28 Mayıs 2012 Pazartesi

FEDAKAR






Kendimi bildim bileli  gelenekleri olan toplumlara saygım vardır.

Horon için en küçük bir fırsatı kaçırmayan Lazlar.
Atabarını en küçügüne kadar oynayan Erzurum’lular.
Her daim misket için hazır olan Ankara’lılar. Ne güzel örnektir...

Dayılarım Zeybek oyununu iyi bilip sanatsal gösterileri yaparlardı. Üzüntüm bu güzel görüntülerden nasibimi almayışımdır. Ne büyük eksiklik...

Keşke gençliğimde öğrenseydim, bu gelenekselliği yaşayıp çocuklarıma da öğretseydim  diyorum. Bazı şeyler gençken oluyor, artık çok geç kaldım.

Malesef eski yaşananların bir çoğu geleceğe taşınmıyor. Örneğin  üniversite yıllarında sıkça gittiğimiz İngiliz Konsolosluğu’nun karşısındaki  Panayot’un yeri gençlik yıllarımızda farklı  deneyimler  yaşamamıza neden olmuştur. Parası az  akşamcıların gittiği şarapçıydı. Tahta taburelerde oturulur, büyük şarap fıçılarındaki musluktan isteğiniz kadar şarap şişelere konur ve servis yapılırdı.  Şarabın yanında meze olarak sadece haşlanmış patates ve yumurta olurdu.Tam öğrenci işi, ekonomik ve gizemli.
Her türlü insanı bu şarapçıda görmek ,konuşmak  ve tecrube kazanmak mümkün olurdu.
Şimdi  Panayot’un  yerinde lüks şarap evleri var.

Çiçek pasajının hemen yanındaki  Krapen Pasajı aslında çok fazla kişinin bilmediği ilginç bir yerdi .Özellikle öğle vakitlerinde gidilir, ufak sahanlarda  hamsi buğulama yenirdi. Ellerinde içki dolu tombalacılar devamlı gezer, şansını denemek isteyenlere yardımcı olurdu. Pasajın berberi müşterilerin saçını sakalını keserdi. Mezeler Rum usulu küçücük tabaklarda servis edilirdi.
Artık Krapen de yok.

Kendisi  Adana’lı soyismi İstanbullu olan İsmail’in yeri Kirvem Ocakbaşı  gerek arkadaşlarımızı gerekse müşterilerimizi götürdüğümüz salaş ancak nefis bir kebapcıydı.
Bıldırcını ,külbastısı, Beytisi, Adanası   soğan közü ve şalgamı pek hoştu.
Haftaiçi  genelde boş olan üst kattaki ufak odayı kapatır,  müzikli ve dansözlü geceler düzenlenirdi. Tahminlerin ötesinde saygın bir ortamda  yapılırdı bu geceler. Buz katılmış rakı bardağına  yapılan sağ kol hareketi ve masa üstü ritimli danslar gece boyunca devam ederdi.  Katılımcılar yemeklerin güzelliği , müziğin ve dansın büyüsünden evlerine dönmek istemezlerdi.
Bugün Kirvem çalışmasına devam ediyor ancak artık İsmail  İstanbullu yok. Allah rahmet eylesin.

Beyoğlu’nu  Beyoğlu yapan o güzelim sinemalar da artık yok. Çoğu iş merkezi oldu. Aileler için sinemaya gitmek ayrı bir keyifti.

Paramızın az ancak  keyfimizin çok olduğu özel yıllardı.

15 Mayıs 2012 Salı günü eşimle  20. Yıl  evlilik yıldönümümü kutladık. Hatıralarımızı tazelemek amacıyla  evlendiğimiz nikah dairesine gidelim dedik ve soluğu Beyoğlu evlendirme dairesinde aldık. Çok fazla değişiklik yok. Arkası fiyonk kurdaleli koltuklar ve yüksek podyumlu nikah masası.

Orta yaşı  çoktan geçmiş çiftten resim çekmelerini rica ettik. Çocuklarını evlendireceklermiş heyecan içindeler. Malum gençlerin uzun süreli evli kalabilmeleri artık çok kolay değil. Evliliği zorlaştıran  birçok neden var.

·         Maddi sorunlar
·         Sağlık nedenleri
·         Ailevi nedenler
·         Eski arkadaşlar
·         Eski yaşam özlemi vs.

Şimdi belki  biraz daha paramız var ancak  herkes herşeyi görüp, sahip olmak istiyor . Dengeli bir bütçe oluşturmak kolay olmuyor. Evlilik hergün biraz daha zorlaşıyor.

Paramız var ancak mutsuzuz.

İşin özeti ,  insanların kanını sömürmek için var olan Kapitalizime yem olmamak için olanca gücümüzle çalışıyoruz.

Eşler dünden daha fazla fedakar olmak zorunda. İsminden anlaşılacağı üzere fedakar olmak bir şeyleri feda etmek ve sonuçta kar anlamına geliyor.

İşimiz varsa eve götürecek aşımız oluyor. Aşımız varsa eşinizde size saygı gösteriyor.
Paran olmazsa malesef bir çok çiftin evliliği uzun sürmüyor.

Uzun süreli birliktelik için kararlılık çok önemli etken.

Babam iş nedeniyle sık sık  ziyaret ettiği İsrail’i anlatırdı. Nazi mezalimi yaşamış  Yahudilerin gösterdiği birliktelik ve  kararlılığa şahit olmuş. Yahudiler  çölden yeşilliklere , portakal bahçelerine uzanan bir ülke yaratmışlar.

Bugün bölgede etkili olan bir ülke haline geldiler. Beğenelim, beğenmeyelim gerçek bu.

Her evlilik bu kadar güçlü değil. Bizim evliliğimiz 20 yıl sürdüğü için kendimizi kararlı, niyetli ve şanslı hissediyorum.

Temel’e  sormuşlar:

 Kaç senedir evlisin ?
 30 sene.
 Evlilik durumunuz nasıl ?
 İlişikimiz yok, elektrik alamayrum.
 Peki ne yapıyorsunuz ?
 Kaçak elektrik kullanayrum.


Allah kimseyi doğru yoldan ayırmasın ve kaçak elektrik kullanmayı nasip etmesin.



  

.



24 Nisan 2012 Salı

OLAN MUZLARA OLDU





Ne güzeldir muz ağaçları . Muzun tadı ne güzeldir. Hele hele muz tarlalarının görünüşüne doyum olmaz.

Rahmetli Özal’ın rekabete örnek gösterdiği Çikita muzlar belki ucuz satılıyor, belki daha doyurucu ancak bizim yerli muzların tadına doyum olmuyor.

Muzlarımız  genelde Anamur, Alanya, Gazipaşa bölgesinde yetişir. Muz sıcaklık , nem ve uygun yamaç  istediği için bu bölgeler istenilen yerler olmuş.

Yıllar önce Mersin’den Antalya’ya araba ile gitmek gafletinde bulunmuştum. Üçyüzden fazla virajı olan bu yol doğal güzellikleri müthiş olsa da beni canımdan bezdirmişti.

Gazipaşa’ya geldiğimde nefis bir manzara ile karşılaşmıştım. Önümde boylu boyunca  denize kadar uzanan vadideki müthiş muz bahçeleri görüntüsü.
Bu görüntüde beni üzen bir şey vardı. Muz ağaçı denizinde tam ortada bir boşluk ve içinde fazla büyük olmayan otel inşaatı. Demek ki yıllar içinde bu bölgede muz bahçeleri gidecek yerine oteller gelecekti . Öyle de olmuş.

Geçenlerde ziyaret ettiğim bölgeye  abartısız yüzlerce 5 yıldızlı otel yapılmış. Bölge bütünüyle turizm odaklı olmuş. Genelde sahil ayrılmış ve oteller içerde kalmış.  Sahiller halka açık, gayet iyi olmuş.

Kargıcak’ ta SİT  alanına inşaa edilmiş şahin tepesi gibi  bir otel gösterdiler.  Rivayete göre otel başka birisinin üzerinde görünüyormuş  ancak gerçek sahibinin  çok da eski olmayan  bir içişleri bakanı olduğu söyleniyor .  

Ben bölge halkının yalancısıyım.  Onlar öyle söylüyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz dedik , bizde yazdık.

Normal insanlar beyinlerinin % 10 ‘ nunu kullanıyorlar.  Bazıları  herhalde daha fazlasını kullanıyorlar veya öyle sanıyorlar . Bu siyasetcimiz de kendini çok akıllı zannedenlerden.

Genelde ucuz adama pahalı iş, pahalı adama ucuz iş yaptırılmaz. Ucuz adamlar  gücünü kullanıp kendine menfaat sağlamaya çalışıyorlar.

Bize olsa baraka inşa ettirmezler, adamlar  SIT  alanına otel yapıyorlar . Keser döner sap döner birgün yanlış yapan  hesabı öder. Bu süreçten kaçmak yok,  onun için çok akıllı olmak bazen tutmuyor.


Bu memlekette  12 Mart ,12 Eylül , 28 Şubat süreçleri yaşandı. Yıllar sonra dosyalar açılıyor, hatalı uygulama varsa hesabı soruluyor. Demokrasiye olan saygı nedeniyle çoğunluk tarafından destekleniyor. Ancak kastı aşmamak, askerin itibarı ile fazla oynamamak gerekir. 


Önemli olan demokrasiye müdahale edenlere gösterilen takibin , şahsi menfaatleri için kanun ,hak , hukuk tanımayan  vesayeti elinde tutan bazı siyasilere de yapılmasıdır.

Dürüst, hiç suç işlememiş, vergisini muntazam ödeyen, trafik kuralları dahil her türlü kanun ve kurala uyan bir çok vatandaşımız var.

Bazıları ise  hırsızlık, kanunsuzluk, uğursuzluk peşinde. Ormanları yakıp ev yaptılar, gecekondu yapıp yıllar sonra müteahitlere satıp zengin oldular. Yeşil kart alıp ilaçları sattılar, elektrik paralarını ödemediler ama elektrik kullanımına devam ettiler. Bunlar medeni toplumlar için örnek oluşturmamalı.

Temelin çok güzel bir karısı varmış .
Köydeki bütün erkekler karısını görünce iç çekerlermiş.
Bir süre sonra kadın köydeki erkeklerle beraber olmaya başlamış.
Evin önünde uzun kuyruklar oluşmuş.
Bunu goren Temelin arkadaşı Dursun dayanamamış.
‘’Ula Temel karının neler yaptığını görmüyor musun? Bu kadını neden boşamıyorsun. ?’’
Temel sinirli bir şekilde cevap vermis.
‘’Ula kariyi boşayayım da diğerleri gibi kuyruğa mı  gireyim? ‘’

Sakın malı kaptırıp sonra tekrar sahiplenmek için bir gayret içine girmeyelim.

Halkın ormanına, arazisine nasıl el koyuyorlar ?  Sivil Toplum Kuruluşları neden ses çıkartmıyorlar ? Bu arazilerde vatandaş olarak benim, çocuklarımın  hakkı yok mu?   Ben neredeyim?


Bizde mi yanlış yapalım ?  Yanlış yapmak için kuyruğa mı girelim ? Doğruyu yapanları niye yanlış yapmaya zorluyoruz ?


Temel  Vatikan’da gezerken upuzun bir kuyruk görür.
‘’Nedir bu kuyruk..? ‘’ diye sorar
Vatikan kilisesi tarafından cennetin  1000 $’dan parça parça satıldığı , parayı   verenin de Cennet’ten bir parça satın alabildiğini öğrenir.
Kuyruğu takip edip kiliseye ulaşır, kapıdaki görevlilere
‘’Ben cehennemi satın almak istiyorum’’.. der.
‘’Olmaz burada cehennem satışımız yok.  Cennet’ten bir parça almak
 istiyorsan sıraya girmelisin.’’  derler.
Temel Cehennemi  satın  almak için kararlıdır ve ısrarını sürdürür.
Temeli ikna edemeyen görevliler, durumu Papa'ya anlatırlar. Papa gülerek;
 ‘’Gidin sorun bakalım Cehennem’in tümüne   ne kadar veriyormuş bu akılsız  adam.’’
Kapıya inip Temele sorarlar;
 ‘’10.000 $ veririm’’
 Papa Temeli içeri çağırtır, hazırlattığı evrağı da Temele imzalatıp 10.000 $ da aldıktan sonra arkasından gülerek uğurlar.
 Dışarı çıkan Temel, kapıda günlerdir cennetten bir parça satın almak için bekleyen binlerce kişiye elindeki belgeyi gösterip;

"Eyyyy uşaklar ,  Cehennem‘ in tümünü ben satın aldım . Artık Cennet için  uğraşmanıza gerek kalmadı. Dağılabilirsin....."

sonra ne oldu dersiniz...
Cennet satışları sıfırlanan Papa ve ekibi 10.000 $’ a sattığı Cehennem’i  Temelden geri alabilmek için hala pazarlık etmekte. Son durum..

Temel 10 milyon $ ‘da ısrarcı...:

Bu fıkra da benden size armağan olsun.

Temel nişanlisi Fadime ile fındık tarlalarını geziyormuş. 'Bak Fadime' demiş,

‘’Bütün bu tarlalar benim. Ancak  bir tanecik  fındık koparırsan, seni hemen  oraya yatırırım ona gore.’’

Bunu duyan Fadime' nin gözleri parlamış. Hemen koşup bir tane findık kopartmış.
Temel sözünün eri ya, Fadimeyi fındık ağacının altına yatırmış.
Bu cezadan memnun kalan Fadime, üstünü başını toparlayıp, ayağa kalkar kalkmaz bir fındık daha kopartmış.
Temel bir kez daha .... Bir fındık daha.....
Temel beşinci fındıktan sonra perişan ayağa kalkmış, bitkin bir halde Fadimeye dönüp eliyle tarlaları gostererek ;

‘’ Buradan sonrası artık Fiskobirlik’in.’’

Beyler lütfen insaf edin. Şimdiye kadar  yeteri kadar yediniz, içtiniz.
Bırakın biraz da bolluk bereketten yararlanma seçiminizi halktan yana kullanın.

Alanya dönüş yolunda o güzel muzlardan ben de tadayım dedim.
Akşam çok içmisiz ondan mı ? Yoksa bu yaşadıklarımızdan mı  bilmem , ağzımızın tadı biraz kaçmış.  Satıcıya eski lezzeti bulamadığımı söyledim.

Satıcı  ‘’ Doğrudur, oteller için ağaçlar kesilince  muz bahçeleri biraz içerlere kaldı.
O nedenle sanıyorum  muzlar yerini beğenmemiş olabilirler ’’ dedi.

Anlaşılan bizler gibi muzların da bu olanlardan tadı kaçmış.



.








FAKİR ÜLKENİN ZENGİN ÇOCUKLARI




Geçenlerde benim de bulunduğum bir toplantıya eski genel müdürümüz, abimiz, ustamız  Macit Akman konuşmacı olarak katıldı. Genç yöneticileri aydınlatan bir konuşma yaparak geçmişle gelecek arasında köprü kurdu.

Macit beyin konuşması bir başka  büyüğümüzün yorumunu aklıma getirdi. Değiştirmeden iletiyorum;


Çalışan her insan birgün köşesine çekilecektir. Gençlerimiz, önlerinde bulunan yaşlı yöneticileri, kendileri için "engel" olarak degil "rehber" olarak görmelidirler.

Bunun içindir ki,üretken olma heyecanlarını  ve verimliliklerini kaybetmemiş  olan ileri yaştaki yöneticilerden daima yararlanma çareleri aranmalıdir.

Gençlere şöyle seslenmek istiyorum !

Bizim " yaşlı kuşagımız, milletimizin mayasıdır ! ‘’  Kültürümüzü, san'atımızı,  siyasal ufkumuzu,  iş dünyamızı ve toplumsal  hayatımızı  gelistirmek ve güzellestirmek istiyorsanız  bu  mayadan yararlanmak zorundasınız .

" Ustalarınıza  sahip olunuz.’’

CAN KIRAÇ

Gerçekten güzel bir yorum.  Kimbilir faydalanılması gereken daha kimler var ?


Bu toplantıda dostlarım neden daha sık yazmadığımı sordular. Yazılarımı okudukları ve beğendikleri anlaşılıyor. Bunun da beni memnun etmesi gerekirken o memnuniyeti kendime göremiyorum.
Malum artık digital fotoğraf elde etmek çok kolay. Cep telefonunun ilgili bölümüne bas , download et tamam. Bunu yapmak kolay da , resimlerimde gördüğüm asık suratıma  ne demeli ? Bu da benim mutsuzluğumun dışa vurumu. Kendimizi mutlu etmek zor.

Aslında bir çok bahanem var. Hangisini sayayım ?
Önce sağlık diyoruz. Yakınlarımızın ve benim sağlığıma dikkat etmemiz gerektiğine inanıyoruz.
Benim biraz , biraz da değil fazla miktarda kilo sorunum  var .
Gerçi anne tarafından Ege’liyiz, yüzümüz genç gözüküyor bu bizi yanıltmasın. Şişmanlık yüzü biraz geriyor o kadar.
Aslında geçen yıl HEDEF 99 diyerek olması gerekeni ortaya  koymuştum ama ulaşamadım . Tamamıyle kendi iradesizliğim.
Askerliği topçu olarak yaptığım için hedef düzeltmeyi  bilirim. Sütre gerisinden deneme atışı yap . Sonra farkı gör, düzelt ve hedefe odaklan . Booom işte budur.

Demek ki hedefi vuramamaktan değil, vazgeçmekten korkmalıyız.

Yılmayacağız. Ölmeden Ölmeyeceğiz.

Panik yapmayalım,  yolu bulmak için tepeye çıkalım. Vizyoner ve metodolojik bakmayı bilelim.

Buluştuğum lise arkadaşım 50 yaşın üstünde olmasına rağmen gayet formdaydı . Nasıl yaptığını  sordum. Emekli oldum ,bekarım, geçici kız arkadaşlarım oluyor, yılda 2-3 kere yurtdışına gidiyorum, sitemin havuzunda 5 gün spor yapıp yüzüyorum, hürüm, mutluyum . Demek ki bu da sağlık için bir reçete.

Zorluk az ,stres az .

Sadettin Kaynak eseri gibi bahar serinliği veriyor.

Ne dert kalır ne hüzün bir sudur akar zaman.

Peki koca koca şirketlerin  sağlam adımlarla ayakta kalmak için yaptığı stratejik plan örneklerini biz neden kendimiz için yapmıyoruz ?

GAP Analizi,

Hayattan ne bekliyoruz ? Şimdi neredeyiz ?

SWOT Analizi,

Mutlu olmak için güçlü yönleriniz , zayıf yönleriniz nelerdir ?   Mutsuz olursanız riskleriniz ne olur?  Mutluluk için fırsatlarınızı görebiliyor musunuz ?

KISS  Diyagramı,

Mutlu olmak istiyorsunuz , bu kararı güçlü bir karar olarak aldınız o zaman
·         Neleri yapmaya devam edeceksiniz  (K)
·         Neleri geliştireceksiniz                     (I)
·         Neleri artık yapmayacaksız              (S)
·         Neleri yapmaya başlayacaksınız.      (S)

İşte bu metotları doğru yapmak hayatta başarı ve mutluluğu beraberinde getiriyor.


Arkadaşlarımdan birisi  iyi eğitim almış,  ancak iş hayatın da  başarılı olamamış.
Çok zeki çocukları var ama onlar da okumuyorlar.
Çok güzel bir eşi var ama mutluluğu yakalayamamış.
Bir çok yeteneği var ancak  tamamına erdiremiyor.
Parası var ancak sağlığı bozuk ,harcamayı beceremiyor.

Demek ki iyi eğitim, yetenek, istemek mutluluk için yeterli olmuyor.

Bu arkadaşım kendine KISS  yapmasın mı ?

Şimdi kendimize bakalım . Kilo vermek mi zor ? Kilo almamak mı ?

Benim de KISS e ihtiyacım var.

Zengin yemek menülerinde açlığı yaşamak veya açlık ülkesinde semirmek her ikisi de mümkün. Önemli olan ne yapacağına karar vermek.

Bazı ülkeler var zengin ama  bazı kişileri fakir.
Bazı ülkeler var fakir ama bazı kişiler zengin.

Hayatım boyunca merak ettim, hangisi iyidir ?

Bakın imajlar nasıl oturmuş.

Ecevit  namuslu, dürüst ancak memleket yokluk içinde.
Memurun işini bildiği, ihale sahiplerin belli olduğu Özal’ın orta direk ülkesi.

Hangisinde yaşamak isterim ? Bu soruyu hep kendime sordum.

Dürüst olmak gerekirse Özal ülkesi bana daha yakın geliyor. En azından birşeyler üretmek.

Rahatı, konforu görünce kimse fakirliği aklına getirmiyor. Kimse fakirliğe dönmeyi  istemiyor.


Temel ile Cemal  farkında olmadan kadın zannederek eve  iki dönme getirmişler. Yatmadan önce dönmeler ;

‘’Söylemedi demeyin biz dönmeyiz.’’
 Temel;
 ‘’ Ha pura bizimdir, istediğunuz kadar kalapilursunuz da ! ’’

Görüyorsunuz bizim uşaklar dönmeyi aklına getirmiyor.

Ben dönmeyi istiyorum ama aklınıza geleni değil. Eski sporcu günlerime , kilosuz sağlıklı günlerime.
Ancak bazıları malesef hayal oldu.Halbuki bir zamanlar ne güzel yerdik . En sevdiğim yiyecek,içecekler ;

·         Arnavut ciğeri
·         Bira
·         Turşu 

Artık bunları yiyemiyorum . Hepsi sağlığıma dokunuyor. Örneğin ne zaman turşu yesem , üzerine bol su içip şişiyoruz . Tuz fiziksel dengemizi bozuyor.  Tuz her  yediğin yemekte doğal olarak var . Öyleyse tuzu, turşuyu keseceksin .

Son yıllarda kitap hatta gazete okumuyorum.
İnancıma göre eğer normal akıl sahibi kişiysen ve de yeterli tecrüben varsa artık fikri üretim yapabilir, katma değer yaratabilirsin. Dışardan kimsenin sana bilgi enjekte etmesine ihtiyacın olmamalı.

Ben okumak yerine yaşamayı tercih ediyorum. Daha kalıcı oluyor. Beni etkileyebilecek dışardan gelecek bilgi bombardımanına izin vermiyorum. Tuzlu  yememek gibi bir şey bu. Bir şeyler üretebiliyorsam, insanlar beni izliyorsa demek ki kendime göre haklıyım.
Bu arada düzenli kitap okuyucularını  ayırıyorum. Onlara sözüm yok , saygım var .
Belki de benim okuma alışkanlığım yok diye kıskanıyorum.

Ama olsun bu yol benim yolum. Sonucuna razıyım.


Hayatında bir değişiklik yapacaksan önce kafanda bitirip , kararlı olacaksın.

Unutmayın,

Taş devri taşlar bittiği için değil ,  kafalar değiştiği için bitti ...





19 Mart 2012 Pazartesi

BELKİ YARIN, BELKİ YARINDAN DA YAKIN







Geçenlerde benden  oldukça genç bir arkadaşımla konuşuyorduk. Laf arasında size imreniyorum ne güzel yıllar yaşamışsınız dedi. Ben bu dünyaya geç gelmişim keşke 30 yıl önce doğsaydım, yaşadığım hayat beni çok mutlu etmiyor diye devam etti.

Gerçekten eski zamanlar daha mı güzeldi ?  İsterseniz eski yıllara kısa bir göz atalım.

Sıkıyönetim var, sokağa çıkamazsın. Sokağa çıkarsan geri gelebilirmisin belli değil.
Liseler,Üniversiteler bir gün açık bir hafta kapalı.  Karşıt görüşlü yakın arkadaşın, akrabanın  sana düşman olma olasılığı var. Her an kör bir kurşuna hedef olabilirsin.
Benzin yok , gaz yok , yağ yok , tüpgaz yok. Kuyruk var
Her gece  elektrik düzenli olarak kesilir. Gaz lambasında ders çalışırsın.
Yerli sigara kalitesiz. Yabancı sigara yok , jean yok , viski yok . Hepsi kaçak geliyor.
Kız arkadaş bulmak çok zor, aileler tutucu. Sen de genelde utangaçsın ,kendine güvensizlik diz boyu.
Hasta olursan sabaha kadar muayene sırası almak  için hastahane  nöbeti tutacaksın.
Polisin eline düşersen yandın. Şubeden çıkamayabilirsin. Garantisi yok.
Devletin diğer kurumları farklı mı ? Rüşvet vermeden ehliyet alacaksın , kurumlardan iş isteyeceksin  bir günde iş bitireceksin !!! 
Geçiniz  hayal bunlar.

Bugün git yarın gel.

İmrenilen, yaşamak istenilen hayat bu mudur ?

Hayır dostlar  istenilen hayat bu olamaz.

Ancak arz olmadığı için talep de otomatik olarak ortadan kalkıyor. İstediğin kadar talep et bulamayacaksın ki !!!!  Cebinde paran olsa dahi istediğin şeyleri yapamayacaksın.

İnsanlar az şey bekleyip azla yetinince yiyeceği  bir tabak hamsinin, istavritin tadına daha fazla varır, hayattan tat alırlardı.

İşte temel fark bu. Beklentilerin karşılanması.

Şimdilerde herşey bol ama alamıyorsun.

Kadın erkek ilişkisi artık çok rahat.
Her çeşit elektronik cihaz  piyasada bol miktarda var.
Araba almak için çalışmak, dolayısı ile önce iş bulmak gerekiyor. Arabayı aldın bu sefer benzin ister.
Kira için para ister.
Genişleyen sosyal hayat için para gerekir. Malum biraz da kızlara hava atacaksın.
Üniversiteye gideceksen iyisini kazanmak kolay değil. Özel Üniversite için para gerekiyor.
Lisan öğreneceksen kursa git, yurtdışına git sonuçta o da ücretsiz değil.
Artık her yerde özel hastahaneler var. Devlete gitmek zor olur diyorsan o alternatif de  senin için mevcut ama para ister.
İş için , aşk için arkadaşlarınla mesajlaşman şart onun için de para gerekir.
Votka da var, cin de var,viski de var, sigara da bol. Ama kimseye ücretsiz  vermiyorlar.

Arz var, teorik istek var ancak satın almak hiç kolay değil . Pratikte talep oluşmuyor.

Talip olmak, malik olmak anlamına gelmiyor. Para olmayınca bu yazdıklarımızın  çoğu yapılamıyor.

Malesef kedinin ciğere baktığı gibi bakıyorsun.

Sahip olamamak  insanlarımızda mutsuzluk oluşturuyor. Özellikle gençlerde psikolojik travma yaşatıyor.

Beklentiyi oluşturmak önemli ancak beklentiyi de bir şekilde karşılamak gerekiyor.

Bazı insanlar günde 5-6 saat telefonla konuşuyorlar. Bizim telefon hikayemiz bile farklıdır.

Manyetolu olanları askerde gördüm ancak  kullanmadım.

PTT’ nin telefonları mahalle ve köylerde  ancak bir tane bulunurdu.Yanında kumbarası olur, konuşmak için kutuya jeton veya para atılırdı. Telefon etmek için sıraya giren insanları görmek çok doğaldı. 

Bizim mahallenin telefonu  muhtarın odasındaydı. Yaşı çoktan sekseni geçmiş İrfan dedemiz paraları toplardı. İlerlemiş yaşına rağmen aktif halini koruyan, sempatik , bilgili , hoş bir insandı. Ömrünün son yıllarında muhtarın yanında çalışmaya başlamıştı. Çok güzel Fransızca konuşur bizde kendisini bıkmadan dinlerdik. Malum o devirde lisan bilir insan sayısı çok azdı.
İrfan dede Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’u işgal eden Fransız kuvvetlerine çay hizmeti vermiş, bu sayede iyi derecede  Fransızca öğrenmişti. Allah rahmet eylesin, güzel insandı.

Bir süre sonra telefonlar evlere dağıtılmaya başlandı.  Ancak bu sefer de şehirler arası görüşme yapılamazdı . Görüşeceksen santrala yazdıracaksın.

·         Normal
·         Acil
·         Yıldırım

Askerlik yıllarında kullandığımız telefon da santral aracılığıyla bağlantı kurulurdu.Yazdır ve bekle artık ne zaman konuşursan .

Zaten haftada boş bir günün var onuda telefon beklemekle geçirirsin. Olur mu böyle şey demeyin, oluyordu. Eğer ailenle, sevgilinle görüşmeyi becerebilirsen dünyanın en mutlu kişisi olurdun.

Doksanlı yılların başında  Amerika'dan diğer ülkeleri ancak santral vasıtası ile arıyabiliyordun. Nedenini hala çözebilmiş değilim.

İngiltere’de meşhur  kırmızı telefon kulübeleri vardı. Parayı koyarsın İstanbul’daki aileni ararsın. Artık rahatlık devri başlamıştı.

Cep  telefonlarıyla ilk olarak doksanlı yılların ortasında tanıştık. Kocaman Motorola telefonlar bize büyülü gelirdi.

Amerikan filmlerinde hep o vardı. Aktör anteni açar, konuşma kapağını kaldırır , numarayı çevirir.

İlk cep telefonum Siemens S4 oldu. Bu sefer de telefon var ancak ulaşım yoktu. İş için Anadolu’ya gittiğinizde hatlar ancak şehir merkezlerinde kapsama dahil olurdu. Gerçi bu biraz da işimize gelirdi. Patron ulaşamaz, karın ulaşamaz .

Sen istersen ararsın yani belirleyici olan sen olurdun.

Şimdi öyle mi ? Görüntülü telefon, uydu telefon ne istersen var. Nokia’sı ,Samsung’u , Iphone’u  oradan twitter’e , facebook’a bağlantı mesajı geliyor.

·         Çarşıdayım –   Twitter
·         Tuvaletteyim – Facebook . Yuh artık . Görüyorsunuz içimize kadar  girdi.

Bizim dönemimizde  beklentiler hayallerimizle  sınırlıydı şimdi beklentiyi gerçekleştirmek mümkün ancak onun da karşılığı var.

Kim mutlu ? Kim mutsuz ? Hangi devir daha iyi ? Karar veremedim.

Anadolu’da bir inanış vardır. Çocuk doğunca kavak ağacı dikilir. Çocuk evlenme çağına gelince kavak satılır parasıyla düğün yapılır. Benzer uygulamalar Yahudi’ lerde de var. Genelde şehir dışında arazi alınır çocuk büyüyünce arazi kıymetlenir, ister satılır ister yatırım olarak kullanılır.

Siyasette, dinde benzer uygulamalar var. Ancak önce ekecek sonra biçeceksin. Sabırlı olacaksın sonuç almak uzun yıllar hatta asırlar sürebilir.

19. Yüzyılda misyonerlik faaliyetlerini yaymak amaçlı olarak Türkiye’de Amerikan okulları açıldı . Robert Kolej  1863 , Üsküdar Amerikan Koleji 1871, Kayseri Talas Amerikan Koleji   1871,  İzmir Amerikan Koleji 1878 , Merzifon Amerikan Koleji 1886 ,Tarsus Amerikan Koleji 1888 de kuruldu.

Yetişen insanlar ülke siyasetinde etkili ve belirleyici oldular. Robert Kolej mensupları iki başbakan çıkarttık diye gururlanıyorlar.

Gözyaşları yayın yoluyla Amerika'dan bize kadar ulaşan ünlü hocanın okulları da Afrika’da, Türki Cumhuriyetler’de, Uzak Doğu’da benzer faaliyetleri yapıyorlar.

Böyle büyük bir organizasyonu kendileri yapabilirler mi ?  Bu okulların yöneticileri aslında birer maşa mıdır ?  Arkalarında bu kuruluşları kullanarak , doğal kaynakları zengin ülkeleri sömürmek isteyen emperyalist güçler mi var ? Bunun cevabını tarih verecektir.

Türkiye artık gençlerimize  yetmez.  Mutlaka başka dünyalar keşfetmek gerekiyor.

Beklentileri karşılanamayan binlerce  gencin yurtdışına gitmeleri, orada yaşamaları , iş sahibi olmaları ve düzenli iletişimde olmaları ülkeye çok şey kazandırır. Kongo’ya git, Kenya’ya git, Amerika’ya git . Ticareti , siyaseti , işbirliğini Dünya'ya açılan o gençlerle yap.

Temel’e sormuşlar;
 Aptal mı olmak isteysun, güzel olmak mı?
 Aptal demiş bizim Temel.
 Güzellik geçicidur.

Hollanda’lılar, Fransızlar, Amerika’lılar böyle yapıyorlar.  Dünya’ya yayılıyor ve kalıcı olmaya çalışıyorlar.

Olmazsa olmaz şart kaliteyi yakalamaktır. İyi okullarda oku, lisan öğren. Üret , katma değer yarat.

Neyzen Tevfik demiş ki:

Hayat,  çatlak bardaktaki suya benzer,
İçsen de tükenir içmesen de ,
Bu yüzden hayattan tat almaya bak ,
Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da...

Bu dizeleri kendine şiar edinmiş meşhurlarımız var. Yazılanlara ve duyduklarımıza  göre ;

‎Otomobilleri ile ünlü 60 ‘lı yaşlardaki inşaatçı dostumuzun 20’ li yaşlarda sevgilisi var.

Mali durumu eskisi kadar iyi olmayan  70’ li yaşlardaki  eski sanayicimizin karısı da 20’ li yaşlarda.

60’ lı yaşları çoktan aşmış ünlü spor kulubü  başkanının yeni karısı da ancak 25- 30’ lu yaşlarda .

Yaşı 80 ‘nine dayanmış ünlü gazete patronunun  sevgilisinin yirmili yaşlarda olduğu söyleniyor.

Sosyetede tanınmış bir çok kişinin kendilerinin yarı yaşında hatta daha genç sevgilileri var.


Benim neden sevgilim  yok?  diye üzülmeyin.

Belkide sizin sevgiliniz henüz dünyaya gelmemiştir !!!

Bekletinizi canlı tutun. Sizinde hayalleriniz gerçekleşebilir.

Belki yarın , belki  yarından da yakın.

Önerim;

Dünü , bugünü  bir tarafa bırakın. Yaşamın her anından zevk almaya bakın.