyam yavrusu ile gelince panik olduk. Sadece 300 gr gelen kedi yavrusunun  henüz anne sütüne ihtiyacı vardı. Satıcı oğlumu kazıklamış ve henüz anne sütü ihtiyacı olan yavru kediyi satmıştı.

İş başa düşünce bu yavruyu yaşatmamız önceliğimiz arasında yer aldı. Tedavi ve bakım için götürdügümüz veterinerde kedi yavrusu ölecek diye korktu. Ancak bir kere başlamıştık devamını getirmemiz gerekiyordu. Sütü, maması, veterineri derken Siyam yavrusunu yaşatmayı başardık.

İsmini Gümüş koyduğumuz kedimiz bugün 3 kilo ve gayet sağlıklı. O artık ailemizin bir ferdi  oldu. Birlikte yemek yiyor, birlikte yatıyoruz.

Şeytan azapta gerek , bir kedi yetmeyince evimiz ikinci kedi yavrusu ile tanıştı. Lokum ismini verdiğimiz Scotish cinsi şirin kedi yavrusu yeni misafirimiz oldu.

Artık yatağımızı , aşımızı paylaşacak birisi daha vardı. Bu şirin şeyler hayatımızın neşesi oldular.

Çeşitli mamalar artık onların emrindeydi. Kendinizi doktora götüremiyorduk ancak her on günde bir veteriner onların emrindeydi.

Eşim evden çıkamaz, çıksa da yeni bebeklerini özleyip hemen geri döner olmuştu.

Gün geçtikçe onlarda kilo aldı, bizde. Artık bir yatağa 4 canlı sığamaz olduk ancak hiç şikayet etmedik. Yatakta dönerken onları ezmemek için azami dikkat gösterdik.

Bazen dışardaki yaşamı merak edip kapıdan kaçtılar, zor yakaladık.

Uzmanlar ev ortamında büyüyen kedi ,köpek gibi evcil hayvanların dış yaşamda başarılı olamadıklarını ve kısa sürede öldüklerini söylüyorlar.

Dışarda kolay beslenemiyorlar.
Dışarda düzenli sağlık hizmeti bulamıyorlar.
Dışarda sevgiyi bulamıyorlar.

Belki merak, belki hürriyet arzularını tatmin etmeye çalışıyorlar ancak hayatta kalma olasılıklarını azaltıyorlar.

Bazen kafalarına göre davranıp gerek oyun , gerekse içgüdüleri gereği elimizi ısırmaya başladıklarında aman yapma nankör kedi dediğimiz de oluyor.

Ancak bizi birbirimize bağlayan sevgi olduğu için şikayet etmiyoruz. Birbirimize iyi , kötü yönlerimizle alışmaya , birlikte yaşamaya çalışıyoruz.

Gerçekten sevgi ve saygı ortak yaşam için olmazsa olmaz. Hem insanlar, hem hayvanlar için.

Aslında doğa ile politika ne kadar iç içe.

Bizim kedi hikayesi Türkiye’nin son 30 yılda  yaşadıklarını ne güzel çağrıştırıyor.

İnsan – hayvan,
İnsan – İnsan ortak yaşam hikayesi.

Bazen dostça, bazen nankörce.


Fatih Sultan Mehmet, bir gün tebdili kıyafet edip halkın arasına karışır.
Dolaşırken yolu  “Kuş Çarşısına”  düşer.
Kafeslerdeki keklikleri ,bıldırcınları,şahinleri,atmacaları izlerken kuşların fiyatı dikkatini çeker.
Kekliklerin kafesinde  “tanesi 2 altın” yazmaktadır. En arkadaki kafeste ise “ 20 altın” etiketini görür ve sorar;

Bunun fiyatı neden bu kadar fazla ?

Satıcı;  Bunda öyle bir ses var ki, bu sesi dinleyen mest olur, bu keklik avcıya çok av getirir.

Sultan;  Nasıl yani ? diye sorar.

Satıcı; Bu keklik öttüğü zaman, civardaki tüm keklikler hemen etrafına toplanır.Bu arada avcı hiç yorulmadan keklikleri avlar. Yani bu keklik avınızı ayağınıza getirir.

Sultan; Tamam alıyorum, al sana 20 altın , der ve kekliği kafesinden çıkardığı gibi, kafasını koparır ve çöpe atar.
.
Satıcı;  Aman efendi, siz ne yaptınız?  O çok nadir bir keklikti, üstelik paranız boşa gitti.

Sultan;  Param boşa gitmedi. Aksine, soyuna ihanet edeni ortadan kaldırarak, o nesli korumuş oldum. Soyuna ihanet eden, herkese ihanet eder.

Bu topraklar içinde yaşayan insanların birbirine sevgi ,saygı besleyerek ,huzur içinde yaşaması esastır. Hepimiz hata yapabiliyoruz . Önemli olan varsa yanlıştan dönebilmektir.

İnsanları sevelim onları kucaklayalım ancak nankörce inkar politikasına devam edenlere de aynı anlayışı göstermek doğru olmaz. Bazen de Sultan gibi davranmak gerekebilir.

Sultan’ın doğrusu, yanlışı  birbirine karışır. Hangisi doğruydu diye sorgulamak durumunda kalırız.

Hem hataları hem de nankörlüğü azaltırsak Türkiye çok daha yaşanır bir ülke olur.


Sonuçta tırnak yarası biraz acı veriyor , belki  küçük iz bırakıyor ancak gönül yarası geçmiyor.


2 Ekim 2012 Salı

ŞİKAYETÇİYİM SAVCI BEY




Sayın Savcım şikayetçiyim !!!

Kardeşim sakin ol . Derdin nedir ? Kimden şikayetçisin ?

Şu kadından şikayetçiyim.

Sana ne yaptı ?

Paramı ve hayallerimi çaldı .

Nasıl oldu ? Anlat bakalım. Hukuksuz bir durum varsa gerekeni yaparız .

Sayın Savcım , kızım Anadolu Lisesi kazandı.

Tebrik ederim.

Sağolun ancak kayıt yapmaya  gittiğimizde kalabalık içinde bir kadın kızımın şort giydiğini görüp cık, cık , cık  yapınca kızım ben bu okula gitmem diye tutturdu. İstanbul ortamında normal giyim tarzı olmasına rağmen kadının bu tavrı  beni de rahatsız etti.

Ne kadar kızıma ‘’ Sen anneleriyle değil gençlerle birlikte okuyacaksın ’’ desemde ikna edemedim ve özel okula gönderme karar aldım. Bu karar bana oldukça pahalıya patlayacak.  Gitti paralar !!!

Hadi biz kızı özel okula kaydettik ,ya parası olmayanlar ne yapacaklar ?
Hangi psikoloji ile okumaya devam edecekler.
Ya ortama uyacak yada karşı gelip aşırı serbestlik yaşamaya çalışacaklar.

Daha önemlisi hayallerimi kaybettim.

Sayın Başbakan  kimse kimseye karışmayacak ,baskı ve dayatma olmayacak, insanlar kapalı da gezecek , kısa da giyecek , içki de içecek , oruç ta tutacak, Türkiye özgürlükler ,demokrasi ülkesi olacak derken gerçekten  güzel hayaller kurduk.

Gelin görün ki mahalle baskısı böyle demiyor.

Bir elinde bira şişesi olup ekmek alanlar dövülüyor.
Kısa giyenlere garip garip bakılıyor.
Kapalı giyinenler küçümseneniyor.

Yani gerçek denildiği veya arzu edildiği gibi değil.

Kimsenin kimseye karışmayacağı, hor görmeyeceği ortamı bulabilmek uzun süreli eğitim ister,güçlü ve hazmedilmiş demokrasi ister. Uyum ,çevresel etkiler çok önemli .

Uyumda zorlananlar var. Her şehrin, her köyün durumu farklı . Önceleri %70 köylü % 30 şehirli nufusu varken şimdi tam tersi oldu. Çeşitli nedenlerden dolayı köyünden kopup şehre göçen çok sayıda  mutsuz aile var.  Aileleri mutlaka köyde tutmanın  çarelerine bakmak lazım. Kuralların  ve kültür yapısının  zayıf olduğu ülkede  göçerler seni de kendine benzetmeye çalışıyorlar.

Avrupa’da köylüyü  köyünden ayırmak için zor kullanmak  gerekir.

Hayvanı, toprağı, traktörü,temiz havası olan köylünün şehirde ne işi olur ki ?

Bu Dünya’da çektiğimizi şair ne güzel ifade etmiş.

Bitmez tükenmez bu dert ömür diyorlar adına.

Adamın biri New York, Central Park'ta yürüyüş yaparken, aniden kuduz köpeğin küçük bir kıza saldırdığını görür.
Koşar ve köpekle  boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir uğraştan sonra üzeri yara bere içinde kalmasına rağmen köpeği öldürür. Yaralanmıştır ancak  küçük kızın da hayatını  kurtarmıştır.
Bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine  koşar ve adamın yanına gelir.
Sarılıp teşekkür ettikten sonra ,

‘'Sen bir kahramansın, yarın bütün  gazeteler seni yazacaklar. Göreceksin başlık da şöyle olacak;  Cesur  New York'lu küçük kızın hayatını kurtardı.'’

Adam itiraz eder  ‘‘Ben New York'lu değilim!'’

Polis 'Fark etmez, bu durumda gazeteler şunu yazacaklar; Cesur Amerikalı küçük kızın hayatını kurtardı'’ cevabını verir.

 ‘'Ama ben Amerikalı da değilim'’ der adam artık şaşırarak. Polis  'Ya, o  halde nerelisin?'’   diye sorunca adam cevap verir;

‘ 'Ben Iraklıyım! '’

Polis adama başka bir şey söylemez. Irak’lı  ertesi gün gazeteleri  aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır.

 ‘'Radikal İslamcı, masum Amerikan köpeğini öldürdü.'’

Aman ne olur masum vatandaşımızı yanlış politika ve mahalle baskılarıyla yanlış algılamalar yaratıp  Irak’lıya döndürmeyelim.


Atilla İlhan’ın sohbetlerini çok severdim.  Çok önemli bir şair ve yazardı.  Hele 1980’li yılların başında  senaryosunu yazdığı  Kartallar Yüksek Uçar  geniş  kitleleri kendine bağlayan ilk  tv dizisi olmuştu. Türkiyenin ilk gökdelerinden Zincirlikuyu’daki Karayolları binası dizide  Karabulut Holding olarak kullanılmıştı.

Kemani Sarkiz’in efendinin unutulmaz eseri  Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime  şarkısı patron Banaz’lı İsmail  rolünü oynayan Sadri Alışık’ın ağzına ne güzel yakışmıştı.

Banazlı’nın bir sözü hala kulaklarımızda çınlıyor.

Usulutle ve suhuletle !!!

Aslında çok bir anlamı yok. Argoda sezsiz sedasız anlamında kullanılıyor.

Bugünlerde bazı kesimler için anlamlı toplumsal yönlendirneler o kadar çabuk yapılıyor ki alışmak kolay olmuyor.

Usuletle ve suhuletle olsa belki olacak ama hızlı yapılınca DNA’mıza uyum sağlamıyor.


Arkadaşlarım sende politikacı özellikleri var, iktidar olmak için sen de mücadele verebilirsin  diyor ve ilave ediyorlar;

·         Yakışıklı  babayiğit  adamsın , ses tonun ve ifade tarzın çok iyi . Kürsü sana yakışıyor.
·         Hayal gücün mükemmel. Bazıları 2023 hatta 2071 den bahsediyorlar. Sen 3000’ li yıllar için hedef koyarsın inanan inanır. Elini ,dilini mi bağlıyorlar ? Şairin dediği gibi umut garibin ekmeği ye babam ye.
·         Hukukun üstünlüğü , demokrasi , insan hakları, ekonomi gibi konuları boşver.Halk artık seçici değil. Lahmacun içine konmuş Adana kebap gibi ne yediğini, neden tat aldığını unutmuş. Onlar için fark etmiyor,  ne versen yiyor.
·         Şiir biliyorsun bir iki şiir okur , halkı hislendirir göz yaşına boğarsın. Sonra biraz da taraftarları gaza getirmek için Konya kaşık ekibini getirir işe hareket katarsın.
·         Olmadı Amerika’da dini tarikatların yaptığı gibi taraftarlarının eline birer nota verir hep beraber şarkı söylersin.
·         O da olmazsa en son olarak şimdi moda olan Kore’den grup getirir, Gangnam Style dansı yaparsın . Artık bu  pik noktadır . Bundan da memnun kalmazlarsa kendini Boğaz köprüsünden atarsın.

Bir uyandım , ter içindeyim. Politikanın getirdiği ağırlık bende çok baskı yaratmış.
Çok şükür rüyaymış dedim.  Sonunda politikaya atılıp başaramamak, rezil olmak var.

Politikada başarılı olanların iki özelliği var olduğu söyleniyor.

1)    Ekonomide başarılı olmak
2)    Halka olumlu şeyler söyleyip, ümit vermek.

Bırakın devleti kendi evimin ekonomisinde başarılı olamıyorum. Diğerinde ise yıllardır devamlı muhalef yapmaya o kadar alıştıkki iktidar olursak elimiz ayağımıza dolaşır.Kimseye ümit veremeyiz.

Durumuma  şükür ederek , uykuya daldım. Merak ediyorum bir daha ne zaman uyanırım ?


Sayın Başbakanım seni çok seviyorum. Diğer başbakanlarımız Menderes , Özal , Ecevit , Demirel , Erbakan ,Yılmaz, Çiller’i sevdiğim gibi.

Biz Cumhurbaşkanlarını , Başbakanlarını babamız, atamız yerine koyup saygı ve sevgide hiç eksiklik göstermedik.

Öyle de olması gerekir. Mutlaka inanacağımız, güvenebileceğimiz birileri olmalı.

Sevdim seni bir kere başkasını sevemem dizelerindeki gibi çapkınlık yapsa da , alkolik de olsa, kumar oynasa da  babamızdan vaz geçemeyiz. Babamızı sevmeye devam ederiz.


Ancak  bir zamanlar sevdiğimiz Bayar , Menderes , Ağar,Başbuğ ,Alan gibi  politikacıları , askerleri, polisleri  nedense  hapse  atmaya çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz.Demirel , Evren sıralarını bekliyorlar .

Bu millete güvenmeye gelmez . Özal’ın arkasında el pençe duranlar şimdi küfür ediyorlar.

Nedenini hala tam bilmiyorum  ancak söylenene göre halkın sevgilisi  Menderes’i dostu var diye asmışlar. Şimdi trend oldu onu da anlamak zor.

Sayın Başbakanım,  kendin gibi karizmatik lideri  kendi partinde bulamadın,  ithal etmeye çalışıyorsun  diye gücenen olabilir.Yarın  başbakanlık , başkanlık için arkadaşların adına oy istersin . Adaylardan hiç biri senin yerini tutmaz o nedenle sakın bana güvenipte oy isteme .

Dostu var diye Menderes’i asanlar yaptığın güzel şeylerin değeri, kadrini bilmeyebilir. 
IHL  haricindeki okul mezunlarını potansiyel  terörist  olarak görüyor , futbolun gelişmiş şeklini 4*4*4 olarak eğitime sokuyor , terörü çözemiyor diye seni de unuturlar.

Zaten kimler unutulmadı ki ....

Safiye’ler, Munir’ ler , Zeki’ ler, Hamiyet’ler , Müzeyyen’ler, Bülent’ler








DAVAYI KAYBETMEK







Barışta ve  savaşta, karada, denizde ve havada. Her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle, hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda edeceğime namusum üzerine and içerim.

Güvenlik güçlerimizin haricinde hayatı üzerine yemin eden bir başka meslek grubu hatırlamıyorum.

Yemin çok önemli . Yemin kadar onur da.

Vatanın elden gitme tehlikesi haricinde hangi general rütbesinin er’e indirilmesi , kılıcının ve silahının elinden alınması riskini göze alabilir ?  Bu durumu yaşamak yerine, hayatına kendi ellleri ile son veren bir çok asker, polis biliyoruz.

Bundan daha onur kırıcı birşey olabilir mi?

Hukuk hepimiz için. Yapılan bir suç varsa karşılığı cezadır. Aksini düşünmek mümkün değil.

Eğer yargılama kuralına göre olmuşsa şeriatın kestiği parmak acımamalıdır.

Hukukçu değilim ,doğru yorum yapamam  ancak Balyoz ile ilgili mahkeme sürecinin  doğru işletilmediği konusunda kamuoyu eğilimi var. Bu nedenle yüksek mahkeme çok ince eleyip sık dokumalıdır. Yanlış hesap varsa  Bağdat’tan döner.

Belki vatanın tehlikeye  girdiği konusunda şüphe duyan , yeminine sadık kalmak arzusu içinde kendine vazife çıkartan olmuştur. Belki emir komuta zinciri içinde yanlış davranmış olanda vardır. Ancak bu dünyanın sonu değil.

Sonuçta iş çok fazla fiiliyata dökülmemiş , belki niyet var ama inisiyatif yani eylem haline gelmemiş. Demokrasiye müdahade elbette kabul edilebilir değil . Askerde bu gelişmelerden dersini almış ,üzüntü içinde.

Pişmanlık duymayanlara, iflah olmayanlara , hala kuyruğu dik tutmaya çalışanlara Habur’da , Oslo’da gösterilen çözüm arayışı , hayatları boyunca memleket aşkı ile yanan askerlere de gösterilmelidir.

Onlar bu memleketin evladıdır. Hata yapmış olduklarını farzetsek  bile onların  hata yapmak lüksleri olabilir. Bu ülkeye hizmetleri çoktur.

Aile babası hata yapan çocuklarını hemen kapı dışına mı koyuyor ?

Ceza verildi diye halkın sevgisini askerden esirgeneceğini hiç zannetmiyorum.


12 yaşında çocuk, bir kadina tecavuz etmekten  yargılanıyormuş.
Mahkemede bayan avukat, çocugun pipisini  dışarı çıkarıp hakime göstermiş ;

Hakim bey, bu çocuk  ufacık pipisiyle bu kadına nasıl  tecavuz  edebilir?

Tam bu sırada çocuk avukatın kulağına eğilerek fısıldamış

 Avukat hanım biraz daha sallarsanız davayı kaybedeceğiz!

Fıkradaki gibi olayları bazen çok kaşımamakta yarar var.


Temel ile Dursun  mendirekte balık tutuyorlarmış. Dursun sormuş ...

Ula Temel, haçan sen boyle paluk tutarken, pen senun eve sizsam, senin Fadime'yle  aşna fişna edup, hamile piraksam, penden çocuğu olsa, senle pen ne olurduk?

Temel sakince yanıtlamış,

 Ödeşmiş olurduk .


Bırakın Temel’in rövanşist tutumu Temel’de kalsın. Biz doğru işler yapmaya  çalışalım.

21 Ağustos 2012 Salı

SIRA BİRGÜN SANA DA GELEBİLİR






Yıllar önce bir yaz gecesi televizyonlar yayınlarını keserek son dakika haberi vermeye başladılar.

‘’ İstanbul Kadıköy’deki  Devlet Malzeme Ofisi  binasına bomba  yerleştiren teröristler bombanın ellerinde patlaması nedeniyle paramparça oldular’’

O dönem çalıştığım şirket DMO ‘ya ürün verdiği için yöneticilerim durum tespiti yapmak için beni görevlendiler.

Ekibimle DMO araç stok parkına gittiğimde durumun vahametini daha iyi anlama imkanı bulduk. Parktaki araçların tümüne yakını  bomba parçaları nedeniyle delik deşik olmuştu. Patlamada parçalanan teröristlerden küçük parçalar araçların üzerine yapışmıştı. Ne kadar güçlü bir patlayıcı kullandılar bilemiyorum ancak manzara gerçekten korkunçtu. Nedeni ne olursa olsun hiç bir insanoğlu bu şekilde ölümü haketmiyor diye düşündüm.

Dün gece televizyonda Galatasaray –Kasımpaşa maçını izlerken eşim Gaziantep’den gelen patlama haberini iletti. Diğer kanala geçtiğimde kesin olmayan kayıp bilgileri ,yanan araçlar ve bomba nedeniyle delik deşik olmuş araçları gördüm.

Belli ki patlayan bomba en az DMO’ da etkisini gördüğüm kadar güçlüydü .

Aradaki fark o dönemin teroristlerinin hedefinde araçlar, dün geceki bombalamanın  hedefi ise insanlardı.

Henüz kayıpları tam bilmiyoruz ancak bilançonun çok ağır olduğu konusunda tereddüt yok.

Terör insanlık suçu. Suçsuz insanları öldürmenin bahanesi olamaz.

Kimin yaptığı çok önemli değil ister PKK, ister Suriye gizli servisi , ister dost gözüken ancak düşmanlıklarını asırlardır sürdüren ülkeler.

Amaç korku imparatorluğu oluşturmak.

Amaç büyüyen ,gelişen Türkiye’nin önünü kesmek.


İstanbul, Ankara,İzmir , Adana , Diyarbakır , Gaziantep farketmez  bunlar  kalabalık yerleşim yerleri. Patlama yapılan  caddeden o anda Türk, Kürt, Suriye vatandaşı, İran vatandaşı, Türkmen, Alman, Japon geçebilir. Ölüm onları bir otobüs içinde veya bir köşe başında bulabilir.


Maça geri döndüğümde ‘’ Fatih Terim maçın ikinci devresine takımı çıkarmasın ülkeye mesaj versin’’   diye gönlümden geçirdim. Öyle ya bir yerde ölümler diğer yanda maç. Komşun  açken sen rahat yatamazsan , ölümlerin giderek arttığı bir ülkede hiç birşey yokmuş gibi davranamazsın.
Bu mesajları lider kişiler verebilir. Eminim Fatih Terim’inde aklından geçmiştir ancak bazı şartlar uygulamaya engel olmuştur.  Maç sonrası doğru mesajlar vererek halkın duygularına mahzar oldu.
Bize ne oldu ? Bu ülkeye ne oldu ?
Nerede gelenekler ? Nerede ortak paylaşımlarımız ?
Nerede dinimizin getirdiği barış anlayışı ?
Fatih Terim’in bu soruları ortak değerler manzumesi , ortak bilinçi beraberinde getiriyor.
Kafama devamlı  taktığım kapitalist zihniyet ortak bilincide yok ediyor.
 Sadece  kendini düşünen , bolluk içinde yaşamaya  çalışan, kendi menfaatlerini ülke menfaatlerinin üstünde görme alışkanlığı edinen , bir elinde cımbız  bir elinde ayna umurunda mı dünya yaklaşımı sergileyen  Y kuşağı.
Aslan tok olduğunda saldırmıyor , aç kaldığında saldırıya geçiyor. Askeri operasyonla sıkışan PKK’ın şehirlerde operasyon yapacağı bilinen bir durumdu. Zannetmeyin ki bitti. Girişimleri devam edecektir.
Durum tespiti yapalım;
·         Dağdaki ve TBMM’deki  kadroları ile ayrılıkçı siyaset yapan Kürt’ler. Yol kesen terörislerle öpüşen , koklaşan milletin vekilleri.
·         Kurtarılmış bölgeler oluşturulmasına engel olamayan güvenlik güçleri.
·         Suriye, Irak ,İran ve Türkiye’de uzun yıllardır Kürdistan devleti kurdurup, kolay sömürü yapmayı düşünen harici güçler.
·         Petrol paylaşımı.
·         Geçiş yolları üzerinde uyuşturucu ticaretine devam ederek büyük paralar kazanan ve bir miktarını terör örgütü ile paylaşan uyuşturucu baronları.
·         Bölgenin az gelişmişliği. İstihdam, sağlık, eğitim, kültür sorunlarının giderilememiş olması.
·         Hükümetin iyi niyetli  açılım politikalarının ters tepmesi.
·         Bölgedeki halkın büyük bölümünün  ayrılıkçılar, terör örgütünden yana olmaları.
·         Kararsızlık.
Sanıyorum en kötüsü kararsızlık. Terörle mücadele edeceksen tereddüt edemezsin.
Terör görüldüğü yerde başı ezilmelidir.

Bu nedenle güvenlik güçlerinin hukuk kurarlarını ihlal etmeden , insani yöntemleri kullanarak ancak en etkili şekilde terörü ve teröristleri etkisiz duruma getirmek ana görevdir.

Halkın terörle  koruyucu  mücadelesi için hazırlıklı olması diğer alternatifdir.

Saldım çayıra Mevlam kayıra mantığının yerini  bilinçli  eğitim ve uygulamalar almalıdır.

Teroristin nereden çıkacağı belli mi?

Belki asansörde selamlaştığın bayan !!!  Belki yıllardır beraber yaşadığın komşun !!!!

İsrail yıllardır kendi yaptıkları da  dahil anarşi ile birlikte yaşıyor. Halkı zaman zaman acı yaşıyor . Ancak halkı zararı minimuma indirmek için eğitilmiş durumdalar.

Paket  görürsek ne yapacağız ? Bir yabancı gördüğümüzde  nasıl davranacağız ? İletişim kimlere yapılacak ?  İsrail vatandaşı bunu çok iyi biliyor. Çünkü tereddütün , gafletin telafisi mümkün değil.

Ben yarım yüzyılı  aşan ömrümde her asteğmen adayı gibi casusluk, karşı casusluk ve terörle ilgili  eğitimleri sadece Topçu Okulu’nda aldım. Zaman zaman bazı bilgileri günlük hayatımda kullanarak alışkanlık kazandım.

En az deprem kadar önemli terör konusunda mutlaka insanlarımı eğitmeliyiz. İster okullarda müfredat eğitimi isterse daha geniş kapsamlı olarak terör uzmanları tarafından yapılacak panel ve konferanslarla mücadeleye hazır olmalıyız.

Kararlılık şart.

Kayıtsız kalırsan sıra birgün sana veya ailenin bir ferdine gelebilir.

Olasılık nedir?

En az kanser, en az kalp krizi , en az trafik kazası kadar.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

YAŞLANDIKÇA GENÇLEŞEBİLMEK





Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir.
Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur.
İnsan,kendine olan  güveni kadar genç, kuşkusu kadar yaşlı,
Cesareti kadar genç, korkuları kadar yaşlı,
Umudu kadar kadar genç, bezginliği kadar yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.
İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.
Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe,beyni yeni birşeyler keşfettikçe, herkes gençtir.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar,oysa yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan,yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.

W.E.Gladstone

Bu sözler  benim;

En büyük gücüm ölmeden ölmemeye olan inancımdır.
Kolay pes etmem. Hayattan asla

söylemimle  tamamiyle çakışıyor. Yaşamak ve yaşlanmak arasındaki temel fark hayattan zevk almak , dolu dolu yaşamak ve günü geldiğinde arkada iz bırakmak olmalı.


Kimya biliminin dehası Lavoisier' in asıl eğitimi hukuktu.  Kendisi Paris Barosu''na kayıtlı bir avukattı. Bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları nedeniyle bütün dünyada ün kazanmıştı.

Kimya bilimini reddeden yobazları gösterip;

"Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz" dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp, giyotinle ölüme mahkum edildi.

Lavoisier  matematikçi Lagrange' i çağırdı ve ;

"kafam sepete düştüğünde gözlerime bak. Eğer iki kere göz kırparsam  insanın
kafası kesildikten sonra bir süre daha beyin düşünmeye devam etmektedir" dedi

Lavoisier' in kafası kesildi, sepete düştü ve gülerek iki kere göz kırptı.

Bunun üzerine matematikçi Lagrange şöyle dedi;

" Lavoisier' in son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir.
Ama o yobaz kafalar asırlarca karanlıkta sürünecekler, insanlığı da süründürecekler ’’

Doğruya , güzele olan inanç hiç eksilmeden devam etmeli.

Dolu dolu yaşamda bir olumsuz yan var.

Çok şey görüp bilirseniz bu seferde egolarınız fazlalaşıyor. Hele hele yaş ilerlemeye başlayınca egolar daha da artıyor.

Konumunuz ile durumunuz tam örtüşmüyor bu durum sizi mutsuz yapıyor.

Örneğin senelerin Bülent’i.

İstisna yetenek , süper ses ,karizma , tecrübe ancak gerek kendinden gerekse sektörden kaynaklı olumsuzluklar nedeniyle eskisi kadar popüler değil. Artık para kazanmak için jüri üyeliği yapıyor  gündemde yer alabilmek için abartılı ilişkiler veya etçilerin peşinde.
 Amaç belli ‘’ Ben daha ölmedim’’ diyebilmek.
Egolar yüksek.
Gerçekten güncelsen, gerçekten kaliteliysen ilerlemiş yaşına ve abartılı yaşamına rağmen ayakta kalmayı becerebilirsin.
Neticede antika olmak meziyet,  modası  geçmek ise hezimet olarak algılanabilir.
Ben tercihimi şair Celal Sahir’den yana kullanacağım.


Başımla gönlümü edemedim eş

Biri yüz yaşında biri yirmi beş

Başım dedi dinlen,gönlüm dedi koş

Başım dedi durul, gönlüm dedi çoş  !

RUHSUZ BİNALAR



İngiltere’ye son gittiğimde çok sevdiğim  arkadaşım et yemek için bir Yunan restaurantını önerdi. Adı Cutlemans olan bu et lokantısında çok zor yer bulduk. Yediğimiz T-bone dana pirzolası inanılmazdı .

Cutlemans’ ta yediğimiz etin diğerlerinden farkı neydi ?

Luciano Pavarotti ve Enrico Caruso son yüzyılın en önemli iki tenoru. İsmini sayamayacağım yüzlerce tenor var.

Bu iki tenoru diğerlerinden ayıran fark nedir?

Her semtte işkembe çorbası yapılır. Ancak işi bilenler genelde Dolapdere’ de Apik’i tercih eder.

Apik neden çok beğenilir ?

Türkiye et ülkesi. Hem Anadolu’da hem de İstanbul’da çok güzel et lokantaları var.


Çok pahalı olmasına rağmen Nusret’in kısa sürede bu kadar hızlı bağımlılık yaratmasının sırrı nedir?

Bence ürün ve hizmete ruhunuzu ortaya koyma , müşteriye bu duyguyu iletebilmektir işin sırrı.

Lezzetli bir yemek yemek için gelen müşteri ve lezzet için ruhunu ortaya koyan üretici. Bu ikilinin birbirini tam anlayabilmesi gerek.

Soğanı kestiğinizde gözünüzden yaş gelir, güçlü yapısı vardır. Peki gülmeyi sağlayan sebze ismi biliyormusunuz?

Komedi oynayan tiyatrocunun espiri yapmak için , seyircinin de espiriyi anlaması için yeterli zekası olması gerekir. Ruh son derece önemli.

Yeni devasa adliye binaları yaptık diye övünüyoruz. Gazetecileri , fikirlerini yazan aydınları içeri atıyoruz.

Spor tesisleri yaptık diyoruz Londra Olimpiyat’ından beklentimizi karşılayamadan dönüyoruz.

Her ilimize üniversite yaptık diye seviniyoruz ancak akademik kriter açısından belirlenen  ilk 500 üniversite arasına çok az kurumumuzu sokuyoruz.

Gösterişli , görkemli iş merkezleri ve şirketler kuruyoruz ancak çalışanların mutsuzluğunu engelleyip,işten ayrılmaların önüne geçemiyoruz.

Aşçı ruhunu yemeğe lezzet olarak katıyorsa , yöneticiler de samimiyetini , ruhunu katıp insanların mutluluğu için çalışmalıdırlar.

Sonuçta espiriye cevap verecek çalışan sayısı mutlaka artacaktır.

Sonuçta samimiyeti olmayan ruhsuz binalar sadece taş ve betondan ibarettir.