20 Ağustos 2012 Pazartesi

İÇGÜDÜ




Soğuk kış günlerinde ekonomi olsun diye kaloriferi biraz söndürürsünüz.  

Üşümemek için yorganı üstünüze çekersiniz  bu sefer de ayaklarınızın  dışarda kalma ihtimali vardır. İşte o zaman ayaklarınızı içeri çekme ihtiyacı olur. Ayaklarınızı karnınıza doğru çekersiniz sonra gel keyfim gel .

Vucudunuz ısınır sonra rahat bir uyku.

Yaz sıcağı ve nemin olanca hızıyla sürdüğü son günlerde böyle ılık bir duygu yaşamak güzel olsa gerek. Ayaklarımızı vucudumuza doğru çekmek bir içgüsel yaklaşım olsa gerek.  

Biraz ters duyguyu termal havuzlarda yaşıyoruz.

Bilindiği üzere Türkiye deprem ülkesi. Mağma tabakasının sıcaklığı , zayıf katmanlar ve çatlaklardan sızarak yeryüzüne daha yakın su havuzlarını ısıtır.

Isınan sular topraktaki mineralleri bünyesine alarak  çatlaklar üzerinden yeryüzüne çıkar.

Türkiye çatlakları bol olması nedeniyle termali de çoktur, depremi de.

Düşünün karlı bir kış gecesi canınız termal havuza girmek istedi. Dışarda kar var, havuzda sıcak su.

Oh ne güzel !!!

Sıcak iliklerinize kadar işler ancak bu sefer başınız dışarda kalır. Vucut sıcak , başınız soğuk .
İşte o an eliniz bir anda başınıza gider ve saçınızı, başınızı oğuşturmaya başlarsınız. Bunu yaparken farkında olmazsınız. İşlem otomatik olur yani yorganın görevini bu sefer eliniz almıştır. Hoş bir duygudur ve içgüdüsel bir harekettir.

Birde içgüdüsel olmayan , kendi insiyatifinizle hareket ettiğiniz zamanlar vardır.

Kadın taksiye biner ve hava alanına gitmek istediğini söyler.
Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önlerine çıkar.
Şoför çarpmamak için sert şekilde frene basar.
Taksi kayar  ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtulur.
Siyah arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başlar.
Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümser ve içten bir şekilde el sallar.

Kadın bütün bu olanların şokunu yaşarken, taksi şoförünün tavrına daha da şaşırır.
Merak ederek sorar  “Neden böyle davrandınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti.”
Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek “Çöp Kamyonu Kanunu” der.
Kadın “Çöp Kamyonu Kanunu?” diye sorar çünkü ne demek istendiğini anlamamıştır.

Şoför açıklar "Pek çok insan, çöp kamyonu gibidir.’’

İnsanlar içi çöp dolu torbalar gibi dolaşıyorlar. Kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını içlerinde biriktiriyorlar.
Doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben, bazen de siz olabilirsiniz.

Kişisel almayın. Sadece gülümseyin.

Onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin.

Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın.

Başarılı insanlar, çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.

Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla "size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için iyi temennilerde bulunun."

Bunu yapabilmek elinizde. Eğer isterseniz.

Bu güzel bayram gününde tüm olumsuzlukları gündeminizden çıkartmanızı dilerim.







9 Temmuz 2012 Pazartesi

HER YOL PARİS




Kapitalizm ve rekabet, yaşadığımız yüzyıla gerçekten damga vurdu.

Birçok alışveriş merkezinde binlerce çeşit malı bir arada görmek mümkündür.

Benim için nostaljik anlar yaşatan, Clarks ayakkabısı satan dükkan oldu.

Hint asıllı İngilizce öğretmenimin ayağında gördüğüm Clarks ayakkabısı  ile yıllar önce  tanıştım. Değişik tarz ve görünüşü ile bu marka  içimde hemen yer etti.

İngiltere’nin Bath şehrinde üretimi yapılan ayakkabıyı ben de almak istedim ancak o zamanın parası ile oldukça pahalıydı. Gerçi şimdi de pahalı.

Zamanla para kazanmaya başlayınca paraya kıyıp ben de satın aldım.

Ayakkabı taraklı ayaklar için uygun, üstelik hava atmak için birebirdi.

Nasrettin Hoca’nın kaftan hikayesindeki gibi artık eğitim, görgü, adamlık yerine prim yapan ayakkabım olmuştu.

Bugün artık Clarks dahil her türlü malı alışveriş merkezlerinde bulabiliyorsunuz.

Çok değil 10-15 yıl öncesine kadar  kaçakçılıkla özdeşleşmiş merkezlerimiz vardı.

Kilis, Doğubayazıt , Gaziantep, Adana Boş Boşcular Çarşısı, Doğubank en bilinenleri olmuştu.

 ‘’ Kent var Pall Mall var ‘’ o yıllarda sokak satıcılarının sigara satma sloganıydı.

İnsanlar elektronik eşya, tabak, çanak, çay almak üzere uzun mesafeler katederek bu yerlere giderler, eşyaları satın alırlar, bazen de geri dönerken jandarmaya yakalanırlardı.

Ünlü tiyatrocu Lale Oraloğlu’nun  Kilis’ten satın aldığı çay ve kahve takımları yolda Jandarma tarafından yakalanınca, hapis yatmak mecburiyetinde kalmıştı.

Devletin gözünde satan da , satın alan da kaçakcıydı .

Kilis ,Türkiye sınırları içinde olsa bile yabancıydı.

Sınırlarını kontrol edemeyen devlet ,vatandaşını  kontrol etme yöntemini uyguluyordu.

Yurtdışında çalışan veya  yurtdışına giden sporcu , gemici , pilot, hostes , TIR  söförü , Almancılar beraberinde getirdikleri kanuni limitlerle belirlenmiş olan malları satar, ticaret yaparlardı.

Bugün nargile içenlere ev sahipliği yapan Tophane’deki  Amerikan Pazarı  bu ticaretin yapıldığı merkezdi .

Amerikan Pazarı’nda dükkanı bulunan Kürt Hüseyin, Tophane Rıhtımı’na  gelen gemileri takip eder , gemicilerin evlerine giderek jean, oyuncak , tabak ,viski, sigara gibi malları satın alırdı.

Bu gemicilerden birisi de rahmetli babamdı.

İngiltere’ye lisan eğitimine giderken gerekli olan dövizi Eminönü Mısır Çarşısı’ndaki balıkçı dükkanından korka korka satın aldığımı bugün bile tuhaf bir duygu olarak hatırlıyorum.

Rahmetli Özal’ın  Paranın Değerini Koruma  Kanunu’nu devreden çıkartmasıyla  korumacılık son bulmuştu. Böylelikle dünya ile entegre olabilmenin kapıları açılmıştı.

Ancak gelin görün  İnsanlara bu Dünya’da rahat yok !!!

Parayı bulup malı bulamayanlar şimdi de malın her türlüsünü bulup, parayı bulamıyorlar.

Nasıl bulsunlar adım başı alışveriş merkezi, adım başı mağaza. O güzelim mallar durduğu yerden sizi çağırıyor ;

‘’ Gel beni al , gel beni al ‘’

Alalım , alalım da parasını kim ödeyecek ?

Vallahi artık  her şey üzerime üzerime geliyor.

Vahşi Kapitalizm onun da çözümünü bulmuş .

Malı alamayana kredi kartı , kredi kartını ödeyemeyene kredi.

Çözümsüz çözüm.

Oynatmaya az kaldı , doktorum nerede ?

Doktoru bulamazsanız , Mezarlıkçı Mahmut var . İşinin ehli.

Bir de ona sormak lazım. Kesin çözüm için ona kaç kişi başvurmuş ?

Şaka bir yana;

Siz siz olun canınızı, sağlığınızı, ailenizi, kendinizi üç beş  çul çaput için riske atmayın !

Kapitalizme karşı savaşı kaybetmeyin !

Cebinizde paranızın olmadığı günlerde bir tabak istavritin , çoban salatanın, çeyrek ekmeğin  yerini hiç birşey tutmaz.

Cebinde parası olanı hiç düşünmeyin.

Zaten ona her yol  Paris.





11 Haziran 2012 Pazartesi

HALKA RAĞMEN HALK İÇİN





Yemekte bir arkadaşım aniden soru yöneltti ;
Sezeryan ve kürtaj hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Alın size on puanlık baraj sorusu. Çok bildiğim bir konu değil.  Hazırlıksız yakalandım, cevap veremedim. Bu konuda konuşmaya kendimi yetkili saymadım.

Eğer bu bir sıkıntı ise konuşması gerekenler  kadınlar olmalı diye düşündüm.

Ortaokulda okurken Ömer Koç isimli İngilizce hocamız vardı. Kendisi avukat olmasına karşın okulda part time ders verirdi. Çok yakışıklı , şık giyinen, iyi yetişmiş bir kişiydi.

Hiç unutmuyorum ‘’Anne olmak, baba olmak gerçekten çok önemlidir . Bu duyguları yaşayan ancak anlayabilir ‘’demişti.

Baba olmayı anlayabildim . Canlıyı taşımak ve doğurmanın bir anne için ne kadar inanılmaz duygu olduğunu ancak tahmin edebilirim.
Hiç bir anne adayının isteyerek  yavrusuna zarar vermeyi  istemez diye düşünerek eve gittim.

Akşam televizyonu açtığımda ne göreyim ?

Doktoru ,avukatı, sosyoloğu, psikoloğu, kadını ,erkeği, bileni, bilmeyeni  konu hakkında yorum yapıyor. Meğer ne kadar meraklısı varmış dedim ve bende yazayım dedim.

Malum köşemizin ismi Düşünenlerin Düşüncesi olunca eksik kalmak doğru olmaz.

Herhangi konuyu  değerlendirirken genel olarak teknik ve ticari olarak bakma alışkanlığım vardır. Teknik yönü nedir ? Ticari olarak fayda yaratıyor mu?

Teknik olarak baktığımızda gerek kürtaj gerekse sezeryan günümüzde sıkça kullanılan ve  resmi ellerde daha az riskli yöntemler.

Sezeryan için aynı şeyi  söyleyemem  ancak kimse durduk yerde kürtaj olmak istemez. Mutlaka istenmeyen bir durum oluşmuştur. Ceninin yaşam özelliği taşıması , kürtajın yapılma periyodu tartışmalı bir konu o nedenle birçok dinde yasak kapsamına alınıyor. İstatistiki olarak normal doğuma göre daha az riskli.

Ticari olarak değerlendirmemizde ise ekonomik, sosyolojik, psikolojik, hukuksal konular mevcut.

Kadın doğum sancısı çekmek istemiyor. Al narkozu uyandığında çocuğun elinde.
Doktor  devamlı  servis vermek istemiyor.  Karım doğuruyor doktor koş gel !!!
Zor bir durum. Onunda evi , karısı, çocuğu ve özel hayatı var.
Her özel hastane maliyet nedeniyle  24 saat kadın doğum uzmanı bulundurmak istemiyor.
Operasyon olması nedeniyle sezeryan metodu hastaneler için daha kazançlı .
Zeynep Kamil , Haseki gibi doğum konusunda uzman devlet hastanelerimizin sayısı az, o da işin başka tarafı.
Annem doğum yaklaşırken  Haseki Hastanesi’nden kaçmış.  Ortaköy’deki evimizde  ebe yardımıyla doğmuşum. Her canlı doğumunda  risk var ancak milyarlar örneğinde olduğu gibi  normal doğumun başarılı örnekleri çok.

Sezeryanı  yasaklarsan parası olan yurtdışına gider doğurur, zaten yapıyorlar .
Kürtajı yasaklarsan kadınlar  ise merdiven altına teslim olur. Eski yıllarda yaşamıştık zararı görüldüğü için  kanun çıkmıştı, şimdi geri dönmenin anlamı yok.

Nüfus planlaması  çok önemli bir taraftan doğum oranının artması büyümeyi azaltıyor.      Diğer taraftan üremezsen orta ve uzun vadede oluşacak sosyal sorunları da düşünmek gerekir.

Nüfus artışının neredeyse sıfır olması ,yaşlanan nüfus, yavaşlayan ekonomi , sosyal destek programları  bugün Avrupa ‘da yaşanan krizin temeli olarak uzmanlar tarafından  gösteriliyor. Bu  ülkelerde göçler nedeniyle ırklar karıştı.  Çin kökenli  İngiliz, Afrika kökenli  Fransiz, Türk kökenli  Alman kulağa yabancı gelmiyor. Artık İngiltere’de Mr and Mrs Brown’larla karşılaşmak çok kolay değil.


Şimdilik biz de benzer  durum yok ancak 2030 sonrası için sorun haline gelecek deniliyor.
Büyük bir çoğunluğu  Müslüman olan Türkiye’de  göçler nedeniyle dinsel etkilerin başka yere kayması mümkündür. Ancak göçmenleri bu ülkeye kabul ettiyseniz önemli olan onların hangi dine inandıkları değil, o kişilerin ülkeye uyumu beklenir.


Yıllar önce bir doğu ilimize gitmiştim. Şimdi rahmetli olan dostum kenti gezdirirken  yeni yapılan onlarca ilkokul  gerçekten dikkatimi çekmişti.
Batı illerinde ancak özel okullarda örneği olan mükemmel binaların  hayırsever insanlarımız tarafından yapıldığını öğrendim. Bahçede yüzlerce çocuk oynuyorlardı . Güzel okullar ve eğitilmeye  hazır çocuklar işin güzel yanı  ancak bu işin bir de diğer tarafı var. Bazı çocukların abileri, babaları siyasi nedenlerle  güvenlik güçlerine ve dostumun ticaret yaptığı binaya saldırmışlardı. Hem de bunu yapanlar dostumun dostları .
Binasına taş atılan , camları kırılan dostum  yıllardır birlikte yaşamanın ,birbirini tanımanın, birbirlerini sevme ve saymanın verdiği hak ve cesaretle dostlarına haykırır.

Neden taş atıyorsunuz ? Paylaşamadığınız nedir? Siz bu şekilde çoğalırsanız zaten iktidar olur ülkeyi yönetirsiniz.

Başbakanın 3 çocuk yapın tavsiyesinin altında bu gerçekler yatabilir mi?

Kürtler , Aleviler  ,dinciler gibi çok sayıda  taraftara sahip etnik ve dinci toplulukların politikada yer almak istemeleri bu söylemin dışında değildir. Önümüzde BDP  gibi etnik politika yaparak grup oluşturan partiler var.

İster misiniz  defalarca şampiyon olduk, Avrupa’da başarılı olduk , tesisleri tamamladık, 20 milyon sıkı taraftarımız var yani başarılıyız , yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır diyen Fenerbahçe yöneticileri Fener Partisi adı altında yeni bir parti kurarak politika yapmaya çalışsınlar.

Oy alma şansı olabilir mi?

Saçmalama demeyin. Halkı boş vaat ve  hediye ile kandıran Uzan % 7-8 oy almadı mı?


Antepliler baklavası ile öğünürler, her fırsatta reklamını yaparlar.
İmam Çağdaş , Güllüoğlu  ürünleri  özellikle kilo derdi olmayanlar için  gerçekten pek hoştur.
Ustalar lezzeti  bir çok nedene bağlarlar.Yufka çok ince açılır, fıstığı özeldir,  yağı Urfa’dan  gelir, şekeri emdirilir vs.
Usta ‘’ ben yufkayı o kadar ince açıyorum ki karşıdan baktığında gazete okursun’’ diyerek gurur duyar. İyi güzel de,  ben  sonradan göurme  olarak baklavanın bütününe bakarım. Ağızda bıraktığı tad , kıtırlık benim için önemlidir.
Yufkayı  ince açma bir hünerse, Urfa yağı güzelse onu kullanmaya devam et, o senin avantajın .
Ben imalatta yufkayı görmüyorum ki .Görsem de bulanık olarak karşı tarafa bakmak istemem. Zaten gözlerim  eskisi kadar iyi görmüyor. Ben baklavayı lop diye mideye indirmeyi  bilirim. Tadı kötüyse  yağı, şekeri  yani  birşeyleri  eksiktir yada baklavanın altı kızarmadan ateşten almışsındır.

Rahmetli Erbakan hoca kadayıf konusun da uzmandı şimdiki iktidar genelde baklava üzerinde çalışıyor.

Hükümetler  genelde iyi yaptıkları işleri ön plana çıkartıyorlar. Yok  efendim sağlığı iyi yaptım, ulaşımı iyi yaptım. Bunlar  zaten olmazsa olmaz konular. Hukuku düzgün işletemiyorsan , ekonomiyi kötü idare ediyorsan, insan hakları ihlali yapıyorsan, etnik ayrımcılık yapıyorsan,fırsat eşitliği ihlali yapıyorsan , yandaşlarını kayırıyorsan   mutlaka yönetimin     için de  bir şeyler eksiktir ve  istediğin tadı bırakmaz.

Dileğimiz Türkiye’ yi idare eden ve edecek olan hükümetlerin çok başarılı olup , halka artı değerlerler katmasıdır. 

Vatandaş olarak başka ne dileğimiz olabilir ?

Eski politikacılardan  Talat Asal anılarını anlatmış:

 Yassıada'da rahmetli Menderes'in avukatlığını yaptım.  Dövüldüm, sövüldüm... Hücreye atıldım... Hapis yattım.
 31. Piyade Alayı'nda yedek subaylık yaptığım halde "askerlik yapmadın" diye nezarete alındım.  
 17 Eylül 1961'de Menderes'i astılar... Ben de 18 Eylül 1961 günü avukatlık cübbemi toprağa gömdüm.  Sayın Süleyman Demirel'in Adalet Partisi'ne Genel Başkan seçildiği kongrede (1964) divan başkanıydım.
 1961'de süngülerin arasında, milletvekili olarak Meclis'e girdim. 12 Eylül 1980'de, aynı Meclis'ten, Gençlik ve Spor Bakanı olarak silahla kovuldum.

Demokrasiyi kesintiye uğratacak bu gibi tehlikeler artık söz konusu değil. İhtilal tehditinin ortadan kaldırılması mevcut hükümetin yaptığı en önemli icraattır. Cesaretli , planlı belki de fazla planlı. Türkiye için bu korku bitmiştir yeterki  sıra bende , vesayeti ben kullanmak istiyorum diyen başkaları çıkmasın.

Benim hükümetlerden beklentim memleketin önünü açacak  büyük projeleri hayata geçirmektir. İnsan üzerinden politika yapıp teknik doğruyu ticari zarar hanesine getirmek doğru bir yöntem olmaz.  İnsanları rahatsız edecek politikaların oluşturulması olumlu olarak değerlendirilmez.


Bakalım baklavanın faturası zamlı mı olacak zamsız mı olacak bunu zaman gösterecek. 



Yaşı seksenlere yaklaşan  bir amca  doğumhanenin kapısında beklemektedir.

Doğumu gerçekleştiren doktor  etrafa şöyle bir bakındıktan sonra yaşlı adama sorar:

İçerde doğum yapan kadın yakınınız mı?

Adam   Evet,eşim.
Doktor  Ama kadın 25 yaşlarında…
Adam    Tamam işte, eşim o. Niye şaşırdınız, baba olamaz mıyım yani?
Doktor  Yoo, aklıma dedem geldi de.
Adam    Nesi varmış dedenizin?
Doktor  Kendisi av meraklısı idi. Sürekli ava çıkardı. Bir gün ava çıkacakken kendisini uyardık. Aman yapma dedeciğim, sen yaşlandın, ava gidemezsin . Kendisi israr etti ve hazırlandı .
Ne de olsa yaşlılık,  çıkarken tüfek yerine baston aldı eline. Ben de kendisiyle gittim. Ormanda bayağı yol yürüdükten sonra bir geyik gördük. Dedim ya, dedem yaşlı.  Bastonu omzuna koydu, doğrulttu ve geyiğe bastonla ateş etti. Geyik o anda vurulup yere düştü…
Adam   Olur mu, başkası vurmuştur onu.
Doktor  Ben de onu diyeceğim de, nasıl denir beceremedim işte.

Şimdi size soruyorum !!

Yaşlı adam doktorla 7-8 ay önce karşılaşsaydı şimdi kürtajı yaptıralım , yaptırmayalım diye tartışma söz konusu olur muydu ?

Lütfen kadının işini kadına bırakalım..


Halka rağmen halk için politika üretmek kadayıfı  altı kızarmadan yemeye benzer o da mideye iyi gelmez.









SIFIRDAN BAŞLAMAK




Nobel Ödüllü  Pablo Neruda'nın tavsiyelerini  ifade eden güzel bir haber okudum.

Yazar diyor ki ;

Yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler...

Yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoş görmeyi barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler alışkanlıklarına esir olanlar, her gün aynı yolu yürüyenler. Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler... Elbiselerinin rengini değiştirmeyi bile göze alamayanlar; veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler  ihtiraslardan ve mücadelenin verdiği heyecandan kaçınanlar. Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler. Hayallerini gerçekleştirmek için riske girmeyenler...

Hayatında bir defa bile mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmayanlar yavaş yavaş ölürler.

Şimdi yaşayın, hemen harekete geçin. Kendinizi yavaş yavaş ölüme teslim etmeyin.


Neruda’ya katılmamak mümkün değil.

Genelde yapamadıklarımız için pişman olduğumuzda  ah keşkeler vah keşkeler başlıyor.

O zaman  keşke dememek için değişim gerekiyor.

Anlaşamıyorsan eşinden boşan.

İşinde mutlu değilsen hiç durma işini değiştir.

Yolun çamurluysa başka yol dene.

Elektrik alamıyorsan sevgilini terk et.

Muhalefeti beğenmiyorsan sen muhalefet yapmayı dene.

Memnun değilsen birlik ol değiştir hükümeti.


Bunları yapmazsan yavaş yavaş ölürsün.

Daha büyük tehdit bunları kaybedersem yerlerine yenisini koyamam düşüncesidir.
Zorlukları yenerek yaşamak  cesaret ister.  Cesaret ise insan da fazlasıyla mevcut. Senin cesaretin yoksa  işte o zaman  zaten hiç doğmamışsın demektir.


Temel ölmüş günahı çok olduğu için Cehenneme gönderilmiş.  Kapıda  zebaniler sille tokat karşılamışlar. Durumdan memnun kalmayan Temel  ‘’ Böyle yaparsanız hiç kimse gelmez ‘’ demiş.

Şimdi size istemiyorsanız ölmekten vazgeçin  diyemiyorum . Ancak değişin, iyi insan olun Cehennem yerine Cennete gitmeyi deneyin diyebilirim.

Çekirdek bir aileyiz evde aile fertleri harici canlılara alışık değiliz. Bir akşam oğlum elinde 6 haftalık Siyam cinsi kedi yavrusu ile eve geldi. Alışık olmadığımız için acaba bakabilirmiyiz diye  önce çok tedirgin olduk, sonra alıştık. Gümüş ismini koyduğumuz kedimiz o kadar seviliyor ki kıskanmamak elde değil.

Eve kedi yavrusu , hayatımıza değişiklik geldi.

Ben değişime kediden başladım.

Malum bir yerden başlamak gerekiyor.

Ya sıfırdan yada  sıfır artıdan.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

YOLSUZ OTELLER , KOKUSUZ GÜLLER






Baharın , yaz mevsiminin  güzelliğini anlamak için doğa ile bütünleşmek gerçekten çok hoş oluyor. Mayıs ayı Emirgan parkında laleleri seyretmek insanın ruhunu aydınlatıyor.

Bu hafta ziyaret ettiğim Ayder Yaylası  doğa düşkünleri için bulunmaz bir tabiat parçası.
Dağları , ormanı , yeşili , eksik olmayan sisli günleri , halkın otantik ve sempatik yapıları görülmeye değer.

Dikkatimi çeken bir konu malesef bazı otel ve pansiyonlar  yayla üzerindeki  yeşillikler üzerine bina yapmışlar. İşin ilginç yanı inşaa edilen otellerin bazılarında yol yok. Müşteriler ellerinde bavullar, çantalarla çimen  üzerinden metrelerce yol aşarak otellere ulaşmaya çalışıyorlar.

Yolu olmayan oteller bir anlamda kokusu olmayan gülleri çağırıştırıyor.

Televizyonun ilk satışa çıkan yıllarında ünlü marka algılaması gibi bir taraf eksik kalıyor.

‘’ Schaub Lorenz – ses var, görüntü yok ’’

Şimdi o güzelim yayla mı acırsın ? Yoksa altyapısız yerleşime mi ?

Şehirlerin yapılanması birazda kültür ve demokrasi için gösterge oluyor.

Demokrasi örneklerinden biri olan Fransız devrimi yüzyıllar süren gelişimine devam ediyor. Özellikle ihtilal demedim. İhtilalleri cuntalar , devrimleri halk yapar.

Şehrin kademeli , düzgün gelişimi ile demokrasinin  gelişimi arasında  paralellik mevcut.

Demokrasi geleneği  ile ünlü Fransa’nın başkenti Paris’in, Concorde meydanından baktığınızda 3 ana yapı gelişimi temsil eder.

·         18. Yüzyılda  Kral  XV. Louis tarafından yaptırılan Concorde Meydanı krallık dönemini,
·         19. Yüzyılda  Napolyon Bonapart tarafından Şanzelize’nin bitiminde inşaa ettirilen Etoile yani  zafer takı devrimi,
·         Daha ilerisi modern  yapıları ile 21. Yüzyıl yani  geleceği temsil eder.

Yukardaki resimden anlaşılacağı üzere  şehre  kuralları bozucu dış etki  olmamış . Kimse sistemi bozmaya çalışmamış.

Paris  demokrasisi gibi planlı , sağlam gelişimine devam ediyor.

Toplumlar kendilerine referans olarak Fransız demokrasisini alırken kimse Türk demokrasisini kendimize örnek alalım diye bir talep içinde olmuyor. 

Kimse Paris’te bu dokuyu bozayım niyeti içinde değil. Eski yapıları  yıkıp  alana gökdelen dikeyim ,rant sağlayayım demiyorlar. Burada etken olan halkın demokrasi inancı ve gelenekselliği koruma için etkin kurallar. İnsanlar hakka hukuka saygılı.

Bir yanlış görürse önce  onlar karşı çıkıyorlar.

Bu nedenle Paris akordiyonları, chansonları, barları ,karizmatik insanları en önemlisi demokrasisi ile rüyalar şehri.

Bu rant anlayışından millet olarak canımız çok yandı ve yanmaya devam ediyor.

Sayın Başbakan 28  Şubat dönemi sonrasında yapılan devalüasyonla  1 günde daha da zengin olan iş adamlarını  işaret ederek hesap soracağını ima ediyor. Bugüne kadar gündeme getirilmemesi zaten eksikliktir bu nedenle hesap sorulmasında büyük yarar olacaktır.

Yanlış  yapanın yanına hiçbir şey  kar kalmamalı. Ülkenin kıt imkanlarını tüketmeye çalışanlar en ağır cezaları almalıdırlar.

Anlamadığım konu  Cumhuriyet savcıları  neden önceden düşünüp harekete geçmezler ? İllaki siyasiler mi yolu açmalı ? O zaman kuvvetler ayrılığı , adalet ülküsü nerede kalıyor ?

İnşallah  rantcılık , yandaşlık , ayrımcılık , suistimal ortadan kalkmıştır . Eğer hala varsa sonraki nesiller yıllar sonra bunun hesabını  sorar. Tıpkı bugün eskilere  sorulduğu ve sorulacağı  gibi.

Aslında bizden de güzel örnekler var. Anadolu’da en modern şehircilik yapısına sahip ilimiz hangisidir diye sorarsanız bilenler hemen Konya ismini verir.

Etli ekmeği ve Konya Kebabı gibi müthiş yemekleri ile  karınları doyuran , Bedia Akartürk ve Kemal Koldaş gibi halk müziğini Konya gırtlağı ile okuyan solistleri ile ruhumuza renk katan Konya, şehircilik uygulamaları ile örnek olmuştur.

1960 Sonrası dönemin Adalet Parti’li belediye başkanı  Ahmet Hilmi Nalçacı bir ilk gerçekleştirerek Hava Kuvvetlerinden 1/50.000 ölçekli planı almış ve bunu İller Bankası’ndan proje destekli kredi almaya götürmüştür.  Kentin gelişimi göz önüne alınarak eski Konya’ya ilave 3 yeni gelişim alanı belirlenmiş ve büyüme tüm alt yapısı bitirilmiş şekilde bu alanlarda olmuştur. Plansız olarak kimse sonradan çivi çakamamıştır.

İşin önemli tarafı  proje sahibi ekip  gelişim alanlarını bilmelerine rağmen aralarında yemin ederek gerek kendileri gerekse yakın akrabalarının arazi almasını önlemişlerdir.

Merak eden Konya’ya gider,kenti  ve hizmet veren ismin önemini  Nalçacı Caddesi’nde görür.

Doğru hizmet veriyorsanız yıllar, asırlar sonrası bile hayırla anılıyorsunuz.

Gözlerinizi kapayıp hayal edin !!!

Ülkenizde sevilen , takdir edilen bir politikacısınız ancak çoğu politikaci gibi lider sultası altındasınız. Kendinizi iyi yetiştirmişiniz , millete hizmet için kendinizi yeterli buluyorsunuz ancak imkan bulamıyorsunuz.

Tatil için gemiye binip Okyanus’a giderken gemi batıyor ve ıssız adaya çıkıyorsunuz. Günleriniz temel ihtiyaçlarınızı karşılamak için geçiyor. Sonunda adadaki ilkel insanlarla karşılaşıyorsunuz. Uzman bir kişi olarak onların size, sizin de onlara ihtiyacınız var. Lider olarak sizi seçiyorlar.
Artık yapamadıklarınızı gerçekleştirmek zamanı gelmiştir.

Nasıl bir dünya kurarsınız ?

Adalet ,demokrasi, laiklik, eşitlik  gibi temel kavramları eğitim, sağlık gibi hizmet konuları ile bütünleştirmek . İşte o zaman hiç bitmeyecek bir sevgi içinde olursunuz.

Devletin dini , devletin eğitimi , devletin hukuku diye israr ederseniz işiniz zor olur.

Herkes bildiği işi kuvvetler ayrılığı prensiplerine göre yapmalı . Aksi halde her işe maydanoz olursunuz ki bazılarına maydanoz alerji yapar. Bunu da istemeyiz değil mi ?

CEO  lar arasında araştırma yapmışlar. Hangi CEO lar başarılı ? İki neden ön plana çıkmış.

·         Devamlı olumlu düşünmek.
·         Kendine ,çalışanlarına, şirketine ,ailene,memleketine katma değer yaratmak, fayda sağlamak.

Öz eleştiri yaparak kendimizin, yöneticilerimizin , politikacılarımızın  tekrar kendilerini değerlendirmesinde  yarar olacaktır. Kendime bu gözle baktığımda yapacak çok şeyin olduğunu anlıyorum.

Temel bir tarikata girmek için başvurmuş. Şeyhin karşısına çıkarmışlar. Şeyh Temel'e:

Olur, ama 3 hafta karınla yatmayacaksın demiş.
Aradan üç hafta geçmiş ve Temel şeyhin önüne tekrar gelmiş. Şeyh sormuş:

Temel tamam mı?  Sabredebildin mi?

Valla, ilk hafta hiç problem yoktu. İkinci hafta sabrım çok zorlandı ama dayandım.
Üçüncü hafta, markete alışverişe gittiğimizde benim karı üst raflardan bir iki paket almaya çalışıyordu. Hatunun bacakları gözükünce içim gitti. Daha sonra paketler yere düştü. Benim karı da paketleri almak için eğilince dayanamadım.

Şeyh:   Aaaa olmadı simdi. Biz seni tarikata alamayız.

Temel:  Boşver  tarikatı hacı.. Bizi artik markete de almıyorlar...

Bizi de malesef yapmamız gerekenleri tam yapmadığımız ya da kastı aştığımız  için Avrupa birliğine almıyorlar.

Fadime ile Temel lunaparka giderler. Fadime dönen salıncaklara binmek ister ama
Temel 'olmaz Fadime,  donun gözükür' diyerek  karşı çıkar.

Salıncağa çok binmeyi isteyen Fadime, Temel arkasını dönüp başka birşeyle  ilgilendiği anda  gizli  olarak  salıncağa biner.

Temel  Fadimeyi salıncağa binmiş olarak görünce bağırır :

'Fadime niye pindun donun közükçek '

Fadime cevap verir  ‘’ Merak etme çıkarttım. ‘’

Bizde gelişmelere hazırız. Artık niyetinize kalmış.


Kendini böcek olarak  kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler.
 
                                                                                                       F.Schiller